Sevgili Hanım Dilek ve kızı Merve müthiş ikili. 33 Yaşında otizmli birey olan Merve, annesi ile mutfakta harikalar yaratıyor. Onlardan aldığımız bir tarifi sizler ile paylaşıyoruz. Daha fazla tarif için Dilek İrican’ın sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz.

Dilek İrican Otizm Yolculuklarını Anlatıyor…

“1988 Ekim 3’ünde dünyaya ‘merhaba’ dedi prenses. Upuzun kirpikleri, zeytin gözleri, küçücük burnu ile porselen bebek gibiydi. Kalbimden taşıp koskoca bedenime sığmayan hayallerimiz vardı. İlk kırk günümüzü uykusuz ve zorlu geçirdik. Anne sütü almamıştı bebeğim. Sonra karnını doyurmayı öğrenmiştik, yavaş yavaş uykunun tadını almaya başlamıştı. Aylar, yıllar bir, iki, üç derken geçiyordu, lakin ters giden bir şeyler vardı. ‘Neden Merve konuşmuyor, yaşıtları gibi uzun uzun oyunlara dalıp oynamıyordu, derdini anlatmıyordu, her sorunu ağlayarak çözmeye çalışıyordu? Oysaki zamanında yürüdü, tuvalet sorunumuz olmadı, tek sorunumuz yemekti… İstemiyordu yemek yemeyi, çok sık hastalanıyordu, çocuk doktorumuz Rıza Bey’e her gittiğimizde bir torba ilaç yazıp gönderiyordu. Neden bu kadar sık hastalanıyor yavrum, sanki ters giden bir şeyler var, dedikçe kızardı bana. ‘Geç konuşacak olabilir’ derdi.

Nedenler, niçinlerle geçti 5 yıl. Çok nadir görüştüğümüz tanıdığımız dahiliye doktoru Hasan Bey’e ziyarete gittim. Merve’yi anlattım ağlayarak ‘Kime gidelim, nereye gidelim, ne yapabilirim yol göster’ diye… Tesadüf bu, sınıf arkadaşı Kayhan Aydoğmuş’a yazdı, tabi ertesi gün biz Çapa’daydik. 1993 Nisan ayıydı Çapa Çocuk Psikiyatri bölümü hayatımızın değiştiği gündü. Hayatımıza bir bomba düştü: Otizm… Neydi, nasıl bir hastalıktı, bildigimiz duyduğumuz bir şey değildi… Eğitimle hayatımıza devam demişti hoca, yaşıtları gibi olmasını hiçbir zaman bekleme, diye devam etti. Yıkılmıştı başıma dünya, dağıtmak istedim odayı, orayı hocayı.

Çapa’dan evin yolunu bulamamıştım, ağlaya ağlaya yürüyordum canımın parçası elimde geleceğimizi bilmeden. Her kafadan bir ses zamanları… Ne, nereye, nasıl, neden derken başladı özel eğitimler.

Rehabilitasyon da evde yoğun eğitimler ağlaya bağıra geçen saatler, kırmızıyı öğrendi diye dünyalar bizim oluyordu. Prenses 8-9 yaşlarına gelmişti dünya bir yana güzeller güzeli prensesim bir yanaydı. Bu arada dünyada hiçbir çocuk olsun istemiyordum gördüğüm her çocuk Merve gibi olsun istiyordum. Beynim yanıyordu, aklımı yitirmek üzereydim, bir süre sıyırmıştım, neyse ki ufak sıyrıklarla atlattık o günleri.

Prenses okula gitmedi, gidemedi. Okul önlerinden geçmek içimi sızlatıyordu, içeride yüzlerce çocuk vardı ama benim prensesim 15 okulun bir tanesine kabul edilmemişti. Yıllar akıp gidiyordu ilk Mehmet Yıldırım’da başlamıştı özel eğitim orası olmadı, başka bir yer, olmadı başka bir yer derken eve gelen öğretmenler, özel eğitimciler yıllarca bizde pil de bitti pul da… Merve hala kırmızıda, sarıdaydı sayfalarca heceler yazılıyordu. Bu arada duyduğumuz doktorlara gidiliyordu, ilaçlar kullanılıyor, tavsiyelere uyuluyordu. Merve yazmaktan bıkmıştı defterler kalemler çöpe atılamaya başlandı, ‘tamam bitti’ dedim akademik olmuyordu. Merve artık eğitimini mutfakta, evde sokakta yapmaya almaya başladı, bu arada hala hayata herkese küskünlüğümüz devam ediyordu. Kimseyi istemiyordum kimseye gitmiyordum. Hayatım Merve ve eğitimiydi, prenses daha mutluydu. Yıllar su gibi akıp geçiyordu 2 yıl bir ÖÇEM maceramız oldu, biz de çocuklar ile beraberdik aslında Merve’ye değil ama bana iyi gelmişti, yalnız değildik benim gibi birçok anne vardı ve hepsi çocukları için uğraşıyordu.

Emeklerimizin karşılığını almaya başlamıştık; akademik olmamıştı ama sosyal hayatta çok iyiydik, yaşıtlarının yanında çok eksiğimiz vardı. Olsun Merve yanımdaydı, birlikte yemek yaptık, birlikte gezmeye gittik, birlikte oturup biryerde kahve keyfî yaptık, birlikte kekler börekler yaptık. Kızım genç kız olmuştu; örgüye merak sarmıştı, biraz üzerinde çalıştık ve başardık. Yaşıtları evlenmeye, çocuk sahibi olmaya başladı, yangın gittikçe alevleniyordu. İçim yanarken dışım da yanmaya başlamıştı yapacak bir şey yoktu, elimden geleni yapmıştım, demek ki kısmetimizde bu kadar vardı.

Olmuyor diye pes etmedik. Hala mücadeleye devam, biz yanındayken, başındayken canımın içi en güzel şekilde yaşasın diye. Bizden sonrası mı… İşte burayı çok düşünmemek en iyisi. Öğretmeye, öğrenmeye davam.

Merve okuyup yazamıyor belki ama çok güzel kahve yapıyor. Merve piyona çalamıyor belki ama çok güzel çantalar battaniyeler yapabiliyor. Çocuklar sevdikleri işi yaptıkları zaman daha mutlu oluyorlar, o zaman neyi seviyorsa onu yapsınlar diyorum. ‘Bu hikaye bitmez’ diyerek bitiriyorum şimdilik. Bundan sonraki yıllarımız bakalım hangi hikayelere gebe… Dilerim tüm çocuklar sevdiği, sevildiği yıllarda yaşasın…”

Mis Gibi Ev Ekmeği

Malzemeler

  • 1,5 Su Bardağı Süt
  • 2 çay kaşığı şeker
  • 2 çay kaşığı tuz
  • 1 Paket Maya
  • Un
  • Su

Tarif

1,5 su bardağı ılık süt, 2 çay kaşığı şeker, 2 çay kaşığı tuz, 1 paket mayayı bir kapta karıştırıyoruz. Üzerine kapatıp 15 dakika mayalanmaya bırakıyoruz.

Sonra kaşık kaşık un ilave edip yoğuruyoruz.

Bu karışımın da üzerine kapatıp 1 saat mayalanmaya bırakıyoruz. Sonra istediğimiz büyüklükte keserek ekmeğimize şekil veriyoruz.

Hazırladığımız ekmekleri yağlı kağıt üzerine yerleştiriyoruz. Üzerine bir fırça yardımı ile bastırmadan su sürüyoruz. Daha sonra bıçak ile üzerlerine çizik attıktan sonra fırına veriyoruz. 180 derece fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

Afiyetler olsun.