Erken tanı ve doğru bir yöntem ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık yüzde ellisinde otizmin belirtilerinin kontrol altına alınabildiğini söyleyen Prof. Dr. Ayşe Rodopman Arman ailelere tanı almak için vakit kaybetmemelerini tavsiye etti.

Hocam öncelikle röportajımızı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Alanda olanlar sizi gayet iyi tanıyor ama okuyucularımız için biraz kendinizden bahseder misiniz?

Bu olağandışı dönemde röportaj davetiniz için ben teşekkür ederim. Klinikte ve sahada yürüttüğümüz otizm araştırmaların sonuçlarının ailelere ve geniş kitlelere ulaşmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) mezuniyetimin ardından Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimimi de aynı kurumda tamamladım. 2003 yılında Yale Üniversitesi Child Study Center’da (ABD) konuk öğretim üyesi olarak erken çocukluk çağı nörogelişimsel bozuklukları ve otizm yelpaze bozuklukları konusunda gözlemci araştırmacı olarak katıldım. 2006 yılında Doçentlik ve 2013 yılında Profesörlük unvanını alarak, yine aynı kurumda akademik kariyerime tam zamanlı öğretim üyesi olarak devam etmekteyim. 2011-2018 yılları arasında Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttüm. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezuniyet Sonrası Koordinatörler Kurulu Dahili Bilimler Koordinatörü ve Tıp Eğitimi Geliştirme ve Değerlendirme Üst kurulu üyesim. Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı yönetim kurulu üyesi ve Marmara Üniversitesi Çocuk Koruma Birimi’nin kurucu üyesi olarak çalışmaktayım. UFUK 2020 ve ERASMUS projelerinde, branş alanımdaki araştırma faaliyetlerinde Avrupa Komisyonu hakemlik yapmaktayım. TÜBİTAK projeleri değerlendirme Panel Yönetim Sistemi’nde danışman öğretim üyesim. Başlıca araştırma ve yayın alanlarım; erken başlangıçlı nörogelişimsel bozukluklar kapsamı içinde dikkat eksikliği hareketlilik bozukluğu, Tourette Bozukluğu ve kronik tikler, obsesif kompulsif bozukluk ve otizmdir. Okul öncesi çocukluk çağına özgü gelişimsel sorunların yanı sıra çocuk istismarı ve ihmali alanında UNICEF Eğiticilerin Eğitimi çalıştayında eğitici olarak yer aldım.

Pandemi sürecinde Sağlık Bakanlığımızın özel gereksinimli çocuklar sunduğu bir telefon destek hattı vardı. Sizin de burada gönüllü destek verdiğinizi biliyoruz. Bize biraz bu çalışmayı anlatır mısınız?

Pandemi sürecinin doğası gereği toplumun tüm kesimleri üzerinde ek ruhsal yükler de oluşmakta ve zihinsel özel gereksinimi olan bireyler ve aileleri de bu ruhsal yükten en çok etkilenen gruplar arasında yer almaktadır. Sağlık Bakanlığı, ilaca direk erişimin kolaylaştırılması ve özel gereksinim raporlarının geçerlilik sürelerinin uzatılması gibi temel sağlık sorunlarıyla ilgili çözümleri pandeminin ilk günlerinde öncelikli olarak uygulamaya geçirmişti. Ancak pandemi sürecinin devam etmesiyle evde zorunlu olarak kalmanın getirdiği sıkıntılar, günlük düzenin bozulmasına bağlı ilişki sorunları ve ailelerin üzerindeki duygusal ve fiziksel yükün artmasıyla birlikte ek davranış sorunları gelişeceğini öngörerek, daha aktif müdahaleye yönelik bir uygulama geliştirilmiştir. “Özel Çocuklar Destek Sistemi” uygulamasıyla zihinsel özel gereksinimi olup süreçte davranış sorunları artan çocuklar ve ailelerine gönüllü danışmanlar tarafından uygulamalı davranış analizi yöntemi temelli yarım saatlik randevular halinde destek sağlanmaktadır. Bu sistem ayrıca, çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanları tarafından ailelere ve çocuklara destek verilmesine de fırsat tanımaktadır. Resmi ve güvenli bir kanalla görüntülü görüşme imkânı tanıyan bu sisteme erişim ücretsizdir. Mobil uygulama marketlerinden “Özel Çocuklar Destek Sistemi” şeklinde arama yapıldıktan sonra Sağlık Bakanlığı Özel Çocuklar Destek Sistemi uygulamasını mobil cihazlarına indiren aileler, yönergeleri izlenmesi halinde uygun gün ve saatte operatörler aracılığı ile randevu oluşturarak hizmete rahatlıkla ulaşabilecektir.

