Prof. Dr. Atilla Cavkaytar: “Okulda kazandırdığımız beceriler o saatler içerisinde çocuklarımız tarafından çok güzel öğreniliyor. Öğretmenler de çok memnun, çocuklar da sınıf içerisinde akranları ile çok mutlular, çok iyi öğreniyorlar. Ama çocuk eve gidiyor ve evde eğer hiçbir destek yoksa sıfırlanmış olarak haftaya okula geri dönüyor.”

Akademik çalışmalarını uzun yıllar Anadolu Üniversitesi’nde yürüten, halen Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümünde öğretim üyeliğini sürdüren ve Milli Eğitim Bakanlığı, Ulakbim, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü, İŞKUR gibi kuruluşların projelerinde danışman ve yürütücü olarak görev alan Prof. Dr. Atilla Cavkaytar ile  özel gereksinimli bireylerde aile eğitiminin önemini konuştuk.

Otizm ya da down sendromu gibi zihinsel özel gereksinimli bireyler nasıl tanımlayabiliriz hocam?

Bu alanda iki bakış açısı var. Bir tıbbi bakış açısı ve bir de eğitsel bakış açısı. Otizm, down sendromu ya da diğer sendromlar tıbbi tanıdan gelen isimlendirmelerdir. Az önce siz çok güzel bir şey söylediniz, zihinsel özel gereksinimli bireyler dediniz. Biz eğitsel değerlendirme açısından baktığımızda  dünyadaki literatürde de özel gereksinimli birey olarak geçiyor.

Tabi yıllardır bu kavramlar üzerinde çok konuşuluyor. Uluslararası alan yazında bu gruptaki bireylere zihinsel ve gelişimsel yetersizliği olan bireyler diyoruz. Ama aynı şeyi anlıyoruz zihinsel özel gereksinimli  bireyler de diyebiliriz tabi. Ben ayırıcı tanılara çok bakmadan, özel gereksinimli çocuklarımız ve gençlerimiz diye ele alıyorum. Ayrıntılar uzmanların işi. Çünkü her bir bozukluk ya da yetersizlik grubunda mutlaka özel müdahaleler gerekiyor. Dolayısıyla o müdahaleleri anlayabilmek ve gerekli destekleri sağlayabilmek için bu tür tanımlamalar ve isimlendirmelere ihtiyaç olabiliyor.

Özel gereksinimli bireylerin eğitimindeki temel amaç nedir?

Çok özet bir cümle kurmak istiyorum… Özel gereksinimli bireylerin eğitimindeki temel amaç onlara bağımsız yaşam becerileri kazandırmak olmalıdır. Anne babalarından en çok “Hocam çocuğum kendi ayakları üzerinde durabilsin bize yeter” sözünü duyarız. Dolayısıyla ailelerinde en büyük beklentileri budur.  Özel eğitimdeki amacımız;  çocuğun gereksinimlerini başkalarına en az bağımlı şekilde gidermesi ve becerilerini  en üst düzeyde geliştirebileceği  eğitimi vermektir.

Otizmli bireylerde bağımsız yaşam becerilerinin kazandırılmasında nasıl bir yaklaşım esastır?

Çocuğumuz tanıyı aldığı andan itibaren geleceğe yönelik bir kariyer planlamasına başlamamız gerekiyor. Zaman zaman bazı uzmanlar ailelere çok uzun dönemli düşünmemelerini önerirler. Bunun nedeni ailenin de çok stres yapmasını istememeleridir. Ama günümüzde anne babalar artık bilinçli. Bu tür durumlarla karşılaştıklarında erken müdahalenin ne kadar önemli olduğunu biliyorlar. Dolayısıyla çocuğumuzun risk durumu ortaya çıktığı andan itibaren bizim bu bireyi gelecekte nerede görmek istediğimizi belirlememiz gerekiyor. Şöyle ki, her anne baba çocuğunu en iyi yerlerde en iyi şartlarda görmek isteyecektir. Bu planlamayı okul öncesi eğitimden itibaren yapmamız gerekiyor.

