Umutsuz ev kadınları dizisinden tanıdığımız Evrim Solmaz, çok yönlü bir sanatçı. Macbeth üzerine yazdığı tezden, dövüş sanatlarındaki ustalığına bilmediğiniz yönlerini konuştuk.

Öncelikle bizi kırmayıp röportajımızı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Görüşlerime değer verip bana da yer vermek istemenizden çok mutlu oldum, ben de teşekkür ederim.

Son zamanlarda hepimizin hayatımızı etkileyen pandemi süreci sizi nasıl etkiledi?

Tedirginlik, korku ve panik… İlk tepkilerim bu duygulardan oluştu. Sokağa çıkma yasağı başlamadan hemen önce şehir merkezinden uzaklaşıp doğadaki evimize kapandık. Orada olmak oğlum ve bizler için alışma sürecini daha yumuşak atlatmamıza yardımcı oldu sanıyorum. Ancak bu yeni düzen bana hala gerçek üstü geliyor. Sanki bir bilim kurgu filminin ya da romanının içine düşmüşüz gibi.

Büyükada’da yaşıyordunuz. Halen orada yaşamaya devam ediyor musunuz? Şehirden uzak olmanın artıları ve eksileri neler?

Evet, 4 yıl kadar orada yaşadık, ancak şimdi Dragos’dayız, adayı karşıdan seyrediyoruz. Şehirden uzakta olmak her zaman daha huzurlu. Ancak çalışma hayatı sürecinde merkezden uzak olmak çok yorucu olabiliyor. Bir ara günde 4,5 saat yol yapmak durumunda kalmıştım.

Birbirinden başarılı projelerde sizi izlerken iş temponuzu biraz düşürme ve anne olmaya karar verdiniz. Anne olmak hayata bakışınızı nasıl şekillendirdi?

Hayata daha sıkı sarıldım, daha önce hiç tanımadığım türden sevgi ve mutluluk yaşadım. Anne olmanın verdiği sorumluluk ve özverilerle daha olgun, daha sabırlı bir insan oldum. Oğlum ile birlikte ben de bambaşka bir hayata doğdum.

Anne olmadan önce “çocuğuma asla öyle şeyler yapmam,” dediğiniz sonra vazgeçtiğiniz ya da fikir değiştirdiğiniz durumlar oldu mu?

Mutlaka oldu. Bir konuda fikir sahibi ya da bilgi sahibi olmakla pratikte uygulamak arasında büyük farklar olabiliyor. İçinde bulunduğumuz koşullar o an için en sağlıklı kararı vermeye yönlendiriyor. Bu genel yargılarınızla uyuşmayan bir karar da olabiliyor. Her şeyi kendi ortamında ve koşullarında değerlendirmek gerekir. Anne olmadan önce eleştirdiğim birçok durumu anlamak durumunda kaldığımı itiraf etmeliyim.

Çok yönlü bir insansınız. Dövüş sanatları ustası, başarılı bir oyuncu ve Macbeth üzerine tez yazan akademisyen olarak farklı yönleriniz var.  Kendinize yatırım yapmak sizin için hep önemli miydi?

Evet, önemliydi, hala da önemli. Hayattan zevk alabileceğimi düşündüğüm hemen her konuda bilgi ve birikimimi arttırma yoluna gitmişimdir.

Farklı deneyimler edinmek ve kendinize yatırım yapmak için sizi yüreklendiren ve heveslendiren ne oluyor?

İki önemli itki var benim için; ayakta kalmak ve tadını çıkartmak. Beni mutlu edecek ve var edecek seçimlere zaman ve emek vermem gerektiğini biliyorum.

Sizi tanıyanlar canlandırdığınız karakterler gibi girişken olmadığınızı neredeyse utangaç olduğunuzu söylüyor.  Doğru mu?

