Hayattaki tüm zorluklar mücadele gerektiriyor. Keşke hayattaki tek zorluk otizm olsaydı… İnsanlar bazen bana diyorlar ki “Benim çocuğumun otizmi var. Daha öte bir problem olabilir mi?”, oluyor.

Üç aylık bir mecburi tedbir arasından sonra yeni normalleşme süreciyle de olsa yuvama aileme kavuştuğum için çok mutluyum. Mutluluğumun en büyük sebebi özel gereksinimli çocuklarımızın eğitim ortamlarına tekrar dönmesinden, çocuklarımızın sesine, ailelerimizin varlığı ile aynı ortamda buluşmamızdan kaynaklanıyor.

Üç ay çok uzun bir süre aslında. Özel gereksinimli bir bireyin hayatı için üç ay… Her anlamda üç ay ve daha uzun süre gelişimin gecikmesi demek ve hatta olduğu noktadan geriye gitmesi demek. Bu hususta dernekler ve kurumlar olarak tedbirin başladığı ilk günden itibaren çok çabaladık ama mantığın ve gönlümüzün istediği bir sonuç elde edemedik.

Hak verirsiniz ki, uzaktan televizyon ile eğitim özel gereksinimli bireylerin çoğuna uygun değil. Değişik model ve uygulama önerilerimiz maalesef kabul görmedi. Birçok kurum ve eğitimci “gönüllü” olarak süreç boyunca çocuklarımızı ve ailelerimizi yalnız bırakmadı. İletişimde oldular, ödevlendirip, bilgilendirdiler, gerekli yönlendirmeleri yaptılar. Gönül isterdi ki, bu süreç çocuklarımızın ve ailelerimizin hakkı olduğu için Bakanlık denetiminde ve işleyişinde belirli kurallar ve kaideler dahilinde ulaşılabilecek maksimum özel gereksinimli çocuğa ulaşılarak yapılsaydı. Çocuklarımız ve ailelerimiz uzaktan dahi olsa kendilerini tanıyan, bireyin özelliklerine vakıf kendi eğitimcilerinden eğitim alabilseydi… Ama olmadı. Üç aylık bir aradan sonra Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın aldığı tedbirlerle kurumlar eğitimine başladılar. Bu başlangıcın başta çocuklarımızın gelişimine katkı sağlamaları adına hayırlı ve sağlıklı olmasını temenni ediyorum.

Canlı Yayınlarımız…

Tedbir sürecinde arada mesafeler olsa da varlık olarak aslında biz hiç ayrılmadık. Çocuklarımızın ellerini bırakmamak adına, ailelerimizin çocuklarına daha donanımlı rehber, model olmaları adına bu süreçte yapabildiğimiz kadar ihtiyacınız olduğunu düşündüğümüz uzman söyleşileriyle sizlere konuk olmaya çalıştık. Tabi hayat bizim içinde devam ediyordu. Ben de mesaimi evden sürdürüyordum. Bir yandan tüm çoğalan ev işleri, diğer yandan çocuklarımız ve ailelerimiz. Konu çocuklarımız olunca insan gerçekten ayrı bir güç ve motivasyon donanıyor.

Bir çocuğun hayatına daha dokunmak, gelişimine katkı sağlamak, bir ailenin hayatını kolaylaştırmak, çocuğunun gelişiminden dolayı bir annenin gözündeki ışıltının verdiği mutluluğu anlatacak kelime bulamam sizlere. Hayatımın merkezi özel eğitim ve özel çocuklar olunca, aklım ister istemez sürekli onlar için çalışıyor. O nedenle sizi bu süreçte yalnız bırakmamak adına elimizden gelen her şeyi yapmaya çalıştık. Çünkü biz büyük bir aileyiz. Fakat burada bir hususa değinmek istiyorum. Maalesef özel eğitimde ailelerimiz kendileri için yapılan seminer, söyleşi tarzı etkinliklere yeterli ve hak ettiği ilgiyi göstermiyorlar. Bu etkinliklerin devamı ve çeşitliliği sizlerin ilgisi ile doğru orantılı. Oraya ayıracağınız süre en fazla bir saat. Buradan edineceğiniz bir bilgi sizin hayatınızı kolaylaştırabilir, bir davranış probleminin önüne geçebilir, yerleştirmeye zorlandığınız bir davranış için size farklı bir bakış açısı sunabilir. Yöntem, teknik, yaklaşım tarzınızda değişikliğe gitmenizi sağlayabilir, çocuğunuzun gelişimine bir fark katabilir.

