ÖĞRETMENLER OTİZMİ NE KADAR BİLİYOR?

Otizm spektrumundaki bireyler, sosyal iletişim seçeneklerinden biri olan beden dilini alışıldık şekilde kullanamadıklarından bazen sınıf ortamında yanlış anlaşılmaya müsaittirler. Öğretmenlerin onların beden dilini okuyamamaları da hatalı yorumlamalara neden olabilir. Öğrencinin ilgisiz, umursamaz ya da dikkatsiz oldukları düşünülebilir.

Örgün eğitimdeki öğretmelerimiz otizmi ne kadar biliyor? Farklı gelişen çocuklarla yaşayabilecekleri olası durumlara hazırlıklılar mı? Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Güzin Ayan meslektaşları için yazdı.

Durum hikayesi: Bir proje sunumu provası. İki arkadaş ortak hazırladıkları sunum slaytlarını sunmak üzere sınıfın önündeler. Amaç dönüşümlü bir şekilde söz almaları ve topladıkları bilgileri seyirci arkadaşlarına sunmaları. Belirli bir süre kısıtlaması var ve zaman yönetimini başarmak projenin amaçlarından biri. Her iki öğrencinin de istekli olduğu ve büyük bir ön çalışma yaptıkları slaytlara topladıkları bilgilerden belli ancak öğrencilerden sadece biri konuşuyor, soluksuz bir şekilde anlatıyor. Bilimsel terimler kullandığı karmaşık cümleler ve açıklamalar yapıyor, bir profesör gibi. Söz alan, kelime bilgisi ile öne çıkan, bu konuda doğal bir yeteneği olan sınıfın ilerisinde bir öğrenci. Her şey hoş güzel ancak yanında sunum sırasını bekleyen arkadaşının varlığından habersizmiş gibi. Öğretmen, konuşmayı aksatmadan, el kol hareketleri ve jestlerle bitirmesini ve yanındaki arkadaşına söz hakkı tanımasını söylüyor ama öğrenci bunu dikkate almıyor.

Karar aşamasında, öğretmenin doğru iletişim şeklini kurmak için otizmli öğrenciler ile ilgili bilinmesi yararlı olabilecek bir diğer özellik; göz kırpma, ses tonu, çatık kaş ya da sözel bir şekilde ifade edilmeyen mesajların fark edilemeyebileceği. “Başkalarına uyum sağlamak, bir sonraki davranışlarını tahmin etmek için, onları idare etmek ya da memnun etmek için kim olduklarını ve ne yapabilecekleri ya da ne arzu ettiklerini bilecek yeteneğe sahip olmak gerekir. Otizm spektrumundaki bireyler değişken derecelerde olmak üzere bu kabiliyete sahip değillerdir. Yüzdeki ifadeler, vücut dili ya da ses tonu dahil sosyal ipuçlarını okuyamadıklarından otizm spektrumundaki bireyler bu konuda dezavantajlıdır.”  Dolayısıyla diğer öğrencilere bedensel jestlerle ifade edebileceğimiz bir mesajı ya da bir komutu otizmli öğrencilere  aynı şekilde iletemeyebiliriz. Durum sadece jest ve mimiklerle de sınırlı değil. Sohbet sanatı olarak da bilinen pragmatik dil, otizmli bireyler için zorlayıcıdır. Bir sohbete ne zaman dahil olunacağı, söz sırası alma, konuşan partnerin söyledikleriyle ilgilendiğini göstermek için yorumlar yapma ve sohbeti incelikle sonlandırma, vs. bunların hepsi pragmatik dilin parçalarındandır. Otizmli bireyler, dinleyicilerinin ilgi gösterip göstermediğine bakmaksızın tutkuları olan bir konu hakkında durmaksızın konuşabilirler.  Görülüyor ki belli durumlarda, bire bir sözel iletişime geçmek ve bunu hiçbir dolaylı anlatıma başvurmadan gerçekleştirmek daha faydalı olacaktır. Örnekteki gibi, beden dilimizle acele edilmesi gerektiğini ifade ettik diyelim, otizmli bir öğrenci söz konusuysa, bunu doğrudan dile getirerek amaca daha çabuk ulaşabiliriz. Buna benzer bir durum, kinayeli ya da esprili konuşmalar için de geçerli. Otizmli öğrenciler, sosyal iletişim nüanslarına vakıf olamayabilirler. Ses tonundaki alaycılığı, ironiyi yakalayamayabilirler. Böyle bir iletişim yerine, doğrudan yapılması gerekeni bildirmek sınıf ortamında zaman kazandıracaktır.

