Yaşam sayfamızın konuğu Seda Çelik (@gunesin_otizm_bahcesi), Özel Eğitim Öğretmenliği yaparken kendi oğlu da otizm tanısı alan bir anne...

“Herkese merhabalar,

Oğlum Güneş ile hikayemizi daha önce ‘Özel Ailelerden Çok Özel Hikayeler’de de anlatmıştım. Oradan tanıyan, takip edip danışan herkese öncelikle teşekkür etmek isterim. O yazıyı henüz okumamış olanlar http://www.oced.org.tr/wp-content/uploads/2018/04/%C3%96zel-Hikayeler.pdf adresinden ulaşabilirler.

Bu yazıda kısaca da olsa oğluma teşhis konulduğunda hissettiklerimi anlatmak ve oğlum için ayağa kalkma gücünü nasıl bulduğumu paylaşmak istiyorum. Evet, hiçbiri kolay değildi ama şunu söylemeliyim ki, bu zorlu yolda yalnız olmadığınızı bilmek iyi geliyor.

2,5 yıl oğlum hiç uygun olmadığı halde tam zamanlı kreşe gitmesiyle ve benim inandıklarımı yapamanın verdiği çırpınışla geçti. Kabullenme tüm aileler için en zorlu kısım. Üstelik alan mezunu olsanız da bir şey fark etmiyor, hatta biliyor olmak daha da incitiyor belki de…

Kabullenme sürecinden sonra ise nasıl bir yol çizmeniz gerektiğine daha net karar verebiliyorsunuz. Bizim kararımız doğadan yana oldu. Çıktığımız kısa bir tatil, yaşamımıza yeni bir rota çizmemize vesile oldu. ‘Bize bu iyi geldi, siz de deneyin’ demiyorum kimseye. Altını tekrar çiziyorum: ‘Her çocuk kendine özgüdür. Ben oğlumda şunu yaptım siz de yapın fayda görün’ demeyeceğim, diyemeyeceğim hiçbir konuda. Ama dokuz yıl alanda öğretmenlik yapmış bir eğitimci ve 3,5 yıldır da otizmli bir çocuk annesi olarak ‘yöntemler konusunda daha bir netim’ diyebilirim.

Bir çocuğun öğrenmesinin en önemli koşulu konunun ya da eğitimi yapılacak şeyin ilgi çekici şekilde sunulmasıdır. Bu kadar kurallı eğitim yaparsak ‘çocuğa göre eğitim-öğretim’ kavramını yitirir ve en önemlisi bireyin ilerlemesini de sağlayamamış oluruz.

Burada hem konunun eğitim yönünden uzmanı hem de bir ebeveyn olarak yazarken belirtmek istediğim en önemli şey, insanın çok ciddi bir karmaşa yaşadığı…

Dört yıllık okul hayatı ve dokuz yıllık öğretmenlik deneyiminiz evladınızla birleştiğinde, yaşanılan his çok daha farklı… Ben de annelik ve öğretmenlik arasında sıkışıp kaldım uzunca bir süre… Sonra velilerime söylediğim “süreç” kelimesinin anlamını bilmeden velilerime kullandığımı, evladımın da otizmli olması özel gereksinimli olması- ile anladım.

Yaşadığım bu deneyim bana olgunluk kazandırdı, sihirli değneği aramayı bırakıp çocuğuma katabildiğim ne varsa katabilme enerjisine döndü…

Bu sefer velilerime söylediğim önerileri soğukkanlılıkla sürecimize bir anne olarak eklemeye, kazandırmaya başladım. Daha sonra fark ettim ki, özel eğitim öğretmeni olmam büyük bir avantaja dönüşebiliyordu. Çünkü velilerimden beklediğim davranışlar bende artık bir reflekse dönüşmüştü. Bu da anlatılanı anlama, nesne tanıma, kavramları ayırt etme, eşleme becerileri, ergoterapi ve duyubütünsel farkındalıklarının beslenmesini, oyun kurma, otizm özelliklerine göre yapılan stereotipler, ortak dikkat gelişimindeki gerilik, dönen nesnelere karşı duyarlılık, sese tepki vermeme, göz teması sınırlılığı gibi özelliklerin azaldığını gözlemleyebilme şansı verdi.

Ama söz konusu evlat olunca kabullenmenin yas döneminde, konuyu hiç böyle değerlendiremiyordum. Daha çok sistemin eksikliklerini bilmemden dolayı ağır otizm tanılı oğlumun ilerleme kaydedememesinden endişe ediyordum… Ancak ailemin ve çok güzel dostlarımın hem anne hem öğretmen yanımı tatlı bir ayrıma sokmalarıyla dengesini buldu. Şimdi oğlum farkındalıkları yüksek, bazen sohbet de edebildiğim, 6 yaşında, gittiği yoğun eğitim aldığı kurumun da sayesinde renk, şekil ve rakamları ayırt edebilmekte, bilişsel, dil ve psikomotor gelişimi desteklenerek, kaynaştırmayla da ilerlemekte.

Oğlumun şanslı olduğuna inancım sonsuz. Çünkü annesi benim ve çok şükür yanındayım. Farkındalıklarımızla büyümemiz için çocuklarımızdan ve birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var…

Sevgiler”