Sizin katılımınız hazırlayanın ve katılımcının motivasyonunu arttırır, pekiştirir. Daha farklı konularla huzurlarınıza gelmek için gayret gösterirler. Sizden sonra gelecek aileler için de bir yol açmış olursunuz, çıtayı belli bir seviyeye taşırsınız. Hedefimiz ve amacımız çocuklarımızın en kısa sürede bağımsızlıklarını kazanması ve toplumsal yaşama adapte olmasıdır. Bu nedenle üç ay boyunca eğitimsiz geçebilecek her an için endişe edip çırpındık. Daha fazla gayretle ulaşabileceğimiz her kişiye ulaşmaya çalıştık. Bu hususta biraz daha fazla anlayışı ve desteği sizlerden rica ediyorum. Birlikteliğimiz ne kadar büyük olursa kazanımlarımız da o denli büyük olacaktır. Biz birlikteliğimizi kanıtlamazsak, bizim adımıza, bizim halimizden habersiz zihinler düşünüp karar alacaklardır.

 

Yeni Normal

Biraz da yeni süreçten bahsetmek istiyorum. Hepimiz yapılan açıklamaları, verilen sayıları, oluşan tabloyu takip ediyoruz. Sonuç olarak belirsiz bir süre ile bu virüs ile birlikte yaşamayı öğreneceğiz. Ama nasıl? Aşırı korku ve kaygıya kapılıp kendimizi duvarlar ardına saklayarak mı? Yoksa gerekli tedbirleri alıp, yaşamımıza yeni kurallarla devam ederek mi?

Gerekli tedbirler alınıp, uyarılar dikkate alındığında yayılım hızının ne denli aşağılara düştüğünü gördük. Bu yazımı kaleme aldığım sıralarda veriler ülkemizin önemli iki büyük şehri olan İstanbul ve Ankara’da yayılım hızının git gide düştüğü yönündeydi. Tedbirsizlik insanlara zarar verir. Kurallara uymamak, bilinçsizce hareket etmek oranları arttırır.

Bakanlıkların özellikle özel eğitim merkezleri konusunda ciddi tedbirleri ve denetimleri var. Bunlara ailelerimizin alacağı tedbirler de eklenince bu süreci sağlıkla ve gelişimle atlatabileceğimize inanıyorum. Risk faktörü bulunanlar, hastalık belirtisi bulunanlar evlerinden çıkmazsa, sosyal mesafe, maske ve hijyen kurallarına uyulursa biz bu virüsü yeneriz, hayatımıza devam ederiz.

Maske konusunun üstünde ısrarla durmak istiyorum bu noktada. Açılacağımızın belli olduğu günden itibaren çocukların maske kullanımı kazanımı hakkında video ve yazılar yayınladık. Eğitimcilerimiz telefonla da destek verdi. Aileler küçük çocuklarının maske takamayacağını takmasının çok da önemli olmadığını düşünse de, maske takabilme becerisi tıpkı bir tuvalet eğitimi becerisi gibi çalışılması gereken çok elzem bir kazanım. Zira çocuklarımızın taşıyıcı olup hem kendi hem ailelerinin hem de öğretmenlerin hayatlarını tehlikeye atması söz konusu. Bu noktada ailelerimizden maske eğitimi konusuna destek vermelerini rica ediyorum her çocuk öğrenebilir, kimi çabuk kimi geç ama mutlaka öğrenir.

Zorlanmadan Gelişim Olmaz

Malum, pandemi döneminde hepimiz zor günlerden geçiyoruz. Acaba korona virüs neden hayatımıza girdi, yaşadığımız tüketim çılgınlığı mı, umursamazlık mı, doğaya verdiğimiz zararlar mı bu virüsün oluşmasına sebep oldu diye şüphelerimiz var. Yaşadığımız her kötü olayda hep bir yanlışımızı arıyoruz, ne yaptım da bunu yaşıyoruz gibi bir düşünce yapısı içine giriyoruz.

