“Okul öncesi yıllarda bir çocuğun eksikleri ya da gereksinimleri ne kadar hızlı tespit edilirse çocuğun eksiklerinin tamamlanması da o kadar hızlı olacaktır” diyen Çocuk Gelişim Uzmanı Dr. Ender Marangoz’dan Portage metodu hakkında bilgi aldık.

Sizi tanıyabilir miyiz?
Hacettepe Çocuk Gelişimi mezunuyum. Mezuniyet sonrası hemen İngiltere’ye gittim, Manchester Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü’nde master yaptım. Sonrasında 1993-97 arasında Manchester Üniversitesi’nde 4 yıl süren doktora yaptım. 1993 yılında Türkiye’de özel eğitime ihtiyacı olan, ağırlıklı okul öncesi çocuklar için, bir gelişim değerlendirme ve çalışma merkezi kurdum. O dönemde daha Türkiye’de özel eğitim mevzuatı yoktu. Dolayısıyla küçük bir ofis şeklinde çalışmaya başladık ama yıllar içerisinde önce Sosyal Hizmetler’e sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak yaklaşık 18 yıl rehabilitasyonda hem özel eğitimci hem koordinatör olarak görev yaptım. Mesleğim çocuk gelişimi olduğu için gelişim danışmanlığı yapmaya da devam ettim. 2010 yılından bu yana da serbest çalışıyorum, ailelere bire bir gelişim danışmanlığı yapıyorum. Ağırlıklı olarak hep Portage eğitim metodunu kullandım. İngiltere’de olduğum master ve doktora yıllarında daha ağırlıklı olarak Portage’ı öğrenmiştim ve bunun uygulamalarını da Türkiye’de devam ettiren kişi oldum. Portage’ın Türkiye basım yayın ve distribütörlük hakları sahibiyim.

Portage tam olarak nedir?
Amerika’da,1969 yılında çıkmış ve ülkedeki dezavantajlı çocukların, gelişme eksikliği olan ya da yeterli uyarana maruz kalamadığı için gelişimi yaşıtlarına göre yavaş seyreden çocukların gelişiminin değerlendirilmesi ve eğitsel anlamda ilköğretime hazırlanması için geliştirilmiş bir paket…

İçeriğinde neler var?
Portage, 5 gelişim alanından oluşan bir gelişim ölçeği. Bunlar; sosyal gelişim, dil gelişimi, öz bakım gelişimi, zihinsel gelişim, fiziksel gelişim. Bunların haricinde altıncı bölüm olarak bebek uyarımı kısmı var. 0-5 yaş arası bebeğin gelişimini takip etmek için yapılmış özel bir bölüm… Eğer bebek uyarımını da koyarsak 6 gelişim alanından oluşan bir gelişim ölçeği ve bu gelişim ölçeğinin içinde 580 madde var. Her bir maddenin çocuğun kendi yaşına uyumlu olanlarını deniyorsunuz ve ne seviyede yaptığını gördükten sonra da eğer geliştirilmesi gereken bir beceri ise ya da mevcut olmayan, çocuğun hali hazırda yapamadığı bir beceri ise, bu becerileri kazandırmak için neler düzenleyebileceğinizle ilgili bir aktivite/etkinlik kitabı var. Oradan okuyarak da çocuğunuza etkinlikler düzenleyebiliyorsunuz.

Anne-babalar da uygulayabiliyor mu?
Portage’ın 1969’da çok yankı getiren bir program olmasının, Amerikan hükümetinden teşvik almasının sebebi ev destekli bir program olması. Eve gelen eğitimcinin çocuğu ev ortamında değerlendirip çocuğun gelişimini desteklemek için ailenin öğrenmesi, ailenin desteklenmesi gerektiği düşüncesiyle yola çıkan bir program… Eğer çocuğu geliştirmek istiyorsanız önce aileyi geliştirmeniz gerekir. Portage, çocukla aile arasında eğitim köprüsü kurmayı öğreten bir paket.

