Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ayten Düzkantar ile cinsellik eğitiminin önemli bir parçası olan mahremiyeti konuştuk.

Öncelikle röportajı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz hocam.  Konuya en temelden girersek… Mahremiyet nedir?

Kişi olmanın gereği bağımsız bir yapıya sahip olmaktır. Bu tüm hakları bize ait bir yapıdır. Bunun korunması, dokunulmazlığı, örtülülüğü, gizliliğinin bizim belirlediğimiz kurallar ve sınırlar içerisinde olması gerekir. Mahremiyet deyince, herkesin aklına farklı şeyler gelebiliyor. Farklı türden mahremiyetten de bahsedilebiliyor. İnanç gereği kadın erkek arasındaki mesafe de yine aynı temelden yola çıkarak tanımlanmış bir sınırlı duruş, uzak duruş şeklindedir. Aslına bakarsanız devletler için de mahremiyet söz konusu. Ne diyorlar, “Paylaşılmaması gereken devlet evraklarının mahremiyeti ifşa edilmiştir”. Bununla ilgili yasal bir süreç söz konusu oluyor. Dolayısıyla bir mülk için bu varsa, o zaman birey için de bu yapının korunması ve ifşa edilemezliği olmalı diye düşünüyorum.

Peki, mahremiyet eğitimi nedir?

Çocuk doğduğu zaman mahremiyetini bilmez. Kendini birey olarak algılayana kadar mahremiyetinin korunması çocuğun içine doğduğu ailenin görevidir. Ona bu kavramı öğretmek gerekir. Yani madem ki, çocuklar bütün davranışlarını öğrenerek geliştiriyor, mahremiyet diye de bir kavram var. Bu kavramı da çocuğumuza öğretmemiz gerekiyor. Bir bedeni olduğunu, bedenin dokunulmazlığını, örtülülüğünü, gizliliğini yavaş yavaş öğretmeliyiz. İlerleyen yaşlarda da, bunlar risk altına girerse kendisini savunması gerektiğini bilmeli. Bu bağlamda  mahremiyet eğitimi oldukça kapsamlı bir eğitim.

Bir konuşmamızda çok güzel bir ifadeniz olmuştu. “Çocuk kendi bedenini sınırları olan bir ülke olarak düşünmeli,” demiştiniz…

Bir ülkenin sınırları vardır, sizin de sınırlarınız var. O sınırlara yaklaşabilmek için önce sizden izin alınması gerekir. Ülke için düşündüğümüzde bir mahremiyet alanımız, bir mesafemiz vardır. Ülkelerde sınırlarınızın ihlali için bir pasaport gereklidir. Yani çok uzun süre incelemelerden sonra verilmiş bir geçiş hakkından söz ediyoruz. O zaman çocuk için de benzer bir şey yapmamız lazım. Eğer çocuk bir ülke ise, onun sınırlarına dahil olabilecek ya da onun sınırlarını ihlal edebilecek kişilerin uzun süreli incelemelerle belirlenmiş, pasaportu yani izni verilmiş kişiler olması gerekir. Ama biliyorsunuz, bizim toplumumuzda çocuklar sevilesi yaratıklardır. Mesela bir markete ya da AVM’ye giderken belki dışarı çıktığınız için çocuğunuzu çok güzel giydirmişsinizdir, hemen birisi gelir “Ayyy ne güzel şeysin” sen diye yanaklarını sıkar. Hatta öpmeye kalkar. Çoğu zaman da anneler buna sessiz kalır. Çocuğunun sevilmesi, dışarıdaki kişi tarafından beğeniliyor olması hoşuna gider. Ama biraz önceki metaforumuza dönersek, çocuk bir ülke ise çocuğun sınırlarından kimin geçeceğini önceden çok ciddi biçimde düşünüp, taşınarak sadece belli kişilere izin vermemiz gerekiyor. Ancak anne babalar mahremiyet eğitimi almadıkları için çocuklarında da mahremiyet algısını oluşturmada yetersiz kalıyorlar diye düşünüyorum.

