Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Psikiyatristi Yrd. Doç. Arzu Önal Sönmez, otizme eşlik eden dikkat bozukluğu, takıntılar, tikler, öfke nöbetleri konusundaki sorularımızı yanıtladı.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları uzmanıyım. 11 yıldır Acıbadem grubunda çalışıyorum. İstanbul Tıp fakültesi mezunuyum, Cerrahpaşa Tıp fakültesi ihtisaslıyım. İki kere Amerika’da eğitimde bulundum; George Town Üniversitesi Children’s National Hospital, Child Psychiatry Clinic’te, daha çok dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ile ilgili ve Harvard Üniversitesi Dana-Farber Kanser Enstitüsü’nde onkoloji hastası çocuklarla ilgili olarak…

Otizm ile sıkça karşılaşıyor musunuz?
Otizm çok yaygın, sıklığı artan, yelpazesi de genişleyen bir bozukluk olduğu için, tanı kriterleri ve gözlem şeklimiz bir miktar değişti. Çok daha hafif formlarını görmeye başladık. Bu yüzden de otizm artık her çocuk ve ergen psikiyatristinin ilgilendiği ortak bir alan…

Gözlemlerinize ve tecrübelerinize dayanarak otizme en sık eşlik eden tanılar konusunda neler söyleyebilirsiniz?
Otizmli çocuklarda özellikle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranış bozuklukları, tikler, öğrenme bozuklukları, depresyon, anksiyete çok fazla görülüyor. Fakat otizmli çocuklarda bunları ayırt etmek biraz daha zor ve farklı… Otizmde bunun hangi tanıya, hangi komorbit eş hastalığa girdiğini bulmak daha farklı. Çünkü çocuk kaygının bulgusunu kendine vurarak da gösterebilir, kendine şiddetle de gösterebilir, korkup odadan odaya geçememek şeklinde de gösterebilir. Burada iyi bilgi almak, çocuğun aile yaşamını, rutinini bilmek, tanımak ve gözlemlemek eş tanılar açısından önemli oluyor. Çünkü otizme eşlik eden tanılarda “klasik dikkat eksikliğidir şöyle olur” ya da “depresyondur böyle olur” diyemiyorsunuz.

Ek olarak özellikle ergenlik döneminde cinsel içerikli davranışlarda da artış olabiliyor. Bunun da bazen farklı anlamları olabiliyor. Bu yüzden hem ailelerin hem takip eden doktorların çok özenli ve dikkatli olması gerekiyor.

Takip ettiğiniz otizmli çocuklar için kimlerle iletişim halinde oluyorsunuz?
Birinci düzeyden çocuğa bakım veren herkesle… Bu bakıcı da olabilir, anneanne de olabilir… Çocuğun özel eğitim aldığı merkezle, özel eğitmeniyle rapor olarak haberleşiyoruz. Randevuya gelmeden önce rapor mail ile bana gelmiş oluyor ve o doğrultuda devam ediyoruz. Eğer gölge öğretmeni varsa ya da ona eve destek için gelen farklı bir eğitmeni varsa onlardan da bilgi almaya çalışıyorum. Bu da çocuğun normal rutin hayatının nasıl olduğu ile ilgili fikir veriyor.

Otizme eşlik eden dikkat bozukluğu nasıl tanılanıyor ve sonrasında nasıl bir yol izleniyor?
Hiperaktivite daha dışarıdan görebildiğimiz, ailenin de fark edebildiği bir durum oluyor ama dikkatle ilgili problemler özellikle masa başı aktivitelerinde ortaya çıkıyor. O yüzden çocuğun eğitmeninden ya da gittiği okuldan böyle bir dönüş alıyoruz. Böyle olduğu zaman da diğer kriterleri değerlendiriyoruz. Başka hangi konularda dikkatle ilgili sorun yaşıyor? Bu bir sıkılma mı, dikkat eksikliği mi? Ya da hayatında o döneme özgü başka bir problemi var mı? Gelişimsel sürelerden biri mi, ergenlik mi, anne-baba boşanması mı, çevresel faktör mü? Önce ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Otizmde eğitmenler genelde teke tek çalışıyorlar ve dikkat eksikliği olan bir çocuk için de teke tek çalışmak en ideal öğretim yöntemi. Buna rağmen çocuk dikkatini sürdürmekte zorluk çekiyorsa, masa başına oturmuyorsa o zaman semptomları hafifletmek ve çocuğun hayat kalitesini yükseltmek amaçlı ilaç tedavisi gündeme gelebiliyor.