Arkadaşlarımın, dostlarımın ve ailemin yanında oldukça rahatımdır. Ancak topluluklar önünde kendimi ifade etmekten çok heyecan duyuyorum. Oynadığım roller sayesinde seyirci aramızda oluşan sevgi büyüsünü korumak istiyorum. Bu istek bende kendimi ifade ederken çekingenlik yaratıyor. Bir karakteri canlandırmak ise tamamen farklı bir durum.

Sanat sizin için kendinizi daha cesur ifade etmenin bir yolu mu?

Tabii, hedefe gidecek birçok yol var. Sınırları belli bir dünyanın içinde amaçlarından sapmadan dilediğince özgürleşebilirsin. Bir oyuncu için böyle olduğunu düşünüyorum. Genel anlamda sanat cesaretle beraber özgürlüktür.

Pek çok insan sizi diziler sayesinde tanıyor ama köklü bir tiyatro geçmişiniz var. Sahne aldığınız oyunlar içinde sizde en çok iz bırakan hangisiydi?

Konservatuvarda sahnelediğimiz Garcia Lorca’nın ‘Kanlı Düğün’ oyununda ‘Gelin’ karakterini oynamıştım. Ve Shakespeare’in  ‘Macbeth’ oyununun ‘Lady Macbeth’ karakteri beni derinden etkileyen roller ve çalışmalardı.

Anne olduktan sonra hiç çocuk oyunu hazırlamayı düşünmediniz mi?

Aslına bakarsanız hiç düşünmemiştim. Güzel bir fikir, neden olmasın? Değerlendirmeliyim bu fikri 🙂

Oğlunuzun sanatla arası nasıl?

Sanata karşı eğilimi yüksek, bu çok hoşuma gidiyor. Müzik kulağı var, beraber müzik yapıyoruz, harika resimleri var, dans ediyor, bayılıyorum.

Farklılıklara saygı sizin için ne ifade ediyor?

Özgürlüğü ifade ediyor. Bu çok ama çok güzel bir şey. Güven yaratır, sevgiyi pekiştirir, yaratıcılığı ve aydınlık gelişmeyi sağlar. Birçok güzelliğin doğumuna neden olur.

Biliyorsunuz derneğimiz otizmli çocuklar ağırlıklı olmak üzere farklı gelişen ve özel gereksinimli çocuklar için çalışıyor. Hiç özel gereksinimli bir birey ile yolunuz kesişti mi?

Evet kesişti… Özel gereksinimli bireylerin ilgi ve desteğe ne kadar gereksinimleri olduğuna ben de tanık oldum. Bu desteği vermek özverili, vicdanlı, insan olmanın onuruna sahip çıkan, sorumluluk ve sevgi sahibi kişilerin ve kuruluşların sayesinde oluyor.

Bugün her 54 çocuktan birinin otizmli olduğu tahmin ediliyor. Fakat aileler oturdukları binalarda çocukları ses çıkardığı için komşuları tarafından istenmeyebiliyor, Geçtiğimiz yıl Aksaray’da yaşadığımız üzücü olayda olduğu gibi okullarda istenmeyebiliyor. Bu ailelerimize ne söylemek istersiniz?

Öncelikle toplumu bu konularda bilinçlendirmeyi sağlayan her kurum, kuruluş ve bireye teşekkür borçluyuz. Ancak yinede yaşanan bu tür olumsuzluklar daha fazla bilinçlenmemiz gerektiğini gösteriyor. Ben ülkemiz insanının çoğunluğunun vicdanına güveniyorum. Özel gereksinimli çocuklara, bireylere ve onların ailelerine destekleyici ve hoşgörülü olduklarına inanıyorum. Buradan mağdur olan ailelilerimize şunu söylemek isterim ki; tüm bu olumsuzluklar, cahillikler ve vicdansızlıklar neredeyse hayatımızın hemen her alanında karşımıza çıkabiliyor. Bu noktada yalnız olmadığımızı, cehalete karşı gereken mücadeleyi hep birlikte verecek güzel insanlara sahip olduğumuzu bilelim.  Umutla, sevgiyle, hoşgörü ve saygı ile biz hep daha büyük, daha güçlü ve daha güzeliz.