Çocuklarda mahremiyet kavramını oluşturmak için ne zaman harekete geçmeliyiz?

Cinsel gelişimin süreci içerisinde anneden ayrılmak bir yaşında başlar. Bir yaşında çocuğun odasının ayrılması gerekir. Ama bakıyoruz, anne baba 3-4 yaşına kadar çocuğu ile birlikte yatmaya devam ediyor. Şimdi çocuk o evin içinde bir mahremiyet algısının var olduğunu nasıl öğrenecek?

Anne babanın odası mahrem kılınmamış, kendi mahremiyet alanı da yok.  Daha sonrasında 17-18 yaşında hala çat diye banyosuna giriliyor. Nasıl öğrensin mahremiyeti kendi kendine? Bir de bu çocuk özel bir çocuksa… Dolayısıyla bazı davranış kalıplarını, kuralları, becerileri gelişimin örüntüsü içinde bizim ona vermemiz lazım. Bunun en temel formu da mahremiyet eğitimi. O yüzden de olabildiğince aile eğitimleri ve online eğitimler yapıyoruz. Ailelere değişik mecralarda bunu anlatmaya çalışıyoruz. Aynı şekilde öğretmenlere de.  Çünkü 0-6 yaşında ailede başlıyor mahremiyet eğitimi ama 6-11 yaşında ilkokulda da sürmesi gerekiyor. Hatta çeşitlendirilmesi gerekiyor. Daha sonra 11-17 yaş ortaokul ve lise dönemindeki öğretmenlerin de bilmesi gerekiyor. Çocuğa bir laf söylerken, hakaret etmek ya da azarlamak yerine onun mahremiyetini hatırlatmak gerekiyor. Ama öğretmenlerimiz de maalesef bu eğitimi almadıkları için bu davranış örüntüsü hiç oluşmadan gidiyor. O çocuk yetişkin olduğunda “Ben de istediğim gibi herkesin mahremiyet sınırını ihlal edebilirim. Çünkü sırası geldiğinde benimki de ihlal edildi” diye düşünüyor. Aslında mahremiyet eğitimi ileride hem çocuğu tacizden korur, hem de başkasının taciz edilmesinde korur.

Mahremiyet eğitimine ne zaman başlanmalı?

Mahremiyet kavramının 0-6 yaşında tamamlanması gerekiyor ki, sonrasında 6-7 maksimum 8 yaşına kadar da tacizden korunma becerilerini özel çocuklarımıza kazandıralım. Ortaokulda, lisede ergenlik dönemine geldiğinde kendi cinselliğini keşfetmeye dayalı ilgileri de artıyor. Dolayısıyla o döneme kadar sadece dilde örtülülük, düşüncede gizlilik ne demek ve kişisel bağlamda dokunulmazlık ne demek bunu da öğretmeliyiz. Çünkü ergenlik dönemine geldiğinde çocuklarımız internet kullanmaya başlayabiliyor ve eğer dokunulmazlığın sözel boyutunu öğretmezseniz internet ortamında biri olabildiğince ahlaksız sözcüklerle onlarla etkileşime girebiliyor. Ve çocuk bunu ayırt edemiyor. Aslında mahremiyet 0-6 yaşta kazanılıyor ama mahremiyet kavramı 6-12, 12-18 yaşlarında farklı boyutta tekrar ele alınıyor. Cinsel davranışlara eğilimi oluştuğunda, mahremiyet alanında yaptıklarını dışarıda söylememek, bazı şeyleri ifşa etmemek, başkası hakkında özellikle cinsel sözcüklerle konuşmaması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bu da sosyal etkileşimde örtülülük, gizlilik, dokunulmazlık kavramları ile veriliyor.

Ailelerde çocuklara kıyamamak gibi bir durum oluyor. Çocuklara tek başına yıkanmayı geç öğretiyoruz, yatak odalarını geç ayırıyoruz. Bunların ileride çocuğumuza nasıl zararları olabilir?

