‘Kimin için yaşıyoruz diye düşünüyorum çoğu zaman. Ve çocuklarımızı kimin için yetiştiriyoruz?’ Neden bir sürü özel ders aldırıyoruz? Neden birden çok etkinliğe koşturuyoruz? Niçin sürekli kurslar araştırıyoruz?

Başarı kavramını bazılarımızın karıştırdığına eminim. Birinin çocuğunun bir alanda başarılı olması çoğumuzu etkiliyor, bu bir gerçek. Ve kendi çocuğumuz da o alanlarda başarılı olsun istiyoruz. Peki, ya onun yetileri, hatta en önemlisi çocuğumuzun ilgileri ne olacak?

Falancanın oğlu futbol okuluna başlamış, sen de koş. Filancanın kızı piyano kursu alıyormuş, hadi sen de çal. Ayşe harika resim yapıyormuş,  sen de al şu boyaları eline! Ahmet süper basketbol oynuyormuş, hadi at bakalım sen de şunu potaya! Ben de bu alanda düştüğüm bir yanılgıyı paylaşarak girmek istiyorum asıl meseleye.

Özel gereksinimli kızım, down sendromunun genetik özelliği nedeniyle fazla esnek bir vücuda sahip. Bu esnekliği fırsata çevirmek için önce jimnastik ile çıktık yola. Onun  ilgisini, becerisini hiç kontrol etmeden tuttum kolundan başladık jimnastiğe. Onlar içeride koşarlarken bir bakıyorum benim kız top havuzuna saklanmış. Herkes takla atarken bir bakıyorum benimki trambolinin altına girmiş. Öğretmenlerini epey peşinde koşturduktan sonra ortama ayak uydurmayı öğrendi fakat bu kez de çok hızlı yorulduğu için sürekli karnını tuttuğunu fark ettim. Herkesin enerjisi o hızda koşmaya yetiyor olabilirdi ama İnci’ninki yetmemişti.

Bir süre sonra okula başlamış ve okuldan öğrendiği şarkıları da evde mırıldanmaya başlamıştı. Hatta uzun araba yolculuklarında benden özellikle çocuk şarkılarını açmamı istiyor ve yol boyunca eşlik ediyordu. Tamam dedim, kesinlikle müzik kulağı var bu çocuğun. Hemen ilk hamle bir müzik öğretmeni bulmak ve becerisinin olup olmadığına bakmaksızın evin baş köşesine bir piyano koymak oldu. Ama burada hatayı öğretmenle kesinlikle paylaşıyoruz. Ben çocuğum piyano çalsın istedim ama öğretmen de yeteneğinin olup olmadığına bakmadan o piyanoyu bana aldırdı.

Aradan 4 hafta geçti. Öğretmen her hafta derse geliyor, içeriden önce öğretmenin çaldığı naif müzik yükseliyordu. Bir süre sonra ise sadece:

“Hadi İnci yanıma gel. Hadi İnci sen de bas. Hadi İnci sen de çal,” cümleleri gelmeye başlıyordu. 4. Dersine girdiğinde 15 dakika sonra  İnci’nin sesi geldi. Öğretmenine dönüp , “ ben piyano çalmak istemiyorum,“ dediğini duydum. Kapıyı çalıp içeri girerek öğretmeni kahveye davet ettim. Erken mi başlamıştık, daha beklemek mi gerekiyor acaba diye sohbet ederken yanımıza İnci geldi. Öğretmeni İnci’ye;

“Ben, sen piyano çal diye geliyorum İnci’ciğim” dedi. İnci de ona ;

“Ben piyano çalmak istemiyorum, gelme” dedi. Öylece donakaldık ikimiz de.  İnci’ye dönüp;

“Kızım sana bir şey sormak istiyorum. Sen piyano çalmak istiyor musun?” diye sordum tekrar ve bu soruyu en başında sormam gerektiğini anladım o anda.