Çocuk gelişiminde ilk 6 yıl “altın yıllar” olarak tanımlanıyor. Bu yaş döneminde eğitsel uyaranlar neden önemli?
İnsan yaşamında en hızlı gelişme ve büyüme evresinin olduğu dönem okul öncesi yıllar. İlk altı yıl insan yaşamındaki en hızlı büyüme-gelişme evresi ve bizim aslında yetişkinlikteki beceri temelimizin tamamlandığı yıllardır. Yeni doğan bir bebek altı yıl içinde karmaşık cümleler kuran, zıplayan, tek ayak üstünde duran, bisiklete binen, sörf yapan, dilde bağlaçlar kullanan, 7-8 kelimeli cümleler kurabilen bir birey oluyor. Bu dönemde verdiğimiz uyaranlar çocuklar için son derece kıymetli. Vermediğimiz uyaranlar da çocuk için bir o kadar kayıp. Dolayısıyla ne kadar uyaran verirsek o kadar beslenmiş olarak, donanımlı olarak ilköğretime başlıyorlar. Ne kadar az uyaran verirsek, o zaman da donanımları o kadar kısıtlı kalıyor ve ilköğretim dönemine geldiklerinde okulda çok zorlanan, akademik yaşantıda başarısız kalan, bir süre sonra da akademik yaşamdan ayrılan çocuklar oluyorlar. Dolayısıyla 0-6 yaş arasında Portage gelişim alanında da çocukları iyi beslemeliyiz.

Yeni nesil çocuklar eskilerden çok çok farklı… Anne babaların yönlendirici, zorlayıcı tavırları bazen ters tepebiliyor. Ebeveyn tutumları nasıl olmalı?
Ailelerin yaptırıcı diktatör ebeveyn tutumundan bir kazanç sağlayamayacaklarını bilmeleri lazım. Ebeveyn tutumu karşıdaki çocuğu da bir birey olarak algılayıcı, ona hükmedici değil, onunla ortak noktayı bulmaya yönelik, ortak hedefler çizmeye yönelik olmalı. Ama bir taraftan da tabii ki yetişkinlik yaşantısının doğru ve yanlışlarını bilen kişi olarak evin kuralını koyması gereken kişi tabii ki ebeveyn. Ebeveynler arasında çizgiyi örtüştürmek de önemli. Annenin “evet” dediğine baba “hayır” derse, tutum farklılıkları olursa, çocuklar çok zorlanıyorlar. Dolayısıyla müşterek tutumlarımız olmalı, çocukların birer birey olduğu unutulmadan, onlara da söz hakkı tanınmalı. Ama bazı konularda özellikle tehlikelerden korumamız gereken alanlarda çocukları için tabii ki ebeveynin kuralı koyabilmesi gerekiyor.

Gelişimsel farklılık göstersin göstermesin çocuğun bir davranışa hazır olup olmadığı nasıl anlaşılır? Örneğin tuvalet eğitimi konusunda…
Çocuğun bir beceriyi yapıp yapmadığını tespit etmek için biz ısrarla şunu diyoruz: Bir çocuğun bir beceriyi farklı ortamlarda yapıp yapmadığıyla ilgili gözlemde bulunmaları lazım. Farklı yetişkinlerin yanında ne seviyede ne yaptığını gözlemlemeleri lazım. Eğitsel malzeme değiştiğinde bocalıyor mu, yoksa aynı istikrarla yapıyor mu buna bakmaları lazım. Eğer mekan değişse de, malzeme değişse de, uygulayıcı değişse de çocuk bir beceriyi eşdeğer yapabiliyorsa bu beceri kazanılmıştır. Ama bunlarda tereddüt yaşanıyorsa (evde yapıyor ama herkesin yanında yapmıyor/ bir malzemeyle yapıyor ama başka bir malzemeyle yapmıyor) o zaman bu yok sayılmaz ama gelişmektedir ve bunun üzerine gidilmesi gerekir. Ama çocuk hiçbir şekilde uyum sağlamıyor, beceriyi reddediyor ise o zaman bu becerinin mevcut olmadığını düşünüyoruz ve çocuğun zorlanmaması taraftarıyız. Ancak yaşı geçmiş ve çok geç kalmış ise özel eğitim artı psikiyatri desteğiyle becerinin geliştirilmesi için “bu zor ama bunu başarabilirsin” mesajıyla onun uygun bir dille ikna edilmeye çalışılması gerekiyor.