Mahremiyet yaşam boyu sürecek olan cinsellik eğitiminin bir parçasıdır. 0-6 yaşta tamamlanması gerekiyor. Bu eğitim içerisinde biz örtülülük, gizlilik, dokunulmazlık diye üç ayrı kavramın varlığını yaparak ve yaşayarak çocuğa öğretiyoruz. Fakat ailemiz kendisi mahremiyet eğitimi almamışsa ve bundan da çok haberdar değilse, sürekli mahremiyet ihlali yapıyor. Mesela aslında çocuğun tuvalet eğitimi 1,5-2 yaşında başlıyor ve 3 yaşında tamamlanıyor. Ama bu yaştan sonra da çocuk büyük abdestini boşalttıktan sonra ailesi hala girip poposunu silmeye çalışıyor. Diyoruz ki “Niye yapıyorsunuz?”. “İyi temizleyemediği için yapıyorum” diyor ebeveyni. İyi temizleyemiyorsa sizin yapmanız gereken temizlenmeyi öğretmektir. Onun poposunu temizlemek değil. Çünkü anne babaların görevi çocuğa bilgi, beceri, donanım sağlamaktır. Onun yerine bütün işleri yaparak onu becerisiz bırakmak değildir. Yaşı biraz daha büyüdüğü zaman mesela 5-6 yaşlarında bir çocuk kendi bedenini yıkayabilir. Tabii ki süs bebek gibi uzatılmış saçları, bukle bukle kurdeleler ile bağlayıp kendinize eğlence oluşturmuyorsanız ve kız çocuğunun saçı olması gereken uzunluktaysa. Gövdesini de  kendi yıkayabilir. Duş almayı öğrendikten sonra 4,5-5 yaşlarında biz dokunulmazlık ilan ediyoruz. Eğer aile 7 yaşında, 10 yaşında hatta 17 yaşında hala girip çocuğunun banyosunda onu yıkamaya çalışıyorsa o zaman anne baba kendi çocuğunun mahremiyetini tanımamıştır ve mahremiyet ihlalinde bulunuyor demektir.

Bunun nasıl sakıncaları var?

Bunun şöyle bir sakıncası var… Sürekli bir yerinize birinin dokunabileceğini ve bunun yetişkin bir insan olduğunu düşünün. Daha sonra size çok iyi niyetli gözüken bir başka yetişkin de böyle bir şey yapmaya kalkıştığında, direnç mi yoksa gösterirsiniz kabul mü? Büyük ihtimalle kabul daha çok olacaktır.

‘Benim çocukluktan beri mahremiyet algım oluşmamış. Oluşmadığı için de örtülülük, gizlilik, dokunulmazlık haklarımı bilmiyorum. Yakınım dediğim yetişkin kişiler istedikleri zaman gelip bana dokunabiliyorlar. İstedikleri zaman mahremiyet alanıma izinsiz giriyorlar. Bir başka yetişkin daha bunu yaptı’ der ve şöyle düşünür çocuk ‘Ee demek ki olabiliyor. Yetişkinler böyle… Kötü bir şey yok bunda.’

Ama her yetişkinin iyi niyetli olmadığını biliyoruz. Bizim ülkemizde yaşı ilerlemiş yetişkinler bile çok küçük çocukların mahremiyet ihlalini yapabiliyorlar. Sayıları hiç de az değil. Hele ki, çocuğunuz bedeninin sınırlarının sadece kendi iznine bağlı olduğuna dair bazı becerileri öğrenmediyse… Böyle bir algıyı hiç başlatmazsanız o zaman herkes ona dokunabilir, herkes sınır ihlali yapabilir. Beden varlığının bir değeri olduğunu çok fazla anlayabileceğini zannetmiyorum.

Peki, ya özel çocuklarımız bu durum nasıl?

