BOZKIRIN AMPUTESİ

,

“İlk kalıcı protezlerimle yürüme videom çok ilgi görünce İç Anadolu’nun bağrından koptuğum için kendime büyük usta Neşet Ertaş’ın da mahlasına ithafen “bozkırın amputesi” yakıştırmasını yaptım ve bu çok sevildi,” diyen Buket Durmuş yaşadıklarını anlattı.

Kendizi twitter’da “Bozkırın amputesi, Az acılı, çok raporlu, yarım porsiyon bir eğitimci,” olarak tanımlıyorsunuz. Daha uzun soluklu dinleyebilir miyiz sizi sizden…

1985, Kayseri doğumluyum. 2 çocuklu bir ailenin küçüğüyüm. Ailemin her daim desteğiyle okulumu dereceyle bitirdim ve 13 yıldır İngilizce öğretmenliği yapıyorum. Doğuştan ortopedik engelliyim. Geçen seneye kadar 1.50 boyunda, ele avuca sığmaz çizmeli bir kediydim.

Şaka bir yana, ayaklarımdaki anatomik ve şekilsel bozukluk yaz kış sadece çizme giymeme izin veriyordu. Yıllarca verdiğim bağımsız olma mücadelesinden sonra ağrılarım şiddetlenip hayat kalitemi düşürünce iki ayağımın da diz altından kesilmesine doktorlarımın rızasıyla razı geldim. Tam bir sene önce ameliyatım gerçekleşti. Kasım ayından beri de protez kullanmaya adapte olmaya çalışıyorum. Bu sancılı sürecimi sosyal medyadan hep paylaşıyordum.

İlk kalıcı protezlerimle yürüme videom çok ilgi görünce İç Anadolu’nun bağrından koptuğum için kendime büyük usta Neşet Ertaş’ın da mahlasına ithafen “bozkırın amputesi” yakıştırmasını yaptım ve bu çok sevildi. Ameliyat sonrası maalesef önce iyileşme sürecimden, sonra da salgından dolayı sadece bir ay çalışabildim ama rüyasında bile okulu gören bir öğretmenim, tekrar öğrencilerime kavuşma hayali de mutlu ediyor beni. İyi ki eğitimciyim. Tüm strese ve yüklendiğimiz sorumluluğa rağmen okulla ve öğrencilerimle rehabilite oluyorum.

Protez bacaklarınıza kavuştuğunuz süreçte çok zor bir karar vermeniz gerekti. Peki, verdiğiniz bu karar sonrasında tekrar yürümeye başlayınca hayatınızda neler değiştirdi?

En başta moralimi bozduğunu sandığım küçük şeyler değişti sanırım. “Ben ne acılar gördüm,” diye gaz veriyorum artık kendime. Ameliyat sonrası hareket edemediğim için üç ay babam beni evde kollarında taşıdı. Geçici protezlerle yürüme çalışmaları yapıyor, başaramıyordum. Bu protez denemelerim başarısız oldukça yattığım yatağa gitgide gömüldüğümü ve asla yürüyemeyeceğimi düşündüğümü hatırlıyorum, büyük bir bunalıma girmiştim. Yürümeye başladığım o gün, sadece ayaklarımın değil özgüvenimin, inancımın, cesaretimin de önümde yürüdüğünü gördüm. O kısacık videodaki mutluluğum bitmez sandığım bir esaretin bitişiydi, kendi ayaklarım üzerinde olabilmenin gururuyla çoğu insana ve en çok da kendime hayatta hiçbir acının kalıcı olmadığını hatırlattım ve herkes beni mesajlarıyla, yorumlarıyla bile kucakladı, benimsedi. Bu yılmayan ruhla tanınmak bana Beşiktaş’ın gol anonsunu yapmayı da nasip etti, Öğretmenler Günü’nde tüm ile konuşma yapmayı da, okulumda öğrencilerimin motivasyon kaynağı olmayı da. Ama en çok kabuğumu kırmamı sağladı.

ne değil her konuda çok eğlenceli ve zekice paylaşımlarınız var. Hesabınızı açarken bu kadar takipçiniz olacağını tahmin ediyor muydunuz?

