Kocaeli’nde kurucusu olduğu özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çocuklara hizmet sunan özel eğitim öğretmeni Ümmü Kumru ve onun izinden giden kızları ile konuştuk.

ÜMMÜ KUMRU

 Sizi kısaca biraz tanıyabilir miyiz? Kaç yaşındasınız? Hangi alandan mezunsunuz? Ne kadar süredir özel eğitim alanındasınız?

Ben Ümmü Kumru, 1968 doğumluyum. Yani şuan da 52 yaşındayım. Tabi ki bu biyolojik yaşım hissettiğim değil. Anadolu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Öğretmenliği bölümünden 1989 yılında mezun oldum. Halen Dil ve Konuşma Terapisi alanında yüksek lisans eğitimime devam etmekteyim. 1989 yılından bu yana da aktif olarak özel gereksinimli bireylerle çalışmaktayım. Yani 31 yıldır özel gereksinimli çocuklara ve ailelerine dokunma şansım oldu ve bu bana çok güzel şeyler kazandırdı.

Kurumunuza gelen çocuklardan bahsedebilir misiniz biraz… Hangi farklı gelişimsel özellikleri oluyor?

2013 yılında hizmete açtığımız Ümmü Kumru Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezimizde halen yaklaşık 500 özel gereksinimli çocuğa hizmet vermekteyiz. Özgül öğrenme güçlüğü, dil ve konuşma bozukluğu, bedensel engelli, zihinsel öğrenme yetersizliği, otizm spektrum bozukluğu ve işitme engelli çocuğa ve ailesine hizmet vermekteyiz. Merkezimizde farklı gelişim alanlarında sınırlılıklar yaşayan çocukların sürekli olarak gelişimsel değerlendirmeleri yapılarak bireysel eğitim programı yapılmakta ve gelişimleri takip edilmektedir.

Bebekler içinse Küçük Adımlar Erken Eğitim programına uygun olarak ev eğitim programları hazırlanmakta ve multidisipliner eğitim yaklaşımıyla psikolog, fizyoterapist, çocuk gelişimci, dil ve konuşma terapisti, özel eğitim uzmanları tarafından takip edilmektedir.

Kızlarınızdan birinin disleksili olduğunu ne zaman fark ettiniz? Şaşırdınız mı?

Küçük kızımda bireysel farklılıklar bebekliğinden itibaren vardı. Özel eğitimci bir anne olunca ayrıntılara daha fazla dikkat ediyorsunuz ve farklılıkları fark ediyorsunuz. Tabi ki disleksi tanısı ilkokuldan önce konulamadığı için bu farklılıkları disleksi olarak tanımlayamıyorsunuz. Ancak çocuğunuzun farklılıkları ile güçlü ve zayıf yanlarını objektif olarak görüp özelliklerine göre ortam hazırladığınızda tanısı konmamış olsa da  daha az zarar görmüş oluyor.

Benim kızımın yaşadığı konuşma bozukluğu en belirgin özelliğiydi. Konuşması herkesin çok hoşuna giderdi. Hatta okul öncesi dönemde okuma-yazmayı öğrenmede ilkokulda sorun yaşamaması için konuşma terapisi aldığında çok garipsendik. Ancak günümüzde uzmanlar okul öncesi dönemde konuşma bozukluğu yaşayan çocukların bu problemlerinin ilkokul dönemine geçmeden giderilmesinin önemini vurguluyor.  Kızıma disleksi tanısı konduğunda hiç şaşırmadım. Bizim için çok normal bir sonuçtu. Öğretmenlerinin “Çok zeki ama…” dediği, benim de “Evet öğretmenim, (zekası) IQ su tescilli bir çocuk ama farklı şekilde öğreniyor. Yıpratmazsak çok başarılı olur,” diyerek öğretmenlerini bilgilendirmeye çalıştım bir çocuktu.

Kızım hayat ve sevgi dolu, kendisiyle ve çevresiyle barışık, umutlu bir çocuktu. Tabi ki ilkokula başlayınca bir çok sorun yaşadık ve mücadele ettik, mücadeleden hiç vazgeçmedik. Kızımın ve bizim mücadelelerimizin Kocaeli’deki disleksili çocuklara çok şey kazandırdığını düşünüyorum.

Ne gibi şeyler? Bir örnek verebilir misiniz?