“İstemiyorum,”  dedi ve bu konu burada kapandı. 5 senedir konuşmadığı için ben ona hiçbir şey sormadan sadece eğitimden eğitime koşturmuştum. Öyle alışmışım ki bu duruma, hiç fikrini almadan devam etmişim hayatımıza. Ama artık durum değişmiş, İnci kendi duygularını ifade edebilen bir çocuk haline gelmişti. Her konuda fikrini yine alamayacağım kadar küçük olsa da, ilgi duyduğu şeyler konusunda soru sorabileceğimiz kıvama gelmiş olduğunu fark etmemiştim. O gün anladım ki artık sevdikleri, sevmedikleri, ilgi duydukları ve duymadıkları alanların biraz da olsa farkına varmaya başlamıştı. Bu da o gün bana ders oldu.

Uzun zaman ne jimnastiğe ne de müzik ile ilgili bir etkinliğe başvurmama kararı aldırdı bana bu son olay. Sadece zorunlu olarak gitmesi gereken özel eğitimlere götürüyor, yolculuklarda yine çocuk şarkılarına eşlik etmesini keyifle dinliyordum. Ama kesinlikle yeni bir etkinlik filan araştırma gayretinde değildim. Akademik olarak ne olacağı, ne kadar başarılı olabileceği konusu hep bir merak olarak aklımda olsa da, bir alanda bir hobisinin olmasını yürekten istiyordum. Ama ne olacağına onun karar vermesi en büyük arzumdu.

Bir gün en yakın arkadaşı ile görüşmeleri için buluşmuştuk. Arkadaşı uzun zamandır bale eğitimi alıyordu ve İnci ilk kez ;

“Ben de baleye gitmek istiyorum ,” dedi o gün. İlk kez bana bir yere kendi isteğiyle gitmek istediğini söylemişti. O güne kadar ben ona sormadan götürmüştüm her yere, şimdi kendi istediği için götürmeliydim. Eğer ilgisi varsa devam eder, ilgisi yoksa bırakırdık. Kaybedeceğimiz hiçbir şeyimiz yoktu sonuçta.

3 haftadır severek ve isteyerek baleye gidiyor. İlgisi olduğu kesin ama yeteneğinin olup olmadığını anlamak için oldukça erken bir zamandayız. Eğer bu ilgisi yeteneği ile birleşirse, işte o zaman doğru yolda olduğumuzu anlayacağım. İlgisi baki kalıp, yeteneği olmazsa, o zaman da hoş vakit geçirdiği için mutlu olacağım. Ama ebeveyn olarak ne çok hata yaptığımızı gösterdi bana bu süreç. Çocukları yarış atına çevirdiğimiz, ilgi ve yeteneklerini çoğu zaman yok sayarak onları yorduğumuz ne çok hatalı dönemden geçiyoruz.

Bu konu genellikle normal gelişim gösteren çocuklara sahip ailelerde sıkça karşılaşılan bir durum. Ben buna öğretmen olarak çok şahit oluyorum. Ama bizim gibi özel gereksinimi olan çocuk ailelerinde de bambaşka bir psikolojik durum olarak ortaya çıktığını görmüş oldum kendimde. Eğer akademik başarısı olmayacaksa, bari bir yeteneği olsun diyerek çocukları yorabildiğimizi gösterdi bana. Matematik bilmesin ama bari şunu yapsın, fizik yapamasın ama bari şunu başarsın diyerek yaklaşmamak gerekiyormuş çocuğa.

Şimdi, bunca hatalı deneyimden sonra kendime çıkardığım ders çok başka bir boyutta. İlgisinin olup olmadığını bilmeden hiçbir yere götürmemeyi öğrendim bu süreçte. Yeteneğe gelince, işte buna zaman ve o işin uzmanı karar verecek. Çocuk esnek diye jimnastiğe götürmeye, çocuk şarkı söylüyor diye piyano kursu aldırmaya uzanan bu yolculuğumda güzel bir hayat dersi çıkardım kendime;)

Her çocuğun bir ilgisi, bir yeteneği olacak diye bir kural yok. Belki bizim hiç farkında bile olmadığımız bir ilgisi vardır ve çok mutludur. Onu zorlamaya, sevmediği bir aktivitede ısrarcı olmaya ve hatta illa ki başarı beklemeye hakkımız yok. Normal gelişim gösterse de, özel gereksinimli olsa da, çocuğa saygı, bireye saygı ilkesi ile hareket etmek hepimize iyi gelecek. Sevgiler…