Hangi  branştan uzmanlar gönüllü olarak destek veriyor?

Özel eğitim merkezlerinin pandemi sürecinde kapalı olduğu dönemde, sisteme başvuran aileleri öncelikle operatör karşılamakta ve uygun gün ve saat aralığında randevu oluşturmaktadır. “Özel Çocuklar Destek Sistemi” uygulamasıyla zihinsel özel gereksinimi olup süreçte davranış sorunları artan çocuklar ve ailelerine gönüllü psikolojik danışmanlar ve özel eğitimciler tarafından uygulamalı davranış analizi yöntemi temelli yarım saatlik randevular halinde destek sağlanmaktadır. Ardından, çocuk ve ailenin başvuru ihtiyacına göre (örneğin ilaç tedavisinin düzenlenmesi, raporlandırma, diğer tıbbi ihtiyaçların gözden geçirilmesi vb.) çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanları tarafından ailelere ve çocuklara destek verilmesine de fırsat tanımaktadır. Hastane ziyareti gereken durumlar için de, ilgili kurumlardaki branş hekimleri ile temasa geçilerek kesintisiz bir sağlık ve tedavi hizmeti oluşturulması hedeflenmektedir.

Destek hattı uygulamasında çocuklar kendi doğal ortamlarında, evlerinden uzmanlarla buluştular. Bunun onlar üzerindeki etkileri nasıl oldu?

Çevrimiçi uzaktan erişim destek programında aktif olarak görev almış bir uzman gözüyle, aileler ve çocukların doğal yaşam ortamlarında bağlantı kurmuş olmalarından memnun kaldıklarını söyleyebilirim. Kısıtlı iletişim becerilerine rağmen çocuklar ekran üzerinden duygularını rahatça yansıtabiliyorlardı. Beden ifadesi olarak klinik ortamlara göre daha rahat hareket ettiklerini gözlemledim. Diğer yandan uygun teknoloji altyapısının kimi zaman yetersiz olması, belirli bir zaman diliminde görüşme ve fiziksel olarak bir arada olamayışın getirdiği devamlılık hissindeki azalma bu modeldeki zayıf yanlar olarak sıralanabilir.

Destek hattı üzerinden yaklaşık kaç aileye ulaşıldı?

Haziran başı itibarıyla “Özel Çocuklar Destek Sistemi” mobil uygulaması toplam 4870 kez indirilmiştir ve kullanıcıların 3018’i çağrı ile randevu talebinde bulunmuştur. Son bir ay içinde 375 yeni kullanıcı ve 328 yeni çağrı gerçekleşmiştir.

Bu çalışmanın pandemiden sonra da devam etmesi sizce faydalı olur mu ?

Bu uygulama üzerinde Sağlık Bakanlığı bünyesinde halen yapısal çalışmalar devam etmekte olup, pandemi ardından yeni düzene geçildiğinde ve özel eğitim merkezleri çalışmaya başladığında bütünleşmiş bir biçimde devam etmesi öngörülmektedir. Türkiye gibi yüzölçümü geniş bir ülkede özel gereksinimi olan çocuklar ve ailelerin eğitim ve klinik hizmetlere ulaşması kimi zaman zorluklar barındırmaktadır. Ayrıca bu sistem etik, güvenilir ve standart bir yaklaşımı da beraberinde getirmektedir. Yaygın ve bütüncül bir şekilde kullanımı açısından; Tele Psikiyatri ya da Tele Terapi olarak adlandırılabilecek bu tip hizmetlerin hukuki ve etik boyutlarının ayrıntılı ve güvenilir bir şekilde düzenlenmesi en önemli basamağı oluşturmaktadır. İzlenimlerime göre, klinik tedavi ve özel eğitim hizmetlerine bütünleşmiş bir biçimde devam etmesi ailelerin ihtiyaçlarını kapsayıcı anlamda destekleyici olacaktır.

