Otizm dünyasının içinde olanlar şunu çok iyi biliyor ki, otizmliler için yapılan bazı çalışmalar çocukların ihtiyaçlarına ve gelişimlerine göre planlanmışken bezen sadece göstermelik olarak öyleymiş gibi yapılıyor. Dünyanın farklı yerlerinde otizm çalışmalarını gözlemleyen Çidem Ergüvenç bu konudaki tanıklıklarını ÖÇED için yazdı.

Gönüllü olarak çalışmakta olduğum İlgi Otizm Derneğinin içinde bulunduğu iki farklı Avrupa Birliği projesi çalışmaları nedeniyle farklı yıllarda İtalya’da Vasto’ya ve Slovakya ile Macaristan’ın Bratislava ve Budapeşte kentlerine gittik. Hem bu gezilerimizde hem de Türkiye’de katılmış olduğum uluslararası çalıştaylarda, tüm dünyanın otizm konusunda uğraşıp didinip ancak bir ölçüde sonuca varabildiğine ve otizmin tüm bilinmeyenleri ile hâlâ dünyanın başında büyük bir sorun olduğuna tanıklık ettim.

Gittiğimiz yerlerden birinde, izninizle bize içtenlikle ev sahipliği yapan bu insanlara haksızlık etmemek için adını vermeyeceğim, bizleri bir çiftliğe götürdüler. Çeşitli hayvanlar otizmli gençlerin ya da çocukların da katkısıyla bakılıp besleniyordu. Çiftliğin başka bir bölümünde de kavanozlara konmuş olan reçeller başlarındaki yetişkinlerin yardımıyla süslenerek ambalajlanıyordu. Kavanozları ambalajlamakla görevli otizmlilerin başlarındaki görevliler kadın tutsaklardan oluşuyordu. Gündüzleri çocuklarla ilgilenip sonra tutukevine götürüyorlardı. Ne güzel hem bu kadınlar oylanıyor onların enerjilerinden yararlanılıyor hem de otizmlilerle ilgilenmiş oluyorlardı.

Heves ve imrenme duygularıyla çiftliğe gittik. İlk dikkatimi çeken şey on beş, on altı yaşlarında bir delikanlının avluda uçuşarak oradan oraya savrulması oldu. Tek başına ve bilinçsizce dolanıyordu. Niçin bu çocukla kimse ilgilenmiyor, eğitim verilmiyor diye sorduğumda pek de doyurucu bir yanıt alamadım. Bahçede ilerlediğimizde bir başka çocuğun tek başına oturup kim bilir hangi dünyalarda kaybolmuş olduğuna tanıtlık ettim.

Kavanoz ambalajlama yerine gittiğimizde önce ben odaya girdim. Ayağımda lastik pabuçlar vardı o yüzden ses çıkarmadan girmişim ki hanım ilk önce beni fark etmedi. Bilmediğim bir dilde pek de hoş olmayan bir ses tonuyla ortalarda avara karsak dolaşan otizmli delikanlıya bir şeyler söylüyor bir yandan da harıl, harıl kavanoz ambalajlıyordu. Birden beni fark edince hemen yine bilmediğim aynı dilde ancak bu kez gayet sevecen bir ses tonuyla çocuğu yanına alıp kavanoz nasıl ambalajlanır göstermeye koyuldu. İnsan öğesi değişmiyor, “mış” gibi yapıldığına bir kez daha tanık oluyordum.

Bunun yanı sıra yaptığımız temaslarda çok olumlu çalışmaların olduğuna da gözledik. Bu gerçeğin de altını çizmem gerekir.

Bir başka durum daha benim dikkatimi çekmişti. Karışık eğitim veren bir okula gittik. Yani hem engelli çocuklar hem de diğerleri birlikte eğitim alıyorlardı. Öğrenme güçlüğü, hiper aktivite ve benzeri sorunları olan çocuklar da eğitime katılıyor. Otizmli öğrencilerinin olup olmadığını sordum ve varsa sınıfta görelim istedim. Varmış; oysa o dakikaya kadar okulu gezerken hiçbir otizmli çocuk ya da ergene rastlamamıştık. Otizmli bir çocuğun bulunduğu bir sınıfı kapıdan gözledik. Çok hafif otizmli bir çocuk, arkadaşlarından biraz ayrı ama bir şeylerle meşgul. Otizmli demeğe bin şahit ister. Yine “mış” gibi bir durum!

Ne var ki haksızlık etmek istemem. Bu bir iki bana pek hoş gelmeyen örnek dışında pek çok yararlı çalışmaya da tanıklık ettim bu gezilerde…