Şöyle ki, kızım ilkokul 3. Sınıfta Aamir Khan’ın YERDEKİ YILDIZLAR filminden onlarca kopya yapıp okulundaki öğretmenlerine dağıttı ve izlemelerini rica etti. Bu sayede okulundaki öğretmen ve idarecilerinin ‘’zeki ama ………’’ diye birçok farklı sıfatla tanımladı çocuklara karşı bakış açıları değişti. Tabi bu ve bunun gibi farklılık yaratma eylemlerine yılmadan bıkmadan aile olarak devam ettik ve halen devam etmekteyiz.

Kitaplarda yer alan ifadelerin ötesinde disleksi nedir?

Disleksililer, iç görüleri yüksek, çok meraklı ve çevrelerinin farkında olan, üç boyutlu düşünüp öyle algılayabilen ve bu yetenekleri bastırılmaz motive edilirlerse güçlü oldukları alanlarda çok başarılı olabilecek bireylerdir.

Bunun yanında disleksiyi hiç bilmeyen kişilere ve panik haldeki velilere disleksiyi anlatırken verdiğim bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum; bir insan düşünün 100 metrelik bir yolu bir ayağında topuklu ayakkabı diğer ayağında ise babetle koşmaya çalışıyor. Bu kişi sizce ne kadar hızlı koşabilir ya da koşarken kaç kere düşer? Eğer iki ayağında babet ya da iki ayağında da topuklu ayakkabı olsa hiç sorun yaşamadan tamamlayacağı yolu farklı ayakkabılarla düşe kalka gidecektir. İşte disleksili çocukların hayatta yaşamış olduğu problem de bence tam olarak budur. Bir ayağında topuklu ayakkabı bir ayağında babet ile düşe kalka sonuca gitmeye çalışırken bir yandan da bu zor mücadelede yeni stratejiler geliştirerek ayakta kalmaları ve yarışı tamamlamalarıdır.

Tüm bunların ışığında, standart tanımlamaların ötesinde bence disleksi dayatılan ve standart beklentileri karşılamak için farklılıklara rağmen dengede durmaya çalışarak, iki üç misli enerji  ve  zaman harcayarak beklentileri karşılama durumudur.

Tanı konulduktan sonra doktor kızınızın ilaç kullanımını önerdi mi? Önerdiyse bu konuda tereddütleriniz oldu mu? Ya da kullandıysanız faydasını gördünüz mü?

Bilindiği gibi disleksinin bir ilaç tedavisi yok. Ancak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu disleksiye eşlik ediyorsa ilaç tedavisi söz konusu. Biz ilkokul ve ortaokul döneminde ilaç kullanmadık. Spor , sanat ve diğer destekleyici etkinlikler ile bir çok sorunu tolere ettik. Tabi ki üniversite sınavına hazırlandığı dönemde kızımın kendi isteğiyle ilaç kullandık.

DEHB çok ileri seviyede olsaydı ilaç kullanma konusunda tereddüt etmezdim. Son olarak şunu söylemek isterim. Ebeveynler lütfen çocuklarınıza tanı koydurmaktan korkmayın. Tanı konulmayan çocuklar yasal haklarından mahrum kaldığı gibi tanının sağlayacağı koruma kalkanından mahrum kalıyor. Eğer çocuğunuzun DİSLEKSİ tanısı yoksa ‘’ çok zeki ama zekasını yaramazlığa kullanıyor’’ etiketi ile tanımlanıyor.

GÜNIŞIK KUMRU

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben Fatma Günışık Kumru. 20 Nisan 1994 yılında Mersinde dünyaya geldim. Daha sonrasında ailemle birlikte Türkiye’nin değişik bölgelerinde bulunduk. 1999 yılında İzmit’te taşındık ve o günden beri halen İzmit’te ikamet etmekteyiz. Ben ilkokul 1. Sınıfta yüzme sporu ile tanıştım yaklaşık 11 yıl boyunca profesyonel olarak yüzme sporu ile ilgilendim. Bu süreçte elde etmiş olduğum başarılardan ötürü Kocaeli Bahçeşehir Kolejinde ilkokul ve lise hayatımı burslu bir şekilde okudum aynı zamanda ülkemi milli takımda da temsil etme şerefini yaşadım. Daha sonrasında  Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdim, şuanda da kendi kurumumuz olan Ümmü Kumru Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezinde özel çocuklara özellikle de özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarla birlikte çalışmaktayım. Tüm bunlarla birlikte halen Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi bölümünde yüksek lisans öğrencisi olarak eğitim hayatıma da devam etmekteyim.

Özel eğitim ile ilginiz nedir?