Ailelerimiz pandemi sürecinde otizme eşlik eden artmış hareketlilik ve duygu durum bozukluklarında artış olduğunu söylüyor.  Otizmlilerin depresyon yaşama riski nedir?

Gerek destek sistemi üzerinden gerekse bireysel olarak bize bu dönemde ulaşan ailelerin en sık belirttiği şikayetler; hareket ve duygudurum düzenleyici alanlarda oldu. Alışık oldukları eğitim ve eğitici çerçevesinden uzaklaşmanın yanı sıra özellikle uyku ve beslenme düzenindeki değişiklikler çocukların düzenleyici sistemlerinde olumsuz etkiler yarattı. Dışarıya çıkamamak aynı zamanda sportif beden hareketlerinin de engellenmesine yol açtı. Belirtileri farklı olsa da otizm tanılı çocuklarda %5-10 oranında depresif şikayetlerin olabileceğini biliyoruz. Bu durum ergenlik döneminde oransal olarak %20’lere dek artış gösterebiliyor ve olağan depresyon belirtileri dışında aşırı uyuma, uykuya dalamama ya da sirkadyen ritm bozukluğu dediğimiz günlük biyolojik ritmde bozulmaların yanı sıra sinirlilik, saldırgan veya regresif (çocuksu) tavırlar göze çarpabiliyor. Depresif belirtilerin ya da akut davranış değişikliklerinin görüldüğü durumlarda vakit geçirmeden çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmak ve uygun tıbbi tedaviye başlamak gereklidir. Özet olarak Otistik Yelpaze Bozuklukları olan bireylerde %40 – %70 oranında ek psikiyatrik bozukluklar da görebiliyoruz. En sık görülenler; depresyon, bipolar bozukluklar, kaygı bozukluğu, karşı olma karşıt gelme bozukluğu ve dikkat eksikliği aşırı hareketlilik bozukluğu olarak sıralanabilir.

Öfke krizlerini kalıcı olarak söndürmek mümkün mü?

Pandemi döneminin getirdiği fiziksel alan ve düzen sorunları dışında, başka etkenler de otizm olgularında öfke krizlerini tetikleyebilir. Özellikle ergenlikle birlikte ön plana geçen hormonal değişiklikler, hipoglisemi, endokrin sorunlar, biyolojik ritm düzensizlikleri, kronik ağrılar ve santral sinir sistemini etkileyen enfeksiyonlar, ateş ya da kafa içi lezyonlar sayılabilir. Akut başlangıçlı klinik durumlarda epileptik deşarjların varlığı da aranmalıdır. Genel olarak, ayrıntılı bir klinik anamnez ve gerekli hallerde diğer branş hekimlerinin konsültasyonu altta yatan sebepleri araştırmak için önerilmektedir. Öfke krizlerinin nasıl, nerede ve hangi bağlamda başladığı ve sürdüğü davranışsal olarak da basamaklı olarak ele alınmalıdır. Bu yaklaşımda temel amaç, uyumsuz davranış tam anlamıyla yerleşip derinleşmeden önce, ilişkiler ve koşullandırmalar kapsamında düzenleyici bir müdahale planı yapmaktır.

Kendine zarar verici davranışlar nasıl önlenebilir?