Hele hele bizim özel çocuklarımız…  Çok kötü niyetli düşünemediklerinden bazı şeyleri akıl edemeyebiliyorlar. Olası tehlikeleri sezemiyorlar. Şöyle özetleyeyim… Savaşa gireceğiz, gencecik çocukları cepheye sürüyorsunuz ama ellerine hiç cephane vermeden. Bu çocuklar büyük bir ihtimalle zarar görürler. Bu devasa toplumun içine özel çocuklarımızı salıyorsak ve sosyal ortamlarda onlar da bulunsunlar istiyorsak, o zaman cephanesini de vermek gerekiyor. Diğer insanlarla etkileşmesini istiyorsanız, o insanlardan bazılarının iyi niyetli olmadığını ve kendi varlığını koruması gerektiğini o çocuğa öğretmek zorundayız.

Mahremiyet eğitimi nasıl bir eğitim?

Çok uzunca bir süredir biz dört gelişim alanında eğitim veriyoruz. Beşinci gelişim alanı olan cinsel gelişim ve cinsellik eğitimi ile bunun ilk basamağı olan mahremiyet eğitimini hiç düşünmemişiz bile. İnsan yavrusunu sadece organik bir varlık olarak düşünmüşüz. Yedirelim, içirelim, yaşı gelince okula gönderelim, başarılı olsun, okulu bitirsin, bir kariyer yapsın, iş sahibi olsun, sonra evlensin, kendisi de çocuk sahibi olsun. Böyle bir basit bir çizgi… Halbuki, hem toplumsal değerlerimiz hem dini değerlerimiz gereği biliyoruz ki, insan yavrusu sadece bedeni bir varlık değil. Duyguları, fikri, nefsi var. Bunların hepsini aklı yoluyla kontrol etmeyi öğrenmesi gerekiyor. Mahremiyet eğitiminin içinde bizim başlattığımız şey, duygularını aklı ile yönetip içinde bir vicdan mahkemesi kurabilmesi. Çünkü çocukta bir vicdan mahkemesi geliştirirseniz daha sonra yanında bir yetişkinin olmadığı anlarda “Bunu yapsam iyi mi olur, kötü mü?” değerlendirmesini kendi içinde yapıp “Yok ben bunu yapmayayım en iyisi” diyebilme yeterliliğine sahip olur. Ama sürekli dışarıdan kontrol ve müdahale ile ebeveynlik yaparsak, kendi kendine karar alma, durumu değerlendirme, iyiyi kötüyü değerlendirme yetenekleri bağlamında da gelişmesini engelleriz.

Halbuki çocuk doğar doğmaz bir cinsel gelişiminin olduğunu, bu gelişiminin davranışlarını ortaya çıkaracağını, dolayısıyla çocuğun mahremiyet eğitimini yapıp aklını duygularının üstünde hakim kılmayı ve vicdanını da yavaş yavaş örüntülersek bu çocuğun sonradan yanlış yapması hala mümkün olsa da, ihtimal olarak daha azdır.

Özellikle otizmli ya da down sendromlu bireylere duyulan sevgiyi sarılarak ya da öperek gösterme eğilimi var. Bu onları nasıl etkiler?

“Hiç mi sevmeyelim, hiç mi sarılmayalım?” diyorlar. Biz öyle bir şey söylemiyoruz. Ama izin alarak sarılın diyoruz. “Çok güzel olmuşsun, sana bir kerecik sarılabilir miyim?” deyin ve bekleyin. Çocuk öğrendiği kadarıyla güvendiği kişilere zaten izin verecektir. Ama sorgusuz sualsiz “Ayy… Canım benim, sen mi geldin” diyip direk sarıldığınızda aslında onun varlığını yok saymış oluyorsunuz.