Belli bir konuda ısrarcı davranan öğrenciler… Onlara hiç dikkat ettiniz mi? Belki de sorun zannedildiği gibi ısrarcılıkları ya da illaki kendi istedikleri şey konusunda diretmeleri değildir.

Durum hikayesi: Öğrenciler boya kalemleri, makas ve yapıştırıcı kullandıkları bir aktivite ile meşguller. Sınıf oldukça hareketli, yine ödünç malzemeler için birbirleriyle konuşuyor, sıralar arasında yürüyor, bazen anlaşmazlıklar yaşıyorlar. Öğretmen ara sıra süre sınırlamasını hatırlatarak dikkati dağılanların ya da düşünerek zaman kaybedenleri harekete geçirmeye çalışıyor. Süre gittikçe azalıyor ve öğrencilerin çoğu, son adım olan yapıştırma işlemi için yapıştırıcılarına el atıyorlar. Acele etmelerinden dolayı bazılarının ellerine yapıştırıcı bulaşıyor. Aktivite tamamlandığında içlerinden bir öğrenci panikle ellerini yıkamak için dışarı çıkmak istediğini söylüyor. Ancak dersin bitmesine zaten çok az var ve normalde ders sırasında çok özel durumlar dışında dışarı çıkmak kuraldışı. Öğrenci ellerine dehşetle bakıyor ve ısrar ederek çıkma isteğini defalarca yineliyor. Bu öğrenci sürekli dışarı çıkmak için bahaneler yaratıyor, diye düşünüyor öğretmen.

Ah bu öğretmenler! Her zaman en kötü örnek üzerinde düşünen öğretmenler, buna teşvik edilen öğretmenler. Halbuki otizm spekturumu dahilindeki bireylerin takıntı geliştirebileceğini bilse. Otizmli bireyler, örnekteki gibi hijyen takıntısının yanı sıra biriktirme, başladığını tamamlama, bir şeyleri sayma veya hatırlama gibi farklı takıntılardan mustarip olabilirler. Takıntılar çoğu zaman otizmli bireyleri içinde bulundukları andan koparıp sadece takıntının kendisine odaklanma zorunda bırakabilir ve bu çoğu zaman baş edilemeyecek bir kuvvette tesir edebilir. Öğretmenler, böyle durumlarda öğrenciyle aralarındaki ilişkiyi tartarak esnek bir şekilde karar verebilirler. Öğrencilerinin takıntılarını kontrol edemeyeceğini ve o an bunu atlatmasının daha uygun olacağına karar verebilirler ya da yine şartları göz önünde bulundurarak yaşanılan durumu takıntılarla baş etmek adına bir fırsata çevirebilirler. Bu durumda verilecek karar tamamen öğrenciyi iyi tanımaya ve öğretmen-öğrenci ilişkisinin gücüne bağlı. Öğretmen, öğrencinin hemen çıkıp ellerini yıkamasına izin verebilir ya da biraz daha beklemesini salık verebilir, önemli olan iletişimin doğru kurulması ve iki tarafın da birbirini anlaması.

 

Geçen sayımızdan devam eden yazı dizisinin ilk kısmını 15. sayımızdan okuyabilirsiniz.

 

Kaynaklar:

Jim Scivener, Macmillan Books for Teachers: Learning Teaching (Oxford: Macmillan Education, 2005)

 

Émile Michel ve Victoria Charles, Pieter Bruegel, çev. Betül Kadıoğlu (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2015)

 

Temple Grandin, The world needs all kinds of minds, TED-ed, 2013,

video: https://www.youtube.com/watch?v=UKhg68QJlo0

 

‘About Autism: Challening Behaviours’, A Partnership of Kennedy Krieger Institute and the Simons Foundation, 2019, websitesi: https://iancommunity.org/challenging-behaviors