Kendine zarar verici davranışlarının çözümü için ilk basamak, eğitimci ve ailenin çok iyi birer gözlemci konumunda olup davranışı analiz etmesi, bu davranışların hangi durumdan önce, ne olduktan sonra ya da ne olurken ortaya çıktığını keşfetmesidir. Örneğin: Boş kaldığında mı, etkinlik aralarında mı, istemediği bir şeyi yapmadan önce veya sonra mı ya da belirli çevresel uyaranlara karşı mı olmaktadır?  Ardından, çocuğun problem davranışını tetikleyen ön uyaran öncelikle az miktarlarda, çocuğun davranışları kontrol edilerek sunulmalıdır. Uyarana alışma süreci tamamlandıkça dozu artırılarak bu uyarana karşı hassasiyeti ortadan kaldırılmalıdır. Vurma, ısırma gibi davranış problemlerinde uygulanan yöntemler, davranışın verdiği zararı azaltmakta fakat ortadan kaldırmamaktadır. Bu çözümler daha kolay ve kısa sürede hayata geçirilebilir olmakla birlikte, davranışta bir değişikliğe yol açmaz. Davranışsal düzenlemelerin yanı sıra psikofarmakolojik tedavilerden de sıklıkla faydalanmaktayız. Problem davranışlarını tamamen ortadan kaldırma süreci uzun ve zorludur. Aile, hekim ve eğitimicinin sürekli işbirliğini gerektirir.

Evde kaldığımız dönemde özel gereksinimli çocuklarımızın beslenme düzeni de bozuldu. Bu dönemdeki kilo artışlarına dikkat etmeli miyiz? Kısa sürede fazla kilo almanın otizmli çocuklarımız üzerinde etkileri nasıl olur?

Pandemi döneminde beslenme ve uyku düzeni gibi günlük akış ve rutinlerin bozulması yanında sürekli evde durma ve ekran maruziyetinin artması neticesinde fiziksel aktivite de ciddi oranda azaldı. Sıklıkla kullanılan psikofarmakolojik ajanların bir kısmı kilo alma ve diyabet eğilimde artış gibi yan etkiler oluşturmakta, hareketsizlik de bu etkileri artırmaktadır. Bu sebeple, evde kalınan dönemde uyku ve öğün saatlerini düzenleme ve düzenli fiziksel aktivite planı otizm tanılı bireyler ve aileleri açısından son derece önemlidir. Pandemi döneminde, çocukların evde kalma zorunluluğu kuralı, özel gereksinimli çocuklar için aileleri eşliğinde olmak koşuluyla yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme, çocuklara düzenli olarak dışarı çıkma, hava alma ve egzersiz yapabilme olanağı sağlamıştır. Yanı sıra, özel gereksinimi olan çocuklara yönelik ilgili kurumlar aracılığıyla hazırlanmış fiziksel aktivite önerileri ve videolarına çevrimiçi olarak ulaşılabilmektedir.

Otizm için en önemli erken uyarı belirtileri nelerdir?

Gelişimsel dönemlere göre ayıracak olursak, bebeklik döneminde yakın temasta göz göze gelmiyorsa, annenin güldürmesine tepki vermiyorsa, 7-9 aylıkken annenin parmakla işaret ettiği tarafa bakmıyorsa ve cee-ee oyunlarına ilgi göstermiyorsa bu durum önemli bir işaret olabilir. 12-24 aylık dönemde ise, 12. ayda tek kelimelik, 24. ayda ise iki kelimelik anlamlı ifadeler yoksa, karşılama ve selamlama jestleri gözlenmiyorsa, adına yönelmiyorsa, jest ve mimikleri anlaşılmıyorsa ve yakın temastan huzursuz olduğunda önemli ipuçları verebilir. Genel olarak insanlar arası karşılıklı iletişimde; konuşmuyor (bir şey söylemiyor), ismi söylendiğinde bakmıyor, kulak vermiyor, parmakla ya da elle istediğini göstermiyor, komutları anlamıyor ve hep aynı şeyleri yapıyorsa çocuk psikiyatri uzmanına vakit geçirmeden danışmak gereklidir.

Üç yaşından önce erken uyarı belirtileri nasıl anlaşılır ve taranır?

23 maddelik Erken Çocukluk Çağı Tarama Ölçeği (M-CHAT), aile hekimleri ya da hizmet içi eğitim almış hemşirelerin aile sağlığı polikliniklerinde uygulayabilecekleri bir ölçektir. Sağlık personelinin anne-babaya sorması ile işaretlendiğinden otizm riski olan çocukları tespit edip, ilgili sağlık kuruluşuna yönlendirmeyi kolaylaştırmaktadır. Kırmızı bayrak denilen uyarıcı belirtilerin ikisinin varlığı halinde (2 hayır yanıtı); risk grubu içindeki çocuklar, otistik gelişim özellikleri açısından Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlarınca değerlendirilmelidir. Bu ölçek 18 ay -36 ay arası uygulanır.

