Size benim için çok özel olan bir çocuğun hayatımı nasıl değiştirdiğini anlatacağım. Her şey lise yıllarımda psikolog olmayı istememle başlamıştı. Dünyanın en büyük hazinesi olan ailemin de katkısıyla psikoloji okumaya başladım…

İsmail Bıyıklı 

 Keyifle bitirdiğim lisans hayatımın ardından yüksek lisans sürecine girdim. Bu süreci de başarıyla tamamladım. Çalışma hayatı benim için başlıyordu artık. Hedeflediğim, insanların hayatlarına dokunabilme gayesi benim tam önümde duruyordu. Burada karşıma toplumsal cinsiyet baskıları çıktı. “Erkek psikologlar, çocuklarla çalışmakta başarılı değil, bu yüzden yetişkinlerle çalışmalısın,”  sözlerini duymaya başlamıştım. Buna biraz inanmıştım ve çalışma hayatıma yetişkin danışanlar görerek başladım. Fakat bu işte bir terslik vardı. Hayal ettiğim şey bu değildi. Ben bunu yapmak istemiyordum. Nerdeyse birkaç ay yetişkin danışan gördüm ve bana uygun olmadığını düşünerek bırakmaya karar verdim.

Hayatımın dönüm noktası olacak işe çok yakındım artık.  Özel çocuklarla çalışan bir kurumda işe başladım. Bu kurumdaki ilk danışanım Mert olmuştu. Mert o zamanlar henüz 5 yaşındaydı ve yanlış eğitimler sonucu pek de yol kat edememişti. Onu ilk gördüğümde birbirimize o kadar güzel gülümsedik ki… Hala o gülümsemeyi hafızamdan silemiyorum. “Merhaba” dedi gözlerinin içi gülerek. Nasıl sevgiyle bakıyordu hayata. Sanki bütün kötülüklere inat gülümsüyordu karşımda bakışları. Seansımızı bitirdiğimizde güçlü bir bağ oluşmuştu aramızda. Sanki benim oğlummuş gibi hissediyordum. Ona katacağım bütün şeylerin en iyisini yapmak için tanısıyla ilgili bir sürü kitap sipariş ettim. Yapamadığı becerilerin hepsini çok kısa bir zaman içerisinde kazandırdım.

Mert benimle çalışmaya başladığında kalemi doğru tutamıyordu ama boyalara ve kağıtlara karşı bir ilgisi olduğu açıkça belliydi. Önce ona sevdiği şeyi kazandırmakla başladık. Büyük kalemlerle çok güzel boyamalar yaptık. Zaman geçtikçe çizimler yapmaya başladık. Şimdiler de ise en sevdiği ders resim.

Sosyal beceriler yönünden çok güçlü değildik. İletişimde oldukça çekingen tavırlar sergiliyordu. Geçenlerde bir tiyatro oyununda Pinokyo rolünü üstlendiğini öğrendim.

Bilişsel yönden oldukça iyiydi. Legolara, yapbozlara çok ilgiliydi. Bu ilgisini ele alarak ona uygun bir öğrenme stili oluşturduk. Sevdiği etkinlikler üzerinden gitmek bizim işimizi oldukça kolaylaştırdı. Her seansın sonunda mutlaka üstüne bir şeyler katarak ayrılıyordu kurumdan.

Bu sadece benim başarım değildi elbette. Mert’in kendi başarısıydı. Tam 2 yıla yakın süre birlikte gelişimini izledik. İlkokul sürecine başladığında artık özel eğitime ihtiyacı kalmamıştı. Tanısı kalkmıştı. Psikiyatristimizle sürekli olarak iletişim halindeydik. Mert için ailesi, eğitmeni ve doktoru olarak bir takım çalışması oluşturmuştuk. Benim yaptığım testler ve doktorumuzun değerlendirmelerini ele alıyor ve her hafta gelişimiyle ilgili geri dönütler veriyorduk. Verilen ödevleri eksiksiz yapılıyordu. Bunun sonucunda tanısının kalkmasıyla ödüllendirdik.

Mert kurumdan ayrıldığında kendi yaşıtlarıyla birlikte 1.sınıfa başladı. Okulun ilk günü küçük bir hediye alıp onu ziyaret etmiştim. İlk gün ki o gülümsemesinin aynısını karşımda gördüm. Aynısıydı; aynı sıcaklık, aynı masumiyet, aynı sevgiyle dolu bakış… Mert şuan da 9 yaşında hala arayıp konuşuyorum. O diğer bütün danışanlarım gibi benim oğlum, benim kızım. Hepsine aynı hassasiyetle yaklaşıyorum.

Galiba işin sırrı ne benim fazladan bilgiye sahip olmam ne erkek olmam ne de Mert’in çok çalışmasıydı. İşimi severek yapmam ve bu sevgiyi hisseden öğrencimdi sanırım işin sırrı. Ben kendi sevdiğim işi buldum. Çocukların hayatına dokunmak benim, hayatıma hayat katıyordu artık. Onlarla birlikte büyütüyorum içimdeki çocuğu. Onlar büyüyorlardı bir şekilde. Fakat benim içimdeki çocuk hala büyümüyordu.