Ödül/pekiştireç konusundaki bakış açınız nedir?
Ben ödül kullanılması taraftarıyım. Bazı akımlar pekiştireç kullanılmasını istemiyorlar. Biz eğitimde ödüllere daha çok pekiştireç diyoruz. Olumlu-olumsuz pekiştireçler diyoruz. Ben her daim ödül kullanılması taraftarıyım. Çünkü hepimizin yetişkinlikte yaşamında ödüller var. Yemek pişirdiğimizde evdeki aile bireyleri “eline sağlık” dediğinde bu bizim için sözel bir ödüldür. Sözel olabilir, görsel olabilir, okşamak da bir ödüldür. Öğretmenin gözünün ucuyla bakıp onay vermesi bile çocuk için aslında “Öğretmenim beni gördü” şeklinde bir görsel ödüldür. Dolayısıyla ödül bence çocukların yaşamının ve eğitiminin içerisinde olmalı. Ama özel eğitimde biz özel bir çocuğu bire bir iletişime açmada, masa başa etkinliklere oturtmakta daha fazla maddi ödül dediğimiz yiyecek ödülünü kullanıyoruz. Ama zaman içerisinde aşamalı olarak ödülün daha sözele, görsele dönüştürülmesi tabii ki önemli. Bir süre sonra etkinliği başardığı için çocuğun içsel ödül alması da önemlidir. Zaten okula başlayan çocuklarda aldıkları notlar onların içsel ödülü oluyor, akademik başarıları oluyor.

Yazıyı okuyan anne babaların da evde uygulayabilecekleri önerileriniz var mı? Yaratıcı düşünce nasıl geliştirilir örneğin?
İnternette bile çocuğunuzun yaşına göre etkinlik önerileri sunan çok site var. El becerisi olabilir, sosyal etkinlik olabilir… Pek çok takip edebilecekleri site var. Onun haricinde yazılı kaynaklardan da takip edebilirler, piyasada artık çok güzel yaratıcı oyunlar, akıl oyunları var. Bu tarz oyuncaklar alarak çocukların yaratıcılığını arttırmaya çalışmalarını öneriyorum. Bir de her yeni yaşa geçişinde en azından o yaş döneminde “benim çocuğum neler yapmalı” sorusunu değerlendirebilirler aynı Portage’da olduğu gibi. Gelişim danışmanlığı alarak kendilerini destekleyebilirler.

Gelişim danışmanlığı Türkiye’de yaygın mı?
Ben 26 senedir yapıyorum ama maalesef çok yaygın değil. Daha çok okumuş, sosyo-ekonomik düzeyi iyi aileler bu yola girip talepte bulunuyorlar, “biz çocuğumuza ne yapabiliriz” diye sorguluyorlar. Biz de diyoruz ki, çocuk doktoruna gider gibi, aşılarını takip eder gibi aslında doğumdan itibaren 6 yaşa kadar düzenli olarak takip eden bir gelişim danışmanınız olsa çok daha sağlıklı olur.