Özel eğitim alanına olan ilgim annemin özel eğitim öğretmeni olmasından kaynaklı olarak çok küçük yaşlarda başladı. Onunla birlikte iş yerinde bulunurdum. Özel çocuklarla ilgilenme, onları tanıma ve onlarla vakit geçirme imkanım olurdu. Daha sonraları özel çocuklara yüzme eğitimi vermeye başladım. Onlarla birlikte olmak hem benim en büyük şansım hem de hayatımın normal bir parçasıydı. Psikoloji okuduğum süre içerisinde gittiğim eğitimlerde ve üniversitemde edindiğim bilgilerle birlikte çocuklarla; özellikle özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarla çalışmaya karar verdim. Çocukları ve onların iç dünyalarını anlamaya başladıkça özel eğitim alanına olan ilgim katlanarak artmaya devam etti.

Kardeşinizin disleksi olduğunu ne zaman fark ettiniz? Ailede böyle bir şeyden hiç şüphelenmiş miydiniz? Tanı sizi şaşırttı mı yoksa olağan mı karşıladı?

Kardeşime disleksi tanısı 1. Sınıftayken konuldu. Bununla birlikte okul öncesi dönemde bazı kavramlarda sorunlar yaşıyor olması örneğin; uzaklık, yakınlık, yaşıtlarına göre daha dürtüsel davranışlarda bulunuyor olması, 4 yaşında çıkarması gereken sesleri çıkartamıyor oluşu bizlerde bir şüphe uyandırmıştı. Yaşadığı konuşma bozukluğundan ötürü kardeşimi dil ve konuşma terapistine götürdük. Uzmanımız da bizi ilkokulda yaşanabilecek sorunlarla ilgili uyardı. Özel öğrenme güçlüğü durumu o dönemde çok yaygın olarak bilinen bir tanı değildi tüm bunlarla birlikte ailecek bu işin içinde olmamızın verdiği bilgi birikimi bizim ve kardeşim için bir avantajdı bundan dolayı tanı bizi şaşırtmadı. Disleksi ile ilgili ayrıntıları öğrendikçe, bu konuyla ilgili bilgi birikimimiz arttıkça insan doğal olarak herkes gibi geriye dönüp bakma ihtiyacı duyuyor. Birçok farklılığın ya da bazı alandaki başarısızlıkların aslında başarısızlık olmadığını özel öğrenme güçlüğü durumundan kaynaklı farklılık olduğunu gördük. Nasıl her aile de çocukken bizde de vardı aynı şeyler cümlesi kuruluyorsa bizde aynı durumu yaşadık ve hala da yaşamaktayız.

Kardeşinizin özel öğrenme güçlüğüne dair hatırladığınız ve bizimle paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?

Küçücük bir örnek anı anlatabilirim. İlkokul döneminde kesirler konusuna geçtiklerinde bütün aile kesirleri kardeşime anlatabilmek için seferber olmuş durumdaydık. ½’yi görseller üzerinde anlatmaya çalıyor evde kesmediğimiz meyve kalmıyordu buna rağmen matematik sorusuna geri dönüldüğünde bir elmayı ikiye böldüğümüzde yarısı olur ½ olur tamam anladım diyen çocuk soru içerisinde bu kavramı oturtmakta zorluk çekiyordu. Tabi ki asla pes etmeden evdeki meyveleri kesmeye devam ettik çünkü görsel kullanarak anlatmak kardeşim için en uygun öğretim methodlarından biriydi.

Sizin özel çocuklarla çalışmak istediğiniz nasıl doğdu?

Özel çocuklarla çok küçük yaştan itibaren birlikte vakit geçirmeye başladım. Üniversite de psikoloji eğitimi görürken çocuk psikolojisi ilgimi çekmeye başladı. Daha sonrasında ailemin de bu işin içinde olması benim bu alana yönelmemde önemli etkenlerden biri oldu. Tüm bunlarla birlikte özel çocukların size hissettirdiği duyguyu anlatmanın herhangi bir yolu olduğuna inanmıyorum. Bu duyguyu tarif etmeye kelimeler yetmez. Çocuk zaten başlı başına özel bir konu çünkü bir çocuğa dokunduğunuz zaman onun hayatını değiştirdiğinizi gözlerinde görebiliyorsunuz. Özel çocuklarla çalışırken aslında sadece çocukla değil onun ailesiyle de birlikte oluyorsunuz ve ailesine de destek veriyorsunuz. İnsanlar sizlere gelirken bazen çaresiz gözlerle geliyor ve o sırada belki de umudu siz oluyorsunuz ağzınızdan çıkan cümlelere bel bağlıyorlar, dediğim gibi ailemle birlikte çok uzun zamandır bu işin içinde olduğumdan dolayı aileleri ve çocukları çok uzun süre gözlemleme, aile görüşmelerinde bulunma ve staj yapma imkanım oldu bu süreçte bizler için küçücük bir beceri olabilecek durumların özel çocuklara ve ailelerinin dünyalarında ne kadar büyük olduğunu gördüm. Bu mutlulukta küçükte olsa benimde payım olabilecek olma düşüncesi bende özel çocuklarla çalışma isteğini doğurdu.