Biz de öyle değil miyiz? Normal gelişen iki yetişkiniz. Karşılaştığımız zaman ne yapıyoruz? Tokalaşmak üzere elimizi birbirimize uzatıyoruz. Eğer karşınızdaki kişi tokalaştıktan sonra dirseğini kırmıyorsa, siz ona sarılabilir misiniz? Yani normal dediğimiz insanlar arasında aslında gizli bir izin alma izin verme var. Tokalaştıktan sonra ona sarılmak için hamle yapsanız bile ben kolumu biraz sert tutuyorsam ve gülümsemiyorsam yaklaşmamanız gerektiğini durumda anlarsanız.

Bizim özel çocuklarımız, özellikle down sendromlu çocuklarımız çok sevecen oluyorlar. Otizm spektrum bozukluğu almış çocuklarımız genellikle daha sessizdir. Özel gereksinimli çocuklara yaklaşan normal gelişimli insanlar, eğer bu mahremiyet olayından haberdarlar ise izin almaları gerektiğini biliyor. Biz mahremiyet eğitimi içerisinde şöyle yapıyoruz, 2,5-3 yaşından itibaren izin alarak sarılma. Anne-babası da ona “Sana sarılabilir miyim? Bir kerecik öpebilir miyim? İki kerecik öpeyim o zaman” diyor. Çocuk şunu öğreniyor, “Annem babam bile sarılmadan önce benden izin alıyor. O zaman dışarıdaki insanların da izin alması gerekir”. Daha sonra da şunu öğretiyoruz: “Eğer sana izin almadan sarılmaya kalkan biri olursa bunu kabul etme. Elini uzat ve ‘hayır’ de.”

Bunu davranış kalıbı olarak öğretiyoruz. Ancak bazen eğitim yaptığımız çocukta bile “hayır” dediği halde ısrarla “seni gidi, hayırmış hadi oradan” denip çocuğun üzerine atlandığını duyuyoruz. Bu  sevmek arsızlığı artık. Çocuğun itirazına rağmen sarınılıyor. Mesela otizm spektrum bozukluğundaki çocuklarımızın bazıları kendilerine o kadar da sıkı sıkı sarınılmasını, öpülmesini istemiyorlar. Ama soruyor muyuz? Sormadığımız zaman aslında onu yok sayıyoruz demektir.

Bu doğru bir davranış değil. Çocuklar, yetişkinlerin iki de bir kendilerine sarılmasını kanıksıyorlar. Bunu gelişi güzel bir yetişkin davranışı gibi öğreniliyorlar. Ama yarın öbür gün, kötü niyetli bir insan aynı şekilde sıkı sıkı sarılıp kendisini sürüklediğinde buna ses çıkarması gerektiğini bilebilecek mi bizim çocuğumuz?

Onun için mahremiyet eğitimi mutlaka yapalım diyoruz. Çünkü ileride bu edinimler çocuğu tacizden koruyacak.

Mahremiyete dair davranış ve tutumları nasıl kazandıracağız?

Bizim özel çocuklarımızda bir şeyleri öğretmek ve bunu tutum haline getirmek çok zor. Kaldı ki, normal çocuklarda da çok zordur. Mesela en güzel örneği diş fırçalamadır. İki yaşında öğrenilir ama yirmi iki yaşında yemekten sonra parmak ile dişlerinin arası karıştırılıp, oturup televizyon seyredilir.  Hani iki yaşında biz bu çocuğun eline fırça vermiştik? Elinde fırça sevimli sevimli dişlerini fırçalıyordu? Yirmi iki yaşına geldi de ne oldu? Daha akıllı olması gerekmiyor mu? Yemekten hemen sonra dişlerini fırçalaması gerektiğini bilmiyor mu? Fakat söylemezseniz fırçalamıyor.

Yani şunu demek istiyorum… Bazı davranışların kazanılması sürmesini de sağlamıyor. Kaldı ki sosyal davranışlar böyle davranışlardır. Çocuğa “Sana sadece izin alanlar sarılabilir. Hatta onlar izin isteseler bile sen izin vermeyebilirsin” diye öğretebilirsek tacizden korunma davranışlarını ancak 20’li yaşlarına geldiğinde tutum haline getirebiliriz.