Teknoloji kullanımına nasıl bakıyorsunuz 0-6 yaşta?
0-1 yaşta maruz kalmalarını hiç istemiyoruz. Biz iki yaşa kadar diyoruz ama iki yaşa kadar mümkün olmuyor. Sonuçta yoğun çalışan anne babalar akşam bir televizyon izlemek, en azından haber dinlemek istiyorlar. Çocuk bir şekilde duyuyor görüyor görüntüleri. Dolayısıyla saklamak çok da mümkün olmuyor. Ama verilecekse de kontrollü verilmesi taraftarıyız. Mesela “10 ila 15 dakikanın üstüne çıkmayın” diyoruz. O da eğitici program tarzında şeyler olabilir. Ben içinde hiç konuşmayan, sadece seslerle çocukları yönlendiren bebek programlarına da karşıyım. Onların açıkçası dil gelişiminin gecikmesine sebep olduğunu düşünüyorum. Bu konuda yapılmış ciddi bir araştırma sunmuyorum önünüze ama aileler bunu değerlendirmeli diye düşünüyorum çünkü konuşmayıp sadece böyle sesler çıkaran çok çocuk görüyoruz.

Duyguları ifade etmede bir azalma var mı çocuklarda?
Sosyal olgunlukta azalmalar var. Biz eskiden bir çocuğa “merhaba, nasılsın” dediğimizde “iyiyim” cevabı alıyorduk. Şimdiki çocuklara “merhaba” dediğimizde genelde hiç cevap çıkmıyor ya da sadece “iyi” cevabı çıkıyor. Doğru soruya doğru cevabı vermede kısıtlılık yaşıyoruz şu aşamada. Pek çok zaman yemeğe gittiğimizde görüyoruz anne-baba yemek yiyor, çocuk yanlarında tabletten çizgi film seyrediyor… Bunlar sosyalleşmeyi engelliyor. En güzel sosyalleşme saati yemek saatidir. Anne-babanın bir araya geldiği, bugün neler yaptığımızı konuşacağımız saatlerdir. Bu saatleri teknolojiye bağlanarak geçiriyoruz. Onun için de biz çok taraftar değiliz.

En çok hangi problemle geliyor aileler size?
Son 10 yıldır en çok gelinen sosyal olgunluk gecikmesi ve dil gelişmesi… Günümüz şartlarında anne baba eve yorgun geliyor. Yorgun olduğu için çocuğun önüne tablet telefon veriyor ya da çocuğa bir çizgi film açılıyor. O onu izlerken anne yemek yapıyor, baba biraz dinleniyor ya da sofra kuruyor. Sonra çocuk banyo yaptırılıyor, iyi senaryoda birkaç sayfa kitap okuyup yatıyorlar. Burada çocuk anne babasından ne kadar uyaran alıyor derseniz, çok kısıtlı. Gündüz de okula gitmiyorsa, bakıcı ya da anneanne babaanne ile büyüyorsa bütün evlilik programlarını, yemek programlarını seyrediyor ve günün sonunda çok verimsiz bir çocuk çıkıyor.

20 sene önce, akraba evliliğine bağlı özel eğitim vakası çok görüyordum. Şimdi bunu o kadar çok görmüyoruz. Genetik anomalileri yoğun görüyorduk, hala genetik anomolililer olmakla beraber daha değişik genetik anomoliler çıktı.

ÖÇED olarak toplumdaki algıya pozitif katkıda bulunmak, özel gelişim gösteren çocukların ailelerinin sorularına cevap bulmasını sağlamak için çalışıyoruz. Siz ÖÇED’in çalışmalarını takip ediyor musunuz?
Sivil toplum kuruluşlarının yapabileceği çok alanda çalışma var. Devlet destekli projelerimiz çoğalsa, konunun üzerine ciddi anlamda parmak basılabilse ve keşke araştırmalar daha çok yapılabilse… Toplumu bilinçlendirmeye yönelik kamu spotlarıyla bilgilendirmeyi yoğunlaştırabilsek. Özellikle okul öncesi yıllarda bir çocuğun eksikleri ya da gereksinimleri ne kadar hızlı tespit edilirse çocuğun okula kadar eksiklerinin tamamlanması da o kadar hızlı olacaktır. Velileri bu konuda bilinçlendirmek, bir çocuğu kurtarmak, toplum için yetişkinlikte bir maliyeti azaltmaktır aslında. Bu algıyı oturtabilirsek uzun vadede hem ekonomimiz hem birey olarak ülkeye olan katkımız artacaktır.