Epilepsi nedir ve otizmli çocuklarda epilepsiyle ne kadar sıklıkla karşılaşılıyor?
Epilepsi, en basit tanımıyla beynin korteks yapısındaki nöronların aşırı deşarjı olarak açıklanabilir. Bu nörolojik bir durum olmakla birlikte otizmli çocukların yaklaşık yüzde 35-40 gibi bir kısmında eşlik edebiliyor. Bu, çocukların hem öğrenmesini etkiliyor hem mental kapasitesinde bir takım yıpranmalara sebep olabiliyor. O yüzden otizm tanısı koyduğumuz zaman mutlaka daha önce bir nöbet, bir havale hikayesi olup olmadığını, riskli bir durum olup olmadığını değerlendirmek gerekiyor. Şüpheli bir şey görürsek mutlaka çocuk nöroloğundan konsültasyon istiyoruz.

Tikler otizmde çok sık rastlanan bir durum mu?
Davranış, bozukluğu, hiperaktivite ve depresyon kadar sık olmasa da tikler olabiliyor. Bu tikler stresle, heyecanla, uykusuzlukla ve yorgunlukla artıyor. Çocuğun kaygısını azaltmak, onun yaşadığı ortamla kontrolünü sağlamasına yardımcı olmak onlar için daha destekleyici oluyor. Bunun yanında davranış değiştirme kullanabiliyoruz. Tikler yer değiştirebiliyor ya da dışarıdan garip karşılanan tiklerse onları bazı davranış değişiklikleri ile başka taraflara kaydırabiliyoruz. Fakat çok şiddetli, çocuğun uyumunu bozacak düzeyde, dikkatini dağıtacak düzeyde ya da kuvvetli şekilde yapmaktan çene çıkması, omuz çıkması gibi sağlık sorunlarına neden olması durumlarda ilaç tedavisinden destek alıyoruz.

Takıntılar ve korkular konusunda ailelere önerileriniz neler?
Takıntılar çok sık karşımıza çıkıyor. Her şeyde olduğu gibi altta yatan stres takıntıları arttırıyor ya da çocuğun mevcut bulunduğu, yaşadığı ortamda kontrol edemediği değişikliklerin olması stresi arttırıyor. Bu aslında sadece otizmli değil, bütün çocuklar için böyle. Stresle başa çıkmak için her çocuğun ve yetişkinin farklı bir yöntemi var. Hepimiz bir şekilde stres ile karşılaşıyoruz fakat kimisi obsesif-kompülsif bozukluk gibi silme, temizleme, düzen, kontrol gibi mekanizmalar ile başa çıkabiliyor, kimisi aynı hareketi tekrar tekrar yaparak başa çıkabiliyor. Özellikle ifade edici dilin kısıtlı olduğu otizmli çocukların kendilerini ifade edememekten ve hatta kendi duygularını bazen kendilerine ifade edememekten kaynaklanan yüksek stresleri olabiliyor. Siz dışarıdan baktığınızda “hayatımızda bir şey değişmedi” diyebilirsiniz ama odasında yeri değişen bir eşya, bir duvar boyasının ya da perdesinin değişmesi ya da bir oyuncağının yerinin değişmesi onun için ciddi bir stres faktörü olabilir. Burada çocuğu iyi tanımak çok önemli. Endişesi arttığı zaman ne tepki veriyor, korktuğu zaman ne tepki veriyor, bunları nasıl dışa vuruyor? Kimisi baş ağrısı ya da karın ağrısı olarak dışa vuruyor, bazı çocuk takıntı olarak ya da çok fazla ve yersiz soru sorarak…

Aileler, takıntının sebebini anlayıp azaltmaya yönelik odaklanmalı. “Üzülmesin” diye düzeni devam ettirmek, her seferinde bir tuğla taşı gibi bir tane daha, bir tane daha eklenerek içinden çıkılmaz bir zorluk haline gelmeye başlıyor. Bu da hem aile için zor hem de çocuklar yeni şeyler öğrenmeye kapılarını kapatmış oluyor.

Mutizm nedir?
Selektif mutizmden çocuğun hiç konuşmadığını ya da seçici ortamlarda konuştuğunu anlıyoruz. Bazen bazı ortamları bazen de bazı kişileri seçip konuşuyorlar ya da konuşmuyorlar. Bu, bir konuşamama ya da iletişimsel eksikliğe bağlı bir durum değil. Daha çok altta tanımlamakta zorlandığımız büyük bir kaygı yatmaktadır ve birey konuşmaktan çekinmektedir.

Bu durumda nasıl bir yol izleniyor?
Bunun tedavisi tamamen psikoterapi. Kaygı çok yüksekse kaygıyı dindirecek bazı medikal tedaviler eklenebilir ama esas tedavisi terapidir.

