Çoğu hikâyede otizmli bir evlada sahip annenin ya da babanın mücadelesini gördük. Bu kez kahramanımız bir abla. Ancak ilginçtir ki; onun hayatını değiştireceği kız çocuğu kendi kardeşi değil, hiç tanımadığı bir ailenin otizmli kızıdır.

Prof. Dr. Hayriyem Zeynep Altan yazdı. 

Yönetmenliğini Janet Grillo’nun yaptığı, senaryosunu Jennifer Deaton’ın yazdığı, seyircisiyle ilk defa 6 Mayıs 2015’te buluşan bir Amerikan filmi, karşımızda. Küçük de olsa, önemli bir ayrıntı var: “Bentonville Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü alan bu otizm temalı filmin senaryo yazarı Deaton, otizmli bir yeğene sahiptir.” (Scheck, Frank, 2016). Zaten bu tip filmlerdeki hikâyelerin çoğunlukla gerçek hayattan beslendiğini ya da bizzat otizmli kişinin kendi deneyimlerini odak aldığını biliyoruz. Şimdiye dek, bu köşe altında bir çok filmi sizlerle paylaştım. Otizmin kendine özgü yaşam biçimleri yarattığına birlikte tanıklık ettik. Çoğu hikâyede otizmli bir evlada sahip annenin ya da babanın mücadelesini gördük. Bu kez kahramanımız bir abla. Ancak ilginçtir ki; onun hayatını değiştireceği kız çocuğu kendi kardeşi değil, hiç tanımadığı bir ailenin otizmli kızıdır.

Film, seyirciye bunun bir kaçış öyküsü olduğu izlenimini vererek başlar. Genç kız Jack, okul çağındaki kız kardeşini evden kaçırır ve ona dönerek şöyle der: “18 yaşındayım. Ailen benim artık.” Ardından başka bir aileye çevrilir gözümüz. Orada Glory adındaki otizmli kız çocuğunun uyku vaktine karşı koyuşunu ve çılgınca ağlamasını izleriz. Film birbirleriyle bir noktada kesişecek iki ayrı hikâyeyi eşzamanlı olarak anlatır. Bir tarafta küçük suçlar işleyen, evsiz Jack ve onun sürekli koruyucu aileler arasında gezinmek zorunda bırakılan kız kardeşi Bethany vardır; diğer tarafta ise küçük kızları Glory’nin otizmiyle yaşamaya gayret eden bir ailenin yaşamına davet ediliriz. Glory’nin cephesinde, diğer otizm öykülerinden aşina olduğumuz zorluklar egemendir. Mutsuz bir aile tablosu verilir. Anne, kızının sorumluluğunu taşırken yeterince destek almadığını hissetmektedir. Eşi Mark Adams bir kabinde bilişim uzmanıdır ve işinden şikâyetçidir. Karı ve kocayı, bir ayna görüntüsü içinden, tartışırlarken görürüz. (3.59) Kadın önde, sağdadır ve belirgindir. Erkek ise solda, küçük ve belirsizdir. Ve uzaktan Glory’nin mızıldayan sesleri gelir. Bu kare bize aile dengeleri içinde baskın rolün kadına ait olduğunu, erkeğin daha pasif bir rolü benimsediğini anlatır. Baba sesleri bastırmak için Glory’nin odasına girer ve “Bu babanın kızgın yüzü,” der. Bu cümle; otizmli bireyin yüz ifadelerini okumakta çektiği güçlüğe minik bir göndermedir. Sonra diğer tarafa çekiliriz: İki kız kardeş sakızlarını gürültüyle şişirip patlatmaktadırlar. Onların diyaloglarından, kimsesi olmayan annelerinin birkaç yıl önce ölmüş olduğunu öğreniriz. Bir annenin sevgisinden ve koruyuculuğundan dışarı atılmış bu kızlar zorlu bir hayat mücadelesi vermektedirler. Jack bu koşullarda ayakta kalabilmek için sert, asi, uzlaşılmaz bir role bürünmüştür. Burnunda hızması, bedeninde dövmeleriyle saldırgan bir görünümü vardır. Kendilerini “Coke and Jack” diye tanımlarlar. Anneleri gittiğinde, onlar bir takım olmuşlardır. Tüm dünyaya karşı bir ikili.