“Allah’ım ben ne yaptım da benim başıma bu otizm geldi?” diyen çok insanla karşılaştım.

Ben bunu hiç yapmadım. Yaşadıklarım bana hep şunu düşündürdü “otizmin bana gelmesin bir sebebi olmalı”. Yaşadığım ömrün, bu kadar çok insanın bana gelip otizmle ilgili sorular sormasının ve onlara yardımcı olmaya çalışmamın bir sebebi olmalıydı. Özellikle son dönemde tanık olduğum hayatlar ve okuduğum kitaplarla bundan daha fazla emin olmaya başladım.

Geçenlerde okuduğum bir yazıda “Zorluklar geliştirir insanı. Zorlanmadan gelişim olmaz,” diyordu.  Gerçekten de düşürsek zorlanmadan neyi başardık ki? Otizm de bir zorlanma ve belki de bizim gelişimimizin ve kişiliğimizin belli bir noktaya gelmesini sağlayan, hayatımıza bir amaç yükleyen bir zorluk. Evet, bazen çok çok zor. Kolay olduğunu kimse söyleyemez.

Dün mesela bir anne yazmıştı. On dokuz yaşında bir oğlu var, 120 kilo. Hiçbir şekilde kontrol altına alınamıyor. Çevresine zarar veriyor. Anne “Bana yardım edin,” diyor. Keşke bir gücüm olsa da anında çözüm üretebilsem dediğim anlardan biriydi.

Dünden beri bunu düşünüyorum. O anne, o çocuk için ne yapabiliriz? Bakımevlerindeki çocuklarımızın durumuna dair endişelerimizi arttıran haberler günden güne artıyor. Çocuklarımızın bakımevine muhtaç hale gelmemesi ve bağımsız bireyler olabilmesi en büyük arzumuz. Bu yüzdende onların altın çağı olan 0-36 ay arası dönemi iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Bu yaş aralığında erken teşhis ve doğru müdahale ile çocuklarımızın büyük kısmı tanı alabiliyor.

Bu ne demek biliyor musunuz? Yaşamı boyunca destek alması gereken bir bireyin hayatını kurtarmak demek. Sakın otizm geçmez ki, diye hemen tepki vermeyin. Erken yaşta tanılanan çocukların yakaladığı başarıların mutluluğunu çokça yaşadım. Otizm varsa vardır belki ama engeli kalkıyor. Bazılarında tanı kalsa bile ağır bir mental sorunu yoksa bağımsız yaşam becerileri kazanabiliyor. Bu sebeplerle erken yaşta ve doğru müdahale ile mücadeleye başlamak çok önemli.

Otizm ya da sadece otizm demeyelim, hayattaki tüm zorluklar mücadele gerektiriyor. Keşke hayattaki tek zorluk otizm olsaydı… İnsanlar bazen bana diyorlar ki “Benim çocuğumun otizmi var. Daha öte bir problem olabilir mi?”. Oluyor. Keşke olmasaydı ama hayatın içerisinde çok ciddi hikayeler yaşanıyor. Benim hayatımda da. Bazısını paylaşıyorum, çoğunu paylaşmıyorum. Ben genellikle negatifi paylaşmayan bir insanım. Beni bu zorlukların geliştirdiğini unutmamaya çalışarak yaşamaya devam ediyorum.

Uzun lafın kısası, bu hayatta yaşadığımız zorluklar beni bugüne getirdi. Bugünkü şükürlerimi değiştirdi. Eski şükürlerim ile bugünkü şükürlerim çok farklı. Zor ömürlerinizin olmasını asla dilemem. Fakat zorlukların da bizi gerçekten değiştirdiğini, insanlara gerçekten farklı bir anlam ve ömür kattığını unutmamak lazım.

Yeni normal ile de olsa, kavuştuğumuz için mutlu olduğumu tekrar belirtmek isterim. Hepimizin kurallara uyarak, dikkati ve tedbiri en üst noktada tutarak sağlık, gelişim ve huzur dolu yarınlara birlikte yürüyeceğimize inanıyorum.

Sağlıcakla kalın…