Her gün onu okula bıraktığımda bir yanım , “bugün şahane şeyler öğrenecek” diyor, diğer yanım, “sen evdesin, çocuğu da götürmesen mi?” diye vicdan muhasebesi yapıyor.  Kalbim her gün bağrıma basıp gözümün önünde tutmak istiyor, mantığım okula gitmesinin ona neler kattığını izleyip mutlu oluyor.

Down sendromlu birey annesi Süreyya Ülkü Güler yazdı.

Kızımın özel bir çocuk olarak doğmasından sonra yaptığım her araştırmada aynı sonuca varıyordum. 0-6 yaş çok kritikti ve kaçırılmaması gereken dönemler vardı. Tüm gelişim alanları iyi takip edilmeli, doğru zamanda, doğru müdahalelerle eksikler giderilmeye çalışılmalıydı.

2,5 yaşına geldiğinde, kritik dönem denilen yolun neredeyse yarısındaydık ve yeni yürümeyi başarmış bir çocukla bir sonraki hamle ne olmalıydı, onun peşine düşmüştüm. Doğduğundan beri özel eğitim alan ama fiziksel olarak akranları ile bir arada olmayan bir çocuğa yapılabilecek en güzel müdahale okuldu. Bu bizler için yeterince karın ağrısı yapan bir dönemdi. İyi bir okul bulduğunuzda okulun yakasından düşmek istemiyordunuz. İnci’ye tam da böyle bir okul bulmuştum ve öğretmeni de bizim gibi eşekten düşmüş bir kadındı. Kız kardeşi down sendromlu olan kaç tane anaokulu öğretmeni ile tanışabilirim ömrü hayatımda, hiç bilemiyorum.

İnanılmaz heyecan ve azimle başladık bu sürece ve gayet iyi gidiyordu. İnci de ben de alışmıştık. Ta ki o güzel devam eden kritik süreci bir hastalık dalgası baltalayana kadar. Tam 3 yaşına yaklaştığı zamanlarda bir zatürre ile başlayan ama altında bir astım hikayesi barındıran sürece girmiştik. Okul bırakıldı, tedaviler olundu fakat sanayi bölgesinde yaşadığımızı fark ettiğimizde bambaşka bir yola girdik. Her şeyi bırakıp, havasının temiz olduğu bir yere gitmeliydik.

Astım raporu aldık, tayin istedik, taşındık derken 2 sene boyunca eve kapatmaya mahkum ettim kızımı. Çıkarsam hemen hasta mı olacaktı? Buranın havası iyi mi gelmişti? Yoksa sadece evde olduğu için mi iyileşmişti? Burada da okula giderse yine hasta olacak mıydı? Bu sorularla geçen zamanın sonrasında bir okul denemesi ve yine hastalık görünce doktorla tekrar konuştuk. Evi, düzenimizi, çevremizi, alışkanlıklarımızı ve en önemlisi kritik dönemimizi kenara atıp bir hamle yapmıştık. Peki, doğru bir hamle miydi?

Doktor karşımıza geçip , “ hava kirliliği bu işin %1 i, enfeksiyon ise 99’u. Yani gittiğiniz yerde hiç enfeksiyon ile karşılaşmayacağınızdan eminseniz, hamleniz doğru. Ama okula nerede giderse gitsin enfeksiyon ile karşılaşacağını unutmadan, koruyucu tedavilerle devam etmek en sağlıklısı,” dedi.

Yani hamle pek de doğru değildi. Ama ah bu annelik… Sağlık söz konusu olunca her şeyi silip atıyor. Vicdan muhasebem çok ağır geliyordu o günlerde ama boş geçirmemiş olmak bir nebze rahatlatıyordu beni. O okula gidemiyorsa, okulu ona getiririm diyerek eve bir öğretmen tutmuş, birlikte de ödevlerimizi çalışarak 2 seneyi tamamlamıştık. Artık okula geri dönme zamanı gelmişti. Yeni yaşantımızın içinde eski alışkanlıklarımızın olduğu okulu bulmak imkansızdı.  Demiştim ya, down sendromlu kardeşi olan kaç tane anaokulu öğretmeni vardı ki burada?