Peki, nasıl bir plan yapmalıyız?

Belirttiğim gibi hedefimiz bireyi bağımsız yaşama hazırlamaktır. Biz bağımsız yaşam becerilerini dört temel alt alana ayırıyoruz. Bunlardan birisi temel gelişim becerileri. Bunun içerisinde okul öncesi dönemde, çocuğun gelişimini desteklemeye yönelik beceri alanları yer alıyor. Bu alanlarda çocuğun durumuna, yaşına ve gelişim özelliklerine göre değerlendirmeler  yapıyoruz. Aldığı tanı, ek yetersizlikleri ve sorunları varsa bu bilgileri toplayarak bu çerçevede temel gelişim becerilerini kazandırmaya yönelik uygulamalara yer vermeyi planlıyoruz.

Daha sonra uyum için gerekli dediğimiz becerilerden söz ederiz. Günlük yaşama uyum sağlamasına olanak tanıyan ve bireyin kendine yetebilme becerileridir. Sonra  mesleğe hazırlık ve mesleki beceriler  bizim ulaşmak istediğimiz üst noktadır. Bu noktadan sonra da istihdam gelir. Biliyoruz ki, bireyin bağımsız bir yaşam kurabilmesi için ekonomik bir girdisinin olması gerekiyor.

Ayrıca otizmli çocuklarımızı gelecekte üretken bireyler haline getirebilirsek,  devletimizin bakım için harcayacağından çok daha düşük bütçelerle onların yaşamalarını sürdürebilmesi  sağlanabilecektir.

Bunu mümkün kılmak için neler yapılabilir? 

Burada özel eğitim okulu programlarının ve destek özel eğitim programlarının birbiri ile ilişkili olması ve aynı noktada hareket ederek  çocuğun gelişimine katkıda bulunması çok önemli. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl benim de koordinatörlüğünü yaptığım okul programlarını güncelledik. Orada ilk defa bağımsız yaşam becerilerini dillendirdik ve yer verdik. Bu çok önemli bir gelişmeydi.

Tabi çocuklarımız arasında da çok büyük farklar var. Otizmli bireyler arasında kimisi çok özel yeteneklerle donanmış, kimisi ağır çoklu yetersizlikler yaşayabilen  çocuklarımız ve gençlerimiz var. Dolayısıyla bağımsız yaşam becerilerini kazandırmayı hedeflerken, en üst düzeyde bireyselleştirilmiş eğitim programlarını geliştirerek onları geleceğe hazırlamalıyız.

Becerilerin sadece okulda işlenmesi ne gibi dezavantajlar oluşturur?

Okullar yapılandırılmış ortamlardır. Çocuklar için doğal ortamlar değildir. Okullarda yaşamla ilgili beceriler başkaları tarafından öğretilir. Çocuklar pek çok beceriyi gözleyerek geliştirir.  Ancak otizmli ve gelişim yetersizliği olan diğer  çocuklarımız başkalarını gözleyerek, taklit ederek kendi kendilerine bunu yapamıyorlar. Dolayısıyla onlara öğretilmesi gerekiyor. sadece okulda öğrenilenlerin okulda kaldığını biliyoruz. Oysa öğrenmeler hem okulda hem evde işbirliği halinde gerçekleşirse çok daha kalıcı olacaktır.

Uzun yıllar süren öğretmenlik yaşamımda, aileler ile çalışmalarımda şunu gördüm; okulda kazandırdığımız beceriler eğitim saatleri içerisinde çocuklarımız tarafından çok güzel öğreniliyor. Öğretmenler çok memnun, çocuklar da sınıf içerisinde akranları ile çok mutlular ve iyi öğreniyorlar. Ancak  çocuk eve gidiyor ve eğer evde hiçbir destek yoksa sıfırlanmış olarak haftaya okula geri dönüyor.