Çok geçmeden anlarız ki; aslında kendisi de bir yetişkin olmayan Jack, kız kardeşini “berbat” diye tanımladıkları koruyucu ailelerin elinden kurtarmak isteyen bir ebeveyn rolünü de benimsemeye çalışmaktadır. Durmadan kaçtığı şartlı tahliye görevlisinin gölgesinde, iş bulup kardeşini yanına aldığı bir hayatın hayalini kurmaktadır. Kolları sıvar ve işsizlik kurumundan tanıdığı bir kadından yardım ister. Adams Ailesi otizmli kızları Glory’e bakacak profesyonel bir bakıcı aramaktadır. Kadın bir hileyle; bu iş görüşmesine “Donna” adındaki kızın yerine geçerek Jack’in başvurmasını sağlar. Asıl hikâye bu noktada; kılık değiştirmiş bir kahramanla başlar aslında. Klasik anlatılarda kılık değiştiren ve hile yapan; çoğunlukla kahramanın düşmanıdır, onu yolundan geri çevirmek için her şeyi göze alır. Ancak burada kız kardeşiyle birlikte yeni bir hayat kurmak için sahte bir kimliğe bürünen kişi, kahramanımız Jack’in kendisidir. Anlatı, bu sekansta olduğu gibi; hayatla, başarılı ve mutlu olmakla ilgili mitleri ters yüz eden kimi kodlarla ve çağrışımlarla izleyiciyi şaşırtmayı başarır. Otizm temalı filmlerde var olan klasik etikte tuhaf bir yarılma meydana getirir. İlk kez “bir sokak serserisi” olarak tanımlanabilecek bir kız, otizmli bir çocuğun bakıcısı olur.

Jack “Donna” olabilmek için ciddi bir imaj değişikliği geçirir. Asi görüntüsü içine çekilmiştir; o artık eğitimli, otizm alanında sağlam referanslara sahip, profesyonel bir bakıcıdır. Giyimi, saç modeli, konuşması değişmiştir. Glory’nin annesi, onu sıkı bir sınavdan geçirir. Ancak Jack’in ona verdiği kaçamak yanıtları fark edemeyecektir. Çünkü kızın kağıt üzerindeki özgeçmişi övgüyle doludur. Jack işe alınır ve ailenin diğer üyeleriyle tanışır. Bu esnada Glory, annesi tarafından tanımlanır: “Glory, Yağmur Adam değil. Dahi değil yani.” Glory otizm spektrumunun dahi olmayanlar kanadına aittir. Anlatı, Jack’in sahte kimliğiyle yaşamaya başlamasından itibaren; seyirciyi otizme dair bilgilerle donatmaya başlar. Uygulamalı Davranışsal Analiz Terapisi (UDA) artık onun bilmekle yükümlü olduğu bir alan haline gelmiştir. Bu arada Adams Ailesi’nin “Robert” adında bir üyesi daha vardır. Robert, Jack’e en başından cinsel bir ilgi besler. Jack onun gözünde, üniversite mezunu, çok seksi bir kadındır. Annenin gözünde ise, bir kurtarıcıdır. Jack bu kızla bağ kurup onun gelişimine katkı verebilirse; anne işe dönebilecektir. Jack, Glory’nin bir haftasının kişisel gelişim eğitimleriyle dolu temposunu en iyi biçimde yönetmek zorundadır. Anlatı, otizmle gıda ilişkisi üzerine de çok şey söyler. Kazeinsiz, glutensiz beslenme yöntemleri, ilaçlar, vb. Ardından konuşma ve dil terapisinin incelikleri. Duyumsal sorunlara, özellikle gürültüye karşı hassasiyet geliştiren otizmli bireylere sunulan çözüm önerileri, şekerlemeler, tanıtım kartları, oyuncaklar… Jack ve annenin diyalogları sırasında, Glory’i daha yakından tanımaya başlarız. Glory en çok kırmızı rengi sevmektedir. Ayrıca o da tıpkı Temple Grandin gibi bir jöle sevdalısıdır. Özellikle jöleli şekerlere bayılır. En önemlisi de Glory’nin -adından da anlaşılacağı gibi- gökyüzünde beliren parıltılara, yansımalara, güneş ışığına büyük bir ilgisi ve sevgisi vardır. Gözü çoğunlukla yüksektedir. Yalnızca kendisine ait, renklerden ve yansımalardan örülü, özel bir dünyası vardır. Onu bu haldeyken sıklıkla görürüz. (31.26) Jack onun bu dünyasını kabaca yıkar. Ona bildiği tek biçimde davranır. Doldurmakla yükümlü olduğu kayıt defterine sahte bilgiler, hiç gerçekleştirilmemiş alıştırmalar yazar. Anlatının bu bölümünde; izleyicinin kendisini Adams ailesinin yerine koyarak aldatılmış hissetmesi olanaklıdır. Jack, Glory’e bakmak yerine kendini eğlendirmektedir. Jack’in kırların üzerinde uykuya daldığı sırada, Glory evin çatısına çıkmıştır. Robert ve okul arkadaşı Dudley arabayla eve dönmüşlerdir. Robert, kız kardeşini çatıdan ustalıkla indirir. Daha sonra Robert ve Jack’in diyaloglarından bu alanda çalışan ünlü isimleri öğreniriz: Helen Keller, Anne Sullivan. Elbette Jack bu isimleri hayatında ilk kez duyuyordur. Anlatının 40. dakikasında “çiğneme tüpü” diye bir nesneden söz edilir. Glory’nin giyinirken bir şeyler çiğnemesi onu rahatlatmaktadır. Bu arada Jack, kız kardeşinin izini sürerken Glory’i ihmal etmektedir. Onu sıklıkla kaybeder ve yeniden bulur.