Aşağıdaki sorulardan ikisini “hayır” diyorsanız dikkat!

Çocuğunuz hiç hayali oyun oynar mı? (Hayır)

Çocuğunuz başka çocuklara ilgi gösterir mi? (Hayır)

Çocuğunuz işaret parmağı ile ilgilendiği şeyi size gösterir mi? (Hayır)

Çocuğunuz bir şey yaptığında  sizin dikkatinizi çekmeye çalışır mı? (Hayır)

Çocuğunuz 1-2 saniyeden daha uzun süre göz göze gelebiliyor mu? (Hayır)

Çocuğunuz nesneleri size getirip gösterir mi? (Hayır)

Çocuğunuz sizi taklit eder mi? (Hayır)

Çocuğunuz diğer insanların söylediğini anlar mı? (Hayır)

Çocuğunuzun adını çağırdığınızda dönüp bakar mı? (Hayır)

Bir oyuncağa işaret ettiğinizde çocuğunuz dönüp ona bakar mı?(Hayır)

Sizin baktığınız şeylere çocuğunuz da dönüp  bakar mı? (Hayır)

Durumu kabul etmede bazen aileler dirençler gösterebiliyor. Hemen harekete geçmek neden önemli?

Aileler çocuklarında aynı yaştaki diğer akranlarından farklı davranışlar ve belirtiler gözlemleniyorsa vakit kaybetmeden otizm konusunda uzman bir çocuk psikiyatristine başvurmaları gerekiyor. Bilimsel araştırmalar, erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık yüzde ellisinde otizmin belirtilerinin kontrol altına alınabildiğini, sosyal iletişim alanında gelişim sağlanabildiğini, hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde arkadaşları ile sosyal uyumunda ilerleme kaydettiğini gösteriyor.

Ailede benzer gelişim gecikmeleri gösteren bireylerin varlığı, durumun genetik kökenine de işaret edebilir. Tanı koyabilecek kişiler, yalnızca konunun uzmanı olan doktorlardır. Otizmli çocukların dış görünümleri diğer çocuklardan farklı değildir; ancak davranışları farklıdır. Tanı, uzmanlar tarafından çocuğun gözlenmesi, gelişim testleri yapılması ve anne-babalara çocuğun gelişimi hakkında sorular sorulmasıyla konur. Otizmin tanısı 12 aylıktan itibaren konabilir. Erken yaşta tanı konması, bir an önce eğitimin başlaması açısından önemlidir. Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek uzmanlar Çocuk Ruh Hastalıkları uzmanlarıdır. Bu hizmete üniversite hastaneleri ile eğitim araştırma hastanelerinde ilgili Anabilim Dalı’na başvuru yolu ile ulaşılabilir.

Bize gelen mesajlarda bazen aile yakınları çocukta otizm olduğundan şüpheleniyor ama aileye bunu söylemeye cesaret edemiyor. Bizden destek istiyorlar. Böyle durumlarda ne yapılmalı? Aileyi kırmadan bu fikri paylaşmak için sizin bir öneriniz olabilir mi?

Bu konuyu gündeme almanıza teşekkür ederim. Araştırmalar ve bizim klinik gözlemlerimiz, çocuğun tanı alma zamanı ile özelleşmiş tedavi olanaklarından faydalanması arasında yaklaşık 8-12 ay kadar vakit kaybettiğini doğruluyor. Bu dönem, gelişmekte olan ve özel eğitime son derece açık bir sinir sistemini müdahaleden yoksun bıraktığımız anlamına geliyor. Aile yakınlarına önerim, çocuğun yoksunluk yaşadığı akran ilişkileri, kaliteli oyun ve sosyal etkileşim alanlarında yaşıtlarına uygun faaliyetlerde bulunamadığı durumları aile ile samimi ve net biri biçimde paylaşmaları. Bazen bir aile büyüğünün ya da daha yakın hissedilen bir akrabanın ilk doktor ziyaretlerine eşlik etmesi, anne babaya destekleyici bir yaklaşım olabilir. Otizm tanısı alan çocukların aileleri sosyal desteğe diğer ailelere göre çok daha fazla ihtiyaç duyarlar.