Çok teşekkürler. Okuyanların beni ya da ayaklarımı değil, içimdekileri görmeleri hoşuma gidiyor aslında. Engelli biri olarak tanınsam da bu niteliklerim için takip edildiğimde daha mutlu oluyorum. “Engelli” olmaktan fazlası olmayı hedefledim hep, engelimin benim önüme geçmesine izin vermedim. Çocukluktan beri yazmayı severim, teşvik de ederim, inanılmaz rahatlatır beni duygularımı kelimelere dökmek. Yıllardır da Twitter’da günlük tadında kendimi yazıyordum, az takipçim vardı ve anonimdim. Kimseye söylemezdim kullanıcı adımı ama hazırlıksız bir keşfediliş oldu benimkisi, bazı gizli tweet’lerimi bile silemeden yürüyerek tüm ülkeye ifşa oldum. 🙂 Bunun üstüne artık kendi adımla devam etmeye karar verdim. Şimdi akraba, dost, öğrenci, hatta müdürüm bile takip ediyor, kimsenin arkasından atamıyorum valla. 🙂

Hep twitter’dan oldu sorular ama siz sadece bir internet fenomeni değilsiniz. Çok sevilen bir öğretmensiniz. Nasıl karar verdiniz öğretmen olmaya?

Arkadaşlarım bilir, dil edebiyat okuduğum için “Yapacağım son şey öğretmenlik” diye gezerdim ben ortalıkta. Sonra maddi sıkıntılardan dolayı özel bir lisede öğretmenliğe başladım ve puzzle’ımın aradığım parçasını bulmuş gibi sınıfa girdiğimde bir şeylerin tamamlandığını hissettim. Öğretmenliğimin en zor ama en keyifli yılıydı. Öğrencilerimle aramda 5 yaş vardı, “Okul bitince size abla diyebilir miyim?” diyenler olurdu, gülerdim. Hala o öğrencilerimden bazılarıyla görüşürüm, beni öğretmen olmam gerektiğine inandıran ilk insanlar onlardı aslında. Sonrasında KPSS’ye hazırlık aşamasında bir bankada çalıştım, umarım güvenlik kayıtlarını kimse incelemez, “Benim burada ne işim var?” diye ağlardım her gün. Şükür ki, sonrasında atandım ve gücümün kaynağını buldum: Öğrencilerim.

Hangi okuldan ne zaman mezun oldunuz?

2007, Erciyes Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı‘ndan mezun oldum.

Ne kadar süredir öğretmenlik yapıyorsunuz?

13 yıldır.

“Seni de unutmadım, derste “Evrim teorisindeki survival of the fittest ilkesine göre benim doğal olarak seçilip elenmem gerekmiyor muydu?” dediğimde “Sizin gücünüz zekanız hocam, ondan elenmediniz” diyen öğrencim… Senin teşekkür belgeni yüreğimde bastım, mühürledim ben,” diye tweet atmıştınız. Öğrencilerinizle aranız nasıl?

Kuvvetli bir bağımız var çok şükür, beni benden çok düşündükleri oluyor, duygulanıyorum. İletişimimiz dürüstlük ve güven üstüne kuruludur. Bana “The Boss (patron)” derler. Okulda marshmallow kıvamında bir hoca olsam da, hiddetimden de şefkatimden de sual olunmaz. Sabah arabamı kapıda bekler, karşılarlar kocaman bir gülümsemeyle, günüm aydınlanır. Akşam da kapıya kadar geçirirler beni çantamı, kitabımı taşıyarak 🙂 Aile gibiyiz, küser barışırız. Ben haksızsam ben gider özür dilerim, kibre yer olmaz benim sınıfımda asla. İletişim esastır, bu yüzden çok konuşuruz, hatta bize 8 saatlik okul günü yetmez, randevu alırlar ertesi gün için. Ben onları hep dinlerim. Asla yargılamam, ötekileştirmem. Bunu bir teneffüs yanıma gelip bizi sınıfta izlerseniz anlarsınız. 🙂 Beni kalabalıkta bulmanız zor olabilir çünkü sınıfım dersi olan olmayan herkesle doludur benim. Uğramadan geçmeyen, beni görmeden konuşmadan gitmeyen, her gün gelip sarılan müdavim öğrencilerim hep var, var olsunlar. Aralarından evlatlık alma şansım olsa bir dakika bile düşünmem dediğim, öyle bağlandıklarımız da olabiliyor. Beni genelde güldürüyorlar ama en çok da şaşırtıyorlar laflarıyla. Yeni neslin boş vermişliği, tepkisizliği ve hatta kaygısızlığı hep eleştirilir ama ben en kaygısız sandığım öğrencimin bile okula tekrar dönemezsem diye kaygılandığını, ben acı çekerken benim için ağladığını gördüm bu süreçte. Kahkahalarımız da hüznümüz kadar meşhurdur ama yanlarında yaşım hep 17 benim. Kovalamaca oynardık derse girerken, malum artık pek mümkün değil, kol kola giriyoruz…

