Yazı: Evrim Duyşen Aksu/Zihinsel Engelli öğretmeni

Bu yazımda “Disleksi nedir?”, “Disleksinin belirtileri nelerdir?”, “Nasıl yardım edilmeli?” gibi soruların cevaplarını, yaşadığım mesleki tecrübelerle birlikte sizlerle paylaşacağım.

Disleksi nedir?
Disleksi en yaygın görülen “özgül öğrenme güçlüğü’’ tipidir. Okuma bozukluğu olarak da bilinir. Bireyin zekası normal ya da normalin üstünde olmasına rağmen, zekasına ve verilen eğitime göre öğrenmede güçlük yaşaması olarak tanımlanmaktadır. Yazma alanındaki öğrenme güçlüğü ‘disgrafi’, matematiği öğrenmedeki güçlük ise ‘diskalkuli’ olarak tanımlanmaktadır. Disleksiye genel olarak disgrafi ve diskalkulinin de eşlik ettiği görülür.

Dislektik bireyler, okuma, anlama, yazma, konuşma, bilgiyi kullanma, problem çözme, mantık yürütme, dinleme ve matematiksel bilgileri anlamada güçlük yaşarlar. Ancak gereken destek ve eğitim verildiğinde ilerleyen yaşlarda bu güçlüğü aşabilmektedirler. Bunun pek çok başarılmış örnekleri vardır. Araştırdığınız zaman birçok ünlü bireyin de dislektik olduğunu öğrenebilirsiniz.

Disleksinin belirtileri
Disleksinin okul öncesi dönemdeki belirtilerine bakacak olursak; telaffuz hataları, tanıdığı insanların isimlerini hatırlayamama, devrik cümleler, duyduğu cümleyi hatırlayamama veya anlayamama, yönleri karıştırma, zıt kavramları (büyük-küçük, uzun-kısa, aşağı-yukarı) zor öğrenme, geç konuşma, kalem kullanmada zorluk ya da çizgi çalışmalarında isteksizlik, bir çalışma yaparken dikkatin dağınık olması (örneğin diğer eliyle başka nesnelerle oynaması veya başka konulardan konuşmaya başlaması), makas kullanmak gibi el göz koordinasyonu problemleri gibi durumlar olarak görülmektedir. Her çocukta benzer durumlar yaşanabilmektedir ancak uzun ve sık oluyorsa disleksiden şüphelenilmelidir. Elbette tüm belirtiler olmayabilir de.
Okul dönemindeki belirtilere bakacak olursak; önemli bir süreçten bahsettiğimizi hatırlatmakta fayda vardır. Çizgi çalışmalarında isteksizlik, yazı ve çizgilerde ölçüsüzlük (büyük yapmak gibi), harfleri bir türlü öğrenememe, harfleri sesletimde ve yazmada karıştırma (m-n, b-d-p, g-y, f-v gibi), sayıları karıştırma (6-9, 2-5, 4-7, 35-53 gibi), okumada isteksizlik, ödevlerde akranlarına göre çok yavaş olmak, sürekli kısa metinleri okuma yazmayı istemek, bakmadan yazmada zorlanma, kısa süreli bellekte sorun yaşama, önemli vurguları kaçırma, dikkatin dağınık olması, bir an önce yapılan çalışmanın bitmesini istemek, okurken ya da yazarken ekleri atlamak, benzeterek okumak (örneğin güzeldi-güneşli, gümbürtü-yumdurdu gibi), zamanı ayarlayamamak, akranlarına göre bir dakikada daha az kelime okumak gibi belirtileri vardır. Dislektik çocuklar fark edilmediyse okuma yazmayı kendi çabalarıyla öğrenmektedirler ve bu durumda hatalı öğrenirler. Örneğin hecelemeyi öğrenmezler sadece ses birleştirerek okurlar ve hatalı öğrenimi düzeltmek daha zordur. Şunu unutmamalıyız, doğru heceleyen çocuk doğru okur ve yazar. Diğer yandan yazmada isteksizlik olduğu için matematik işlemlerini kafadan yapmaya çalışırlar, kendilerince bir yöntem belirlerler ve hatalı sonuçlar ortaya çıkar. Bunun yanında sıralı bilgileri öğrenmekte de güçlük çekerler. Günleri, ayları ve saatleri okumak çok zor olabilir, kendi başlarına giyinmek, öz bakım becerilerini yardımsız gidermek bir kaos olabilir çünkü işlerini sıraya koyamayabilirler, unutabilirler. Tekrar söylemeliyim ki, tüm belirtiler tüm dislektik bireylerde görülmeyebilir.

Nasıl yardım edilmeli?
Öncelikle öğretmenlere ve ailelere büyük görev düşmekte. Bu durum her zaman savunduğumuz gibi okuldaki öğretmenle paylaşılmalıdır. Çünkü dislektik bireylere göre program hazırlanmalı ve mutlaka özel eğitim desteği alınmalıdır. Süreç okul, aile ve özel eğitimci iş birliğiyle devam etmelidir. Diğer önemli bir nokta ise disleksiye ‘dikkat eksikliği’ eşlik ediyorsa mutlaka bir psikiyatriste başvurulmalı, eğer ilaç kullanımını gerektiren bir durum varsa kullanılmalıdır. Dislektik bireylerin motivasyonları ve başarma güdüleri zayıftır. Öncelikle sabırlı olmak ve onları motive etmek gerekir, çalışmalar kısadan uzuna, kolaydan zora doğru olmalıdır. En ufak başarıları bile takdir edilmedir çünkü okulunda akranından geri kalan minik kalplerin bu dönemde özgüvenleri zedelenebilir. Çalışma eğlenceli hale getirilmeli ve dikkat dağıtıcı şeyler ortadan kaldırılmalıdır. Çünkü en basitinden yazma çalışması yapacak olan bir dislektik birey diğer eliyle defterini tutmak yerine başka kalemle, silgiyle, bardakla oynayabilir. İlgisini çekecek, zevk aldığı konularla okuma çalışmalarına başlanmalıdır. Bu, okumayı sevdirmek için oldukça etkili bir yöntemdir. Dikte çalışmalarına da kısa metinlerle başlanmalıdır ve mümkün olduğunca oyunlaştırılmalıdır. Örneğin ‘haydi bir film adı yazalım, bir kitap adı yazalım, şimdi bir mutfak eşyası yazalım’ gibi… İlgilendiği şeylerle ilgili bir kelime tombalası oyunu bile hazırlanabilir. Böylelikle kendisi cümle kurar ve yaratıcılığı gelişir, ayrıca dilbilgisi kurallarını da uygulamış olur. İnanın bunlar örneklerin çok ufak bir kısmı ve öğretmenlerimizin yaratıcılığı ile ilgili.

Dinleme, işitsel hafıza, süreli okuma, heceleme çalışmaları bolca yapılmalıdır. Tüm bunları oyunlaştırmak oldukça fayda sağlayacaktır. Unutmayın, her çocuğun oyuna ihtiyacı vardır ve sevginizin çocuğunuzun başarısıyla orantılı olmadığını mutlaka bilmesi gerekir.
Disleksi ömür boyu süren bir durumdur. Ancak fark edilme zamanı ve verilen gerekli desteğe bağlı olarak yetişkinlikte gayet başarılı bireyler olabilmektedirler. Özel yeteneklerini ön plana çıkarabilirler ve hayata olan farklı bakış açıları bizleri gururlandırmaktadır.