Öfke nöbetleri aileleri zorlayan bir durum… Özellikle toplum içinde olduğunda…
Öfke nöbetleri otizme sıklıkla eşlik eden bir durum. Bu yüzden ailenin ne yapacağını kabaca da olsa önceden kestirmesi lazım. Mümkünse öfke nöbetleri sırasında kalabalıktan uzaklaştırmak, ayrı bir sessiz alana çekmeye çalışmak çocuğu sakinleştirmek açısından yardımcı olabilir. Bazen sarılmak işe yarayabilir ama bazı çocuklar bundan hiç hoşlanmazlar. Bu herkesin kendi çocuğuna göre bilmesi gereken bir şey. Öfke nöbetlerinin sebebini bulmak önemli. Çünkü bu nöbetlerin bir kısmı kendini ifade edememekten kaynaklanıyor, bir kısmı korkudan kaynaklanıyor. Çocuk bir şeyden korkuyor anlamıyoruz ama bir bakıyoruz kendi elini ısırıyor, kendine zarar veriyor, kendini yerlere atıyor. Bazen kendisine yardım etmeye çalışan anne babasına şiddet uygulayabiliyor.

Otizmin bilinirliğinde artış var ama toplumsal farkındalık yeterli boyutta değil. Farkındalığı arttırmak için sizce neler yapılabilir?
Farkındalıkla ilgili çok çalışma yapılıyor aslında ama bunu ancak yaşayan veya çevresinde yaşayan birisi olan insanlar daha iyi fark edebiliyor. Billboardlar oluyor, televizyonda kamu spotları oluyor, otizm farkındalık ayında bir sürü haberler çıkıyor ama ben yine de ateş düştüğü yeri yakar ve en iyi çevresi bilir diye düşünüyorum. Artık aile hekimleri ve çocuk hekimleri daha bilinçli. Bu konuda bir ilerleme sağlandı ve bu farkındalık çok yükseldi. Aile hekimleri, sağlık ocağındaki hemşireler, çocuk doktorları aileleri daha fazla bilgilendiriyorlar, otizm bulgularını söylüyorlar, bir fark görüyorlarsa “mutlaka destek alın” diyorlar.

Farkı fark edip kabullenmek önemli. Örneğin çocuğun sınıfında farklı bir çocuk varsa anne babalar “Zaten onun psikiyatrik sorunları var, doktora gidiyor, normal değil o çocuk” demek yerine, “O biraz farklı ama zaten herkes tek tip olmak zorunda değil, kimisinin saçı farklı, boyu farklı, kimisinin de davranışı farklı” gibi bir yaklaşımla çocuklarında farkındalık yaratabilirler.

Yeni tanı almış çocukların ailelerine önerileriniz neler?
Bize bir şüpheyle geliniyor, bu bazen internet araması bazen bir hekim yönlendirmesi, bazen komşunun söylemesiyle olabiliyor. Aileler bize aslında “bir şeyi yok”u duymak için geliyorlar. Spektrum geniş olduğu için daha çok hafif bulgularla gelen çocuklar oluyor. Mesela göz teması kuruyor ama içine dönük, iletişim az… Bu çocuklarda tedavi çok daha başarılı ve hızlı olabiliyor ama ailelerin morali bozuluyor ve birçok aile diyor ki: “Biz özel eğitime gittik ama orada çok ağır çocuklar vardı.” O yüzden ben görüşmelerin sonunda şunu mutlaka söylüyorum: “Gideceğiniz yerde moraliniz bozulabilir çünkü bu ağır çocuklar için uzun süreli bir şey ama sizin gibi yelpazenin hafif tarafında olan çocuklar da bu eğitime gidiyorlar, siz oraya girip belki daha kısa bir süre sonunda eğitiminizi tamamlayacaksınız.” “Özel eğitime gidecek ve bitecek” diyemeyiz otizmde. Bazen hafif şiddetteki bulguların eğitimi çok daha uzun bile sürebiliyor, daha şiddetli bulguları olan çocuklar ise bir buçuk yıl gibi bir zamanda güzel ilerleme gösterebiliyor. Önceden net bir bilgi vermek söz konusu olmuyor. Çok iyimser bir tablo çizmek ailelerde “bir şeyi yokmuş” düşüncesine sebep oluyor. Hafif gibiyse aileler “Bir süre kreşe gitsek olmaz mı?” diyorlar. Okula devam edilmesi gerekli ama tek başına yeterli olmuyor. “İkisinden birini seçeceksek hangisini seçelim, maddi durumumuz ikisini de kaldırmıyor” diye soranlara özel eğitimi öncelikli tercih etmelerini öneriyorum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:
ÇOCUK GELİŞİMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER