“Sen yoksan biz eksiğiz” Cümlesini slogandan ziyade, bireylerin gelişimi üzerinde toplumun ne kadar büyük etkisi olduğunu göstermek, fark ettirmek için üretmiştik. Çocuklarımızın gelişiminde ve geleceğinde herkesin desteğine, olumlu davranışlarına ihtiyacımız var. Yoksa yıllar süren bir çalışma 10 saniyelik bir yaklaşımla yerle bir edilebilir.

ÖÇED Başkanı Parin Yakupyan yazdı. 

Hepimiz günlük hayatın içinde çocuğumuzla farklı yerlere gideriz. Biz farklı gelişen çocuk annelerinin çocuklarına bağlı bir yaşantısı olduğundan, onları yanımızdan ayırdığımız zamanlar genellikle pek nadirdir.

Gittiğimiz mekânlarda gerek işletmecilerin, gerekse mekânda bulunanların bakışlarına, sözlerine maruz kalırız. Yıllardır STK’ların ve son dönemlerde ailelerin yaptıkları çalışmalar neticesinde toplumsal farkındalık adına birazcık ilerleme kaydetmiş olsak da, karşılaştığımız olaylarla hala yolumuzun çooookkk uzun olduğunun farkına varıyoruz.

Çocuklarımızın duyusal ve davranışsal problemi varsa, gittiğimiz mekânlarda mücadele vermek zorunda kalabiliyoruz. Evlatlarımızın davranışlarına müdahale etmekle uğraşıp kan ter içinde kalırken bir de çevredeki insanların bakışları, eylemleri ve sözleri ile uğraşmak zorunda kalıyoruz.

Sık sık uğradığımız mekânlardan, buralarda yaşadığımız davranış problemlerinden ve karşılaştığımız kişilerin tutumlarından bahsetmek istiyorum size…

İlk sırada marketler, bakkallar gibi gıda alışverişi yaptığımız yerler geliyor. Eğitim merkezlerine gitmek için sokağa çıktığımızda ya da ev alışverişini yaptığımızda çocuklarımızla bu mekanlara gireriz. Çocuklarımız buralarda genellikle tüketmelerini istemediğimiz gıdalara, atıştırmalıklara yönelirler. İşte film o andan itibaren başlar. Çocuğumuz ağlamaya, bağırmaya, kendini yere atmaya varan davranışlarda bulunabilir. Eğer ilk kez girdiğimiz bir yerse herkes bize “Ne oluyor?”, “Anneye bak!”, “Bu nasıl baba?” der gibi bakmaya başlar. Bakmakla da kalmaz, der.

Çocuğumuzun davranışına müdahaleye başlayınca “Ağlatmayın çocuğu, paranız yoksa sonra verirsiniz”, “Bu sefer ben alayım” gibi sözler dört bir yandan üzerimize hücum etmeye başlar. Biz paramız olmadığından mı ya da çocuğumuzu ağlatmaktan zevk aldığımızdan mı almıyoruz??? Hayır. Çocuğumuzun gelişimine zarar verdiği için, o davranış pekişmesin diye almıyoruz. Birçok ebeveyn çevrenin bu bakışları yüzünden günlük yaşam içerisinde davranış çalışması yapamıyor. Çocuklarımız da bu durumu fark ettikleri an, ebeveynlerine her istediklerini yaptırabildikleri bir alan keşfediyorlar.

Aslında benzer bir durum kafeler, restoranlar için de geçerli. İki grupta da benzer öneriler işe yarayabilir. Bu tarz bir mekanda davranışsal olarak problem yaşayan bir çocuk gördüğünüzde lütfen müdahale etmeyin. Çocukla göz göze gelip davranışını pekiştirmeyin. Ebeveynine “Ben alayım, ağlatmayın” gibi sözleri söylemekten kaçının. Kısacası çocuğa yaptığı davranışın etkisiz olduğunu gösterin. Eğer siz bu davranışı 3 yaşında bir çocuk için pekiştirirseniz ve o davranış silinmezse, o çocuk 15 yaşına geldiğinde de aynı davranışı sergileyecektir. Olumsuz bir davranışın yerleşmesi kolaydır. Ama bu davranışın ya da etkilerinin silinmesi uzun bir süreçtir. Günümüzde 15 yaş üzeri nice ebeveyn çocuklarının göstermiş olduğu bu olumsuz davranışı yaşamamak adına dışarıda gezmiyor.

Ayrıca duyusal nedenlerden (ses, koku, tat vb.) kafe ya da restoranlarda oluşabilecek durumlarda ailelerimize yardımcı olmak adına oturdukları masayı değiştirebilirsiniz, mekanda çok ses varsa müziği kısabilirsiniz.

Duyusal problemlerin en çok yaşandığı mekanların başında berberler gelmektedir. Aslında çocuğumuzun bu duruma düşmemesi adına, ergoterapi (duyu bütünleme) seansları alınabilir. Gittiğiniz eğitim merkezlerindeki eğitimcilerinizle ön hazırlık, duyarsızlaştırma çalışmalarını mutlaka yapmalısınız. Eğer   berber de bu durumla ilk kez karşılaşılıyorsa, tıraşı tamamlamaya çalışarak çocuğa travma yaşatılmamalıdır.

Toplu taşıma araçları da duyusal ve davranışsal açıdan problemlerin yaşanabileceği alanlardır. Hatta birçok çocuğumuzun takıntı olarak da toplu taşıma araçlarına ilgisi olabiliyor. Toplu taşıma aracındaki ses ya da koku bireyi rahatsız ediyor olabilir. Aracın şoförü iseniz havalandırma sistemini çalıştırabilir, müzik açık ise kapatabilirsiniz. Eğer o araçta bulunan bir yolcu iseniz çocuğun davranışını görmezden gelebilir, ebeveynini zora sokacak cümleleri kullanmaktan kaçınabilirsiniz. Anneyle sevecen bakışlarla göz kontağı kurabilir, herhangi bir yardım isteyip istemediğini sorabilirsiniz. Çevrede söylenenler varsa, onlara yaptıklarının yanlış olduğunu anlatabilir, ebeveynin yanında tutum sergileyebilirsiniz.

Temel olarak problem ne mekanlarla, ne de çocuklarımızla ilgili değil aslında. İnsanların davranışlarıyla ilgili. Ebeveynlerin uğraştıkları en büyük problem olayın gerçekleştiği anda etraflarında bulunan kişiler ve bunların yaklaşım tarzlarıdır.

Eğer böyle bir örnekle karşılaşıyor ve müdahale biçimini bilmiyorsanız, sergileyebileceğiniz en iyi yaklaşım o davranışın pekişmemesi adına çocukla ya da ebeveyni ile etkileşime girmemenizdir.

Eğer davranışsal sorun yaşayan bir bireyle iletişime girecekseniz; öncelikle duyusal anlamda davranışı tetikleyen bir durum varsa bunu ortadan kaldırmalısınız. Bireyin iletişimsel açıdan açık konuma gelmesini sağlamanız gerekir. Daha sonra bireyle aynı göz hizasına gelip söyleyeceklerinizi sakin bir ses tonunda kısa bir şekilde aktarabilirsiniz. Birey kendini güvende hissetmiyorsa, kaygı düzeyi yüksek ise söylediklerinizin veya yaptıklarınızın etkisi olmayacaktır ya da düşük kalacaktır. Öncelik bireyin iletişime açık hale gelmesini sağlamaktır.

Özel gereksinimli bireylerin gelişiminde tek sorumlu, tek yükümlü ebeveynleri değildir. Tüm toplum sorumludur. Günümüzün bilgi dünyasında, internet çağında bilgiye ulaşmak o kadar basit ki… Yeter ki, bu konuda bir şeyler yapmak ve öğrenmek isteyelim.

“Sen yoksan biz eksiğiz” cümlesini slogandan ziyade, bireylerin gelişimi üzerinde toplumun ne kadar büyük etkisi olduğunu göstermek, fark ettirmek için üretmiştik. Çocuklarımızın gelişiminde ve geleceğinde herkesin desteğine, olumlu davranışlarına ve yaklaşımına ihtiyacımız var. Yoksa yıllar süren bir çalışma 10 saniyelik bir yaklaşımla yerle bir edilebilir.

Otizm farkındalığı, kutlanacak bir gün değildir. Bir çocuk görseli paylaşıp da altına “Yanınızdayız, farkındayız” deme günü de değildir. Toplumda karşılaştığın, denk geldiğin bireyin hayatını kolaylaştırmaya çalışmaktır. Farkındalık, okula farklı gelişen çocuk kabul etmek ve ona uygun bütünleştirici çalışmalar yapmaktır. Özel gereksinimli çocuk olan sınıfta diğer öğrencileri bilinçlendirmektir. Acımamaktır, sonsuz kabul etmektir. “Biz okula kaynaştırma öğrencisi almıyoruz,” diyerek gururlanmamaktır. Üst katta çocuğu gürültü yapan komşuya “Ses çıkacak diye kendinizi üzülmeyin, onun için ne yapabiliriz? Onu söyleyin ” diye sormaktır. Özel gereksinimli çocuğu olan kişiyle arkadaşlığı sürdürmek, onu dışlamamaktır. Sadece bir gün değil her gün o çocukların ve ailelerin hayatlarını kolaylaştırmak için destek olmaktır.

Farkındalığın bol ve içinin boş olmadığı, anlayışın ve araştırmaların çoğaldığı başka bir yazıda görüşmek temennisi ile…