Geleceğe yönelik mesleki hayalleriniz neler?

2005 yılında tutuğum günlüğü okudum geçenlerde. Orada gelecek hedefim olarak “Bir insanın bile olsa gülüşünde payım olsun istiyorum,” yazmışım. Aslında baktığınızda en büyük mesleki hayalimi gerçekleştirdiğimi düşünüyorum.

Bununla birlikte akademik hayallerimden de bahsetmem gerekirse şuan Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi bölümünde yüksek lisans yapmaktayım. Yüksek lisans eğitimimi bitirdikten sonra doktora eğitimimi de tamamlayarak bir yandan sahada çocuklarla çalışmalarıma devam ederken diğer yandan çeşitli akademik çalışmalarla ülkeme ve dünyaya özel öğrenme güçlüğü konusunda bilimsel katkılarda bulunmak istiyorum.

AYBÜKE KUMRU

Sizi kısaca biraz tanıyabilir miyiz?

Merhabalar ben Aybüke. 18 yaşındayım, Üsküdar Üniversitesi’nde Dil ve Konuşma Terapistliği birinci sınıf öğrencisiyim.

Disleksi tanınız ne zaman konuldu? Bu tanının konulması hayatınızda neler değiştirdi?

Resmi olarak tanım ilkokul birinci sınıfta belgelendirildi. Fakat ben, annemin özel eğitimci olmasının verdiği avantaj ile eğitim hayatımda yaşayabileceğim handikaplardan dolayı evde etkinliler yapmaya başlamıştım. Bu yüzden hayatımda bu tanının konulmasından sonra değişen tek şey bana verilen ve beni yaşıtlarımın ilerlemesine yetişebileceğim bir şekilde eğitim almama yardımcı olmak oldu.

Tanı konulmadan önce nasıl bir hayatınız vardı? Kendinizde bir farklılık olduğundan hiç şüphelenmiş miydiniz?

Açıkçası tanı konulmasından önceki zaman dilimini çok hatırlamasam da şöyle bir geçmişe baktığımda ki hala arada bazı farklılıklar gözlemliyorum, bariz bir şekilde olmasa de ortada farklılık sağlayan bir durum olduğunu hissediyordum.

İlaç kullandınız mı? Kullandıysanız sizi nasıl etkiledi?

İlaç kullandığım tek evre üniversite sınavına hazırlanırken geçtiğim süreçti. O da belli bir dönem doktor gözetiminde olarak dikkat ve performans arttırıcı bir ilaçtı. Lakin her ilaç gibi onun da belli fiziksel yan etkiler oluşturması nedeniyle sonrasında kestim. Ondan öncesinde de, ilaçtan çok benim  bu farkı kapatmamın yararlı olacağına ailecek inandığımız için ek bir ilaç kullanmadım.

Disleksinin zor yanları ve eğlenceli yanları var mı? Varsa bize biraz bahseder misiniz? Bu anlamda bizimle paylaşmak isteyeceğiniz olaylar var mı?

Zor yanları muhakkak var. Mesela yaşıtım, mental kapasitesi normal bir A kişisi ile hedefe ulaştığımız süre aynı değil. Ayrıca attığımız adımlar ve sarf ettiğimiz enerjiler de farklı ve bu bazen yorucu olabiliyor. Eğlenceli yanı varsa bile, düşününce bu benim kimliğimin bir parçası bu yüzden kötü ya da sıkıcı diye tanımlayamam. Ama bu parçanın bana kötü gelmediğini kesinlikle söyleyebilirim.

Kitaplarda yer alan ifadelerin ötesinde disleksi nedir?

Kitaplar kanımca sadece terimlerden ve bu terimlerin içeriklerinden oluşuyor ama disleksi bir tanımdan ya da literatür kelimesinden çok düşünce ve yaşamı algılayış şekli olduğunu düşünüyorum. Çevremizdeki insanlara nazaran etrafımızdaki olan bitene bakış açımız her insanın farklı olsa da bence bizim açımız daha algısal boyutta ve bu bizi kelimelerin ötesine taşıyor bence.

Geleceğe yönelik planlarınız neler?

İleride planladığım en büyük ve tek hedefim sanırım öz benliğimle tanımlanmak.