Adams Ailesi’nin bir hedefi vardır Glory için: Onun otizmli çocuklara eğitim veren iyi bir okul tarafından kabul edilmesi. Jack’in hedefi ise sürekli bir işi olduğunu kanıtlayıp kız kardeşinin yasal sorumluluğunu elde edebilmektir. Bu iki hedefin başarıya ulaşması, her nasılsa Jack’le kesişmektedir. O iki hayatı birbirine bağlayan bir köprü gibidir. Bu arada karı-koca arasındaki iletişim kopuktur. Aile üyeleri arasındaki ilişkiler yara almıştır. Ve çok geçmeden Robert, Jack’in bir yalancı olduğunu; söylediği kişi olmadığını fark eder. Bu durum, Jack için bir dönüm noktasıdır. Ya hayallerine veda edecektir ya da söylediği kişi olacaktır. Jack’in bir kararla değişen tavrına tanıklık ederiz. Jack bilgisayarda izlediği “Mucize Çalışan” adlı filmden sonra, Glory’le olan iletişimini değiştirir. O filmdeki bakıcıyı taklit etmekle başlayan bu serüven, büyük çabalardan ve kararlılıktan beslenerek sonunda meyvelerini verir: Anne eve geldiğinde, Glory hayatındaki ilk kez kaşıkla yemek yemektedir ve gülümsemektedir. (50.54) Jack ilk defa bir başkasının iyiliği için emek harcamaktadır. Aralarında bir sevgi oluşur. Bu sırada Bethany yeni bir aileye evlatlık verilir. Jack koşullar yüzünden sevgisini kendi kız kardeşine değil, bakmakla yükümlü olduğu Glory’e verir. Glory görünür bir değişim göstermektedir. Bir şey isterken “Lütfen,” demeyi öğrenmiştir. Ancak her fırsatta kaçıp sevdiği bir parka gitmektedir. Robert, Dudley ve Jack onu bir ağacın tepesinde gökyüzünü izlerken bulurlar. (57.44) Jack’in çabaları, Robert’le olan iletişimini de dönüştürür. Aralarında hem bir cinsel yakınlık, hem de bir dostluk doğar. Bu yakınlık sırasında izleyici; sağlıklı çocuk Robert’in 13 yaşındaki kırgınlığına ortak olur. Robert de, özel gereksinimleri olan bir çocuğa sahip tüm ailelerde olduğu gibi; ikincil bir konuma itilmiştir. Oysa şimdi, Jack’in hayatlarına girişiyle; tüm aile bireylerinde bir iyileşme filizlenmiştir. Baba salonda gitar çalmaktadır ve Glory babasını dinlerken “kahraman” diye bağırır. Erkek şarkıyı karısına bakarak söyler: “Gücümü senin aşkında, senin için buluyorum.” (1.05.16) Daha sonra onları yatak odalarında öpüşürken görürüz. Hayatın gerisinde duran baba sanki dizginleri ele almış gibidir: Jack’e kızının sevdiği şeyler hakkında bilgi verir. Glory çizgi film karakteri Casper’ı çok sevmektedir. Ayrıca yumuşak yorganlara sarınmayı ve onlar içinde sallanmayı da sevmektedir. Jack, önceleri “çatlak bir kadın” diye küçümsediği Kay’le (anne) de iyi bir iletişim kurmayı başarmıştır. Uykularının kaçtığı bir gece konuşmasında, bu yakınlığa tanıklık ederiz. Her şey yoluna girmiş gözükmektedir. Jack, Glory’i nesne kartlarıyla sıkı çalıştırmaktadır. Bu çalışma sırasında ilk kez filmin adına bir gönderme yapılır: Glory kartın anlamı sorulduğunda, “Kupa Kızı Jack” diye yanıtlar. Ancak bu mutluluk tablosu çok geçmeden bozulacaktır. Robert tesadüfen Jack’in gerçek kimliğini açık eden mektubu bulur. Aynı zamanda “Aile ve Çocuk Servisi”ne giden Jack ve Glory, Anne Kay’a yakalanırlar. Kay, Jack’in bu servise Adams