Bir okul bulduk, haftada 3 gün götürebiliyordum, geri kalan 2 gün de eve gelen öğretmenimizle devam ediyorduk. Peki , bu kez ne çıktı dersiniz? Covid 19…  Bir gün biri çıkıp bir pandemi olacak ve bu da sizin çocuğunuzun kritik dönemine denk gelecek dese, oturur olasılığını hesaplarım. Çünkü öyle minicik gelirdi ki bana bunun olma olasılığı, inanmak istemezdim. Ama oldu. İnci 4 yaşında artık okula gidebilmeye başlamışken, bu kez de pandemi baltaladı kritik dönemimizi. Ve bu kez, artık okulu da eve getirememeye başladık. Öğretmenimiz de artık covid nedeniyle derslere ara vermek zorunda kalmıştı.

O günlerde , geçtiğimiz 4 yılın boşuna gidip gitmediğini düşünüp durdum. Yapmış mıydım gerçekten bir şeyler? Katabilmiş miydim ucundan berisinden birkaç beceri çocuğumun hayatına? Şimdi evde başbaşaydık, çıkamıyorduk ve ne zaman çıkabileceğimizi de bilmiyorduk. Eve aldığım etkinlik setleri, kartlar, puzzlelar, oyuncaklar derken İnci 5 yaşına yaklaşıyordu. Pandemi bitmemiş ama bazı kısıtlamalar kaldırılmıştı. Tekrar okula gitmesini çok istiyordum ama henüz mümkün değildi. Açılan tek okul, kreşlerdi. O gün yeni bir karar verdik. Madem yaşadığımız yer değil, enfeksiyona karşı koruyucu tedavimiz söz sahibiydi, eski düzenimize geri dönebilirdik.

10 gün içinde, eski düzenimize, eski ilçemize geri döndük.  Ben yine tayin istedim, yine taşındım, yine alıştım.  Ve gelir gelmez de İnci okuluna, eski arkadaşlarına kavuştu. En çok merak edilen de şu oldu, benim gibi sağlık söz konusu olunca mangalda kül bırakmayan, her şeyi değiştirmeyi göze alan kadın, hala bitmeyen bu pandemi günlerinde çocuğunu nasıl olur da okula gönderir?

İnci’nin 5 yaşına sadece 36 gün kaldı. 6 yaşına da yaklaşık 1 yıl. Yani bitmek üzere olan koskoca kritik 6 yıl… Devlet okullara sağlık şartlarını sağladıkları sürece izin vermiş. İnci’nin doktoru da “çocuklarda daha hafif geçtiğine” dair makaleler okumuş,  covid olan hasta çocukları gözlemlemiş. Bana da Allah korusun diyerek göndermekten başka çare kalmadı anlayacağınız. Her gün onu okula bıraktığımda bir yanım ,”bugün şahane şeyler öğrenecek “ diyor, diğer yanım ,” sen evdesin, çocuğu da götürmesen mi” diye vicdan muhasebesi yapıyor.  Kalbim her gün bağrıma basıp gözümün önünde tutmak istiyor, mantığım okula gitmesinin ona neler kattığını izleyip mutlu oluyor. Çünkü, tüm ülkede işe yarayan uzaktan eğitim, ne yazık ki özel eğitimde olmuyor. Özel çocuklara o uzaktan eğitim, daha bir uuuuzaktan geliyor. Özel gereksinimli bir çocuğu kamera karşısına oturtup, kaşık kullanmayı,  kalem tutmayı, arkadaşına günaydın demeyi, sınıfta nasıl oturması gerektiğini anlatamazsınız, öğretemezsiniz, gösteremezsiniz.

Yarın sabah için yine şimdiden “Allah korusun” diyor, okul hayatında, azıcık süresi kalan kritik zamanında başarılar diliyorum 🙂