Sizin gibi bir öğretmenleri olması onların hayatında akademik başarının ötesinde neleri  değiştirdi sizce?

Bu soruya benim cevap vermem taraflı olabilir. Dışarıdan görünen benim zannettiğim olmayabilir de bazen, yanılabilirim gözlemlerimde. Bu yüzden direkt öğrencilerime sormak istedim sizin vesilenizle bu soruyu, cevaplardan bazıları şöyle, sizin seçmeniz daha iyi olacak. 🙂

Farklılıklarıyla var olmaya çalışanlar sırf kendilerini ifade ettikleri için bile mücadele vermek zorunda kalabiliyor. Sizi de twitter’da bu şekilde taciz eden insanlar var. Gerçekten ciddiye alınacak yorumlar da değil ya… Siz sakinliğinizi koruyup yine mizahi bakışınızı kaybetmeden cevabını vermeyi başarıyorsunuz?

Böyle saldırılara gizli ve açıktan maruz kalmaya tüm farklı/dezavantajlı insanlar alışkındır benim gibi ama ben bu yaşıma kadar kimseye sesimi yükselterek ya da küfürlü/hakaretli konuşarak cevap vermemek için çabaladım. Birilerini, kendine benzemediği için eleştirenlerin ya da dışlayanların benim damarıma basması yeterli, ben onlara bir el, bir ayaktan fazlası olduğumu verdiğim cevaplarla göstermeyi yeğliyorum. Benim gibileri yaralayamadıklarını görüp bozuluyorlar zaten muhatapları böyle güçlü durunca. Bu üslubumda hakkımı her daim savunmam için annemin verdiği desteğin, babamın aşırı sakinliğinin ve abimin de sivri dilinin etkisi vardır bence ama. Abim çok zeki bir talebeydi ve hep ona imrenirdim. Bir konuda onunla tartışacağım zaman ona düzgün cevap vereceğim diye hazırcevap oldum çıktım belli ki.

Şöyle bir tweet atmıştınız: “Biri çıkıp bana ‘evinden çıkman yasak. Sevdiklerinin senden uzakta acı çektiğini bilsen de yanlarına gidemiyorsun. Elinden hiçbir şey gelmiyor. Sana en ihtiyacı olanlara sarılamıyorsun çünkü tehlikeli,’ deseydi ‘Tutar bu senaryo,  yaz bunu,’  derdim. Şimdi başrol oynuyorum…”   Bu yazdıklarınız neler yaşadığımızı özetliyor aslında ama sizin için nasıl geçti pandemi süreci?

Keşke bu tweet’i sırf evde kapalı kaldığımda sıkıldığım için atmış olsaydım ama maalesef sanılanın aksine bunu benimle yaşıt kuzenimi Covid19’dan dolayı kaybettiğimizde attım. Cenazesine dahi katılamayınca yas sürecini kimsenin yanına gidemeden evde geçirdiğim için. Herkese hikaye gibi geliyor belki bu yaşanan süreç ama bizim virüs gerçeğiyle yüzleşmemiz böyle büyük bir acıyla oldu, bu yüzden kat kat fazlaydı pandemi sürecindeki bunalım ve travmamız. Zordu, hala da çok zor. Umudumu yitirmemek için sevdiklerime daha fazla tutunuyorum, uzaktan da olsa.