Ulusal Otizm Eylem Planı çerçevesinde Aile Hekimleri ve 1. Basamak Sağlık Hizmetlilerinin Eğitimi çalışmasında yer aldınız. Bize bu çalışmadan da bahseder misiniz?

Erken tanı, tedavi ve müdahale zincirinin kurulması amacıyla, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından “Otizm Spektrum Bozukluğu Tarama ve Takip Programı” oluşturulmuştur. Program kapsamında İl Sağlık Müdürlükleri bünyesinde, ruh sağlığı birimlerinde belirli personel ve kamu ile üniversite hastanelerinde görev alan çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanları işbirliğinde ekipler kuruldu. 2017-2018 yılları arasında çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanları tarafından, 25.557 aile hekimi ve 18.859 aile sağlığı elemanına program kapsamında eğitim verildi. 2018 yılında, 326.653 kız 338.963 erkek olmak üzere 667.323 çocuk, aile hekimleri tarafından otizm yönünden değerlendirildi. 15.087 çocuk ileri değerlendirme için çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına yönlendirildi. Ayrıntılı değerlendirme amacıyla yönlendirilen çocuklardan hastaneye başvuranlar arasında 805 çocukta otizm, 998 çocukta ise farklı bir tanı durumu tespit edilip, erken tanı ve tedavi hizmetlerinden yararlanması sağlandı.

Bu çalışmada eğitim alan aile hekimleri rutin bir gelişimsel farklılık taraması yapacak mı?

Söz konusu programda, Ruh Sağlığı Dairesi Başkanlığınca hazırlanan eğitim modeli çerçevesinde, çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanları tarafından, aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına yüz yüze eğitimler düzenleniyor. Aile hekimleri tarafından 18-36 ay arası çocuklarda rutin muayenede sürekli taramalar yapılmakta, riskli olgular koordinasyon ekipleri aracılığıyla çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına yönlendiriliyor ve takipleri yapılıyor. Aile hekimlerinin yapmış olduğu taramalarda beş gelişimsel alan özellikle göz önüne alınıyor. Bunlar; göz teması, ismi söylendiğinde bakma, konuşma gecikmesi, ortaklaşa dikkat ve stereotipilerin belirlenmesidir.

Birinci basamakta tespit edilen riskli olguların muayenesi için hastanelerde belirli günler ayrılmış olup, randevularının alınması koordinasyon ekiplerince sağlanmakta ve mümkün olan en kısa sürede poliklinik hizmeti sunulmaktadır.

Sizin de halen akademik çalışmalarınızı sürdürdüğünüz Marmara Üniversitesi otizm tanıları için ayrı bir poliklinikte hizmet veriyor. Bu poliklinikten randevu alacaklar nasıl bir yol izlemeli? Süreç nasıl işliyor?

İlçe Sağlık Müdürlüğü koordinatörlüğünde, örneğin Marmara Üniversitesi için Tuzla ve Pendik ilçelerindeki aile hekimlerinin birinci basamakta “riskli” olarak tanımladığı olguların muayenesi ivedilikle planlanmaktadır. Bu düzenlemede hastanelerde her hafta başına belirli bir gün ayrılmış olup, randevularının alınması koordinasyon ekiplerince merkezi Hastane Randevu Sistemi üzerinden sağlanmakta ve mümkün olan en kısa sürede poliklinik hizmeti sunulmaktadır. Klinik değerlendirme ve ilişkili branşların muayenesi ardından gerekli tıbbi işlemler, özel eğitim planlaması, sağlık kurulu raporlandırma ve gerekli durumlarda tıbbi tedaviye başlanması; ailelerin alabileceği hizmetler arasında sayılabilir.

Röportaj: Rana Zeynep Çömlekçi