Ailesi’ni şikâyet etmek için gittiğini sanır. Bu yanılgıyı düzeltmek için Jack gerçekleri anlatmak zorunda kalır. Geri almak istediği kız kardeşinden söz eder. Kay ve Jack arasında yoğun bir duygusal paylaşım yaşanır. Kadın ona kızı gibi sarılır. O da sanki annesine sarılır. Birlikte ağlarlar. Ancak bu yakınlığın getirdiği sevgi ve güven bağı; şartlı tahliye memurunun Adams Ailesi’ne yaptığı ani ziyaretle yerle bir olur. Jack’in gerçek kimliği ortaya çıkar. Adı: Jacquelyn’dir. 18 yaşındadır ve liseyi bile bitirememiştir. Üstelik sabıka kaydı vardır. Aile üyeleri yıkılır. Jack evden koşarak kaçar. Glory, Jack’in arkasından gider. Robert Glory’i alıkoyar. Her şeyin ortaya çıkmasından sonra; Jack’i gece yarısı kardeşini yeni koruyucu ailesinin balkonunda izlerken buluruz. Birbirlerine sarılırlar. Ancak Jack bu kez onu kaçırmaya çalışmaz. Bu ailede kalıp eğitimini tamamlamasını ister. Kız kardeşini gözyaşları içinde arkasında bırakır ve birlikte takılıp içki içtiği arkadaşlarını görmeye gider. Ancak bir anda fark eder ki; artık onlarla uyum içinde değildir. Kendisini başkalaşmış bulur. Jack sahte bir kimliğin gölgesinde; gerçek ilişkiler yaşarken değişmiştir. Robert “Glory’s Log Book” adlı defteri açar ve buradaki çabayı görür. Ancak aldatıldığı için, Jack’i takdir edemeyecektir. Bu sırada aylardır beklenen gün gelmiştir: Glory’nin kabul edilmesini istedikleri okulun ön görüşmesi başlar. Glory tutuktur, iletişime kapalıdır. Jack, Robert’i ikna edip okula gelmeyi başarmıştır. Aileden izin isteyip Glory’nin bakıcısı olarak bu sınav sürecinde onlara desteğini sunmak ister. Çaresizce izin verirler. Jack’in odaya girişiyle, Glory’nin tepkileri değişir ve sevimli bir kız çocuğu olarak kendini gösterme fırsatı yakalar. Okul Glory’i kabul eder. Dışarıda bir polis aracı Jack’i beklemektedir. Jack bir ailenin hayatını ışıklandırmayı başarmıştır. Onlardan tek tek özür diler. Yaptıklarının sorumluluğunu alan, yetişkin biri olarak, hayatında yeni bir sayfa açmak için Adams Ailesi’nden destek ister. Onlar da bunun sözünü verirler ve polis aracı uzaklaşmaya başlar. Son karede, Jack’i tıpkı Glory gibi gökyüzüne dalmış bakarken görürüz. Bu imge, bize Jack’in; başlangıçta hoyratça yıktığı dünyayı Glory’nin gözleriyle görebildiğini anlatır. Jack’in hayata bakışı geri dönüşü olmayan biçimde değişmiştir.

“Kupa Kızı Jack” anlatım dili dikkate alındığında; diğer filmler içinde parlaması olanaksız bir film olarak görünüyor göze. Ancak otizmi sıradan bir insanın bakışıyla vermeyi tercih etmesi ve bir suç öyküsü içine yerleştirilmiş yapısıyla incelenmeyi hak ediyor. Dahası her filmde yeni bir şey öğreniyoruz otizme dair. Çoğu filmin tersine, yönetmen burada odağını otizme uzak bir perspektife yerleştiriyor. Bunu yaparken; hayatın otizmli ya da değil, her birimiz için çetrefilli bir serüven olduğunu, büyümenin ilişkiler içinde sürüp giden bir ırmak olduğunu fısıldıyor sanki.

Kaynakça: Scheck, Frank, (25.02. 2016) “Jack of the Red Hearts” Film Review, The Hollywood Reporter.

(https://www.hollywoodreporter.com)