Yavaş yavaş 25-26 yaşlarına doğru kendilerinde de bir cinsel uyanma olacaktır. Bizim birinci kuralımız mahremiyette şudur, bazı davranışlar hoşuna gidebilir, yapmak isteyebilirsin ama karşındakine zarar veremezsin. Biz bunu yaklaşık yedi yaşında öğretiyoruz ve sürekli tekrar ediyoruz. Şimdi çocuğumuz 26 yaşında geldi ve diyelim ki karşısındaki kız arkadaşına ilgi duyuyor. Ona dokunmayı çok istiyor da olabilir. Ama ona zarar vermemesi gerektiğini bilir. Yani daha sonrasında kendi davranışlarının da uygun olmasını sağlayan bir eğitimdir mahremiyet eğitimi. Sadece çocuğu korumuyor.

Toplum için bu eğitimler neden önemli?

Biliyorsunuz, normal gelişen ergenlerde de “çok sevdim, zarar verdim” eğilimini gün geçmiyor ki gazetelerden okumayalım. Aslında bakarsanız, bizim mahremiyet eğitimini tüm çocuklara vermemiz lazım.  Gazetelere hiç şöyle bir haber çıkmıyor mesela “otizm spektrum bozukluğuna sahip erkek çocuğu, down sendromlu bir kıza sarkıntılık etti”. Böyle bir şey duymadık şimdiye kadar. Tacizde bulunan kim? Normal gelişim gösterenler. Lisede sınıf arkadaşını çok beğeniyor. Arkadaşlık teklif ediyor, kabul edilmiyor. Bu yüzden ona zarar veriyor. Biz ona 0-6 yaşında çok sevmenin aynı zamanda zarar vermemek demek olduğunu öğretseydik sonuç aynı olur muydu?

Biz eğer özel çocuklarımızı korumak istiyorsak, diğer çocukların eğitimini de yapmak zorundayız. Genelde normal gelişim gösterenler, aklı ermiyor ya da nasılsa ne yapıldığını bilmezler diye özel çocuklarımızı hedef alabiliyor. Bununla ilgili yapılmış pek çok araştırma da var. Özel çocuklarımız taciz girişimine uğramada ilk sırada düşünülüyor. Neden? O sanki bir şeyleri anlatamaz ya da kötü bir şey olduğuna aklı basmaz diye düşünülüyor. Taciz etme girişiminde cesaret buluyor. Kim yapıyor bunu? Normal gelişenler. Hatta normal gelişmiş yetişkinler. Tacizcilerin yaşlarına baktığınız zaman öyle ergen tacizci olmuyor pek fazla. Daha büyük yaşlarda oluyor.  O yüzden, evet özel çocuklarımızı mutlaka eğitelim, mahremiyet eğitimini verelim, hemen arkasından tacizden korunma eğitimini de verelim. Ama bunun yanı sıra diğer bütün çocuklarımıza da mahremiyet eğitimini ve tacizden korunma eğitimini verelim. Çünkü tacizden korunma eğitimi aynı zamanda başkasını taciz etmemeyi de kapsıyor. İzin alma, izinsiz temasa müsaade etmeme… “İzin alsan bile” diyoruz, “kötü dokunma yapamazsın”. Yani ne demek izin alsan bile? “Mesela sana sarılabilir miyim?” dedim. Karşı taraftaki de dedi ki “Evet, sarılabilirsin”. Ama sarılabilirsin derken o dostça bir sarılmaya izin veriyor. Dolayısıyla dokunulmaması gereken yerlere dokunma için değil o izin. O yüzden bunu da öğretiyoruz biz çocuklarımıza. Yani izin verilse bile kötü dokunma yapamazsın. Dolayısıyla bizim çocuklarımız eğitimden geçtikten sonra kimseyi taciz etmiyor.