Bu süreç bitince en çok neler yapmak istiyorsunuz?

Önce evde ailemle sonra okulda öğrencilerimle sosyal mesafeyi ihlal etmeyi düşünüyorum, sarılmayı özledim. Arkadaşlarımla tatile gitmeyi istiyorum, Avrupa’yı bir de yeni bacaklarım aheste aheste turlasın isterim. 🙂 Spor salonuna gitmeyi de çok özledim, bunu söylerken kendim bile inanmıyorum ama çok hamladım diye mızmızlanmayı arıyormuş insan. Sinema, tiyatro ve konsere gitmek de var yapılacaklar listemde. Bir de koşmak istiyorum ama onun için bu protezlerimin değişmesi lazım ama yine de hayal kurmaya devam edeceğim ben. 🙂

Buket Durmuş’un Öğrencilerinden…

“En başta benim hayata bakış açımı değiştirdiniz, her şeye daha pozitif bakabilmemi sağladınız. Daha önce de öğretmenlerime bağlandığım olmuştu ama gerçekten bir öğretmenime bu kadar çok bağlandığımı hatırlamıyorum. Gerçek manada beni hayata bağladınız bile diyebilirim. Benim için zor bir dönemdi ve siz o zaman dersimize gelmeye başladınız. Hayata bir şekilde tutunduysam sizin bundaki yeriniz gerçekten çok büyük. Ben belki bazı şeyleri dışarı vuran biri değilim. Duygularımı daha çok içimde yaşayan biriyim. Fakat sizin her dersinizden sonra ben daha bir yaşama sevinci ile doluyordum. Hayat durmuyor, zaman sürekli akıyor. Ve bu kısacık hayatta iyi ki rastladığım dediğim öğretmenlerdensiniz. Sizi kendime hep çok yakın gördüm. Velhasıl bir ergeni hayata bağladınız belki de farkında bile olmadan. İyi ki varsınız, çok teşekkür ederim gerçekten her şey için.”

“Hocam sizi gerçekten çok seviyorum, benim için çok değerlisiniz. Öğretmenliğinize, kişiliğinize, düşüncelerinize ve konuşmanıza hayranım. Umarım her zaman mutlu olursunuz, mutluluğu hakeden bir kadın olarak.”

“Öğretmenlerin en güzeli, en tatlısı, en fedakarı…

Biz bu okula ilk adımımızı atarken kaygılarımız da korkularımız da yanımızdaydı. Ailemizden ayrılmıştık ve bilmiyorduk sizin gibi tek kişilik bir aile edinebileceğimizi. Zaman geçtikçe kaygılarımız ve korkularımız yerine farkettik ki sizdiniz yanımızda olan. Herkesten farklısınız, şefkatiniz merhametini, her şeyiniz… İyi ki gelmişim o okula, iyi ki tanımışım sizi.”

“Her insan, her insanın hayatına bir şekilde dokunur, yön verir. Öğretmenler daha fazladır. Ama siz benim hayatıma dokunmaktan, yön vermekten fazlasını yaptınız hocam. En basitinden sizin sayenizde olaylara bakış açım o kadar değişti ki… Eminim birçok kişininki de değişmiştir. Hayatımdaki büyük adımları hep sizin sayenizde atmışımdır. Günlük yazmaya sizin sayenizde başladım mesela, kimseye anlatamayacağım şeyleri ilk sizle paylaştım, sevincimi, üzüntümü bu denli kimseyle paylaşmamıştım. Benim için bir öğretmenden fazlasınız hocam siz… Yeri geldi sırdaş oldunuz yeri geldi arkadaş, yeri geldi anne, yeri geldi baba… Yani içindekileri nasıl ifade etsem bilemedim şimdi. Ama akademik açıdan daha fazla insanın şurasını değiştirdiniz, şurasına dokundunuz. Benim için böyleydi ve eminim ki birçok kişi için de böyle…”

Röportaj: Rana Zeynep Çömlekçi