Bu şekilde bağımsız yaşam becerilerine de erişebilmemiz mümkün olmuyor. Çünkü temel yaşam becerilerinde takılı kalıyoruz. 25 yaşına geliyor, biz hala “kırmızı bu, mavi bu, uzun bu, kısa bu” bunları öğretmeye çalışıyoruz.

Neden böyle oluyor hocam?

En önemli nedenlerinden biri birikimlilik olmaması ve eğitimin sadece okul ortamıyla sınırlı kalması. Otizmde ve diğer gelişim yetersizlikleri alanlarında şöyle bir durum söz konusu; bu çocukların öğrendiklerinin kalıcı olabilmesi için doğal ortamlarında da tekrar edilmesi gerekiyor.

Bunu kim yapacak? Her çocuğumuzun yanına bir eğitimci veremiyoruz. Ben bir anımı anlatayım… Yıllar önce Amerika’da üniversitede bir hocamıza aile eğitimi yaptığımı anlatmıştım. Özellikle ailelerin çocuklarına öğretici olmasına yönelik uygulamalar yaptığımı söylemiştim. Otizm o yıllarda çok yeni bir alandı. Hocamız da otizm konusunda kitapları olan biriydi. Bana döndü dedi ki “Neden aile ile çalışıyorsun ki?”  Ben şaşırdım tabi.  Dedi ki “Biz her çocuğa eve destek öğretmen gönderiyoruz.  Çocuklar zaten okula da geliyorlar.  Evdeki zamanlarında da destek eğitimcilerle bu tür uygulamaları yapıyoruz. Onun için böyle bir şeye gerek kalmıyor. Ebeveynler anne-babalık yapsın. Çocuğunu sevsin”.

Bunu söyleyebilmek biraz zenginlikle ilişkili. Umarım biz de bir gün biz de o noktaya erişiriz. Fakat o noktaya gelene kadar çocuklarımızın okulda öğrendiği bilgi, beceri ve davranışları doğal ortamlarda genelleyebilmesinin yolunu açmazsak maalesef yerimizde sayarız.

Doğal ortamı nasıl oluşturmalıyız? Nasıl bir düzenleme yapmalıyız?

Bizim çocuklarımız çok fazla uyaranın olduğu yerde karmaşa yaşıyor. Ortak dikkat sağlayamıyoruz, etkinlik düzenleyemiyoruz. Uyaranları çok sistematik bir şekilde planlamamız gerekiyor.

Örneğin çocukla lavaboda diş fırçalama etkinliği yapacaksanız, bunu nasıl planladıysanız her seferinde aynı uyaranların olması gerekiyor. O fırçanın rengi, kıl uzunluğu, diş macunu da aynı olacak. Öğretim aşamasında bu şekilde olmalı, ancak genelleme aşamasında bunları farklılaştırabilirsiniz.

Çocuğu lavabonun başına getirdiniz, diş fırçalama çalışacaksınız… Bir yerde tıraş takımı, bir yerde şampuanlar, bir yerde parfümler… Çocuk burada ne yapsın? Hepsine el atmaya çalışacak. Onun için sadece öğreteceğimiz davranışın uyaranlarını ortaya çıkaralım.

Öz bakım ve ev içi becerileri öğretimi aile eğitiminde yer alıyor değil mi?

Anne babalar çocuklarının ilk ve daimi öğretmenleridir. Çok temel öz bakım becerimizi anne-babalarımızdan öğreniriz. Çocukların onlarla  geçirdikleri süre, okulda geçirdiklerinden daha fazla. O saatler çocuğa öğretmenlik yapılarak  değil ama eğiticilik yaparak kullanılabilir. Çok didaktik olmadan, günün akışı içerisinde bu becerileri nasıl kazandırabileceğimize dair ailelere eğitim veriyoruz. Anneler keşfetmek konusunda müthiş.

Bir örnek verebilir misiniz?

Down sendromlu bir gencimiz var. 22 yaşında. Futbol oynamayı çok seviyor. Sokakta beraber oynadığı arkadaşları da var.  Ama onlarla oynamaya giderken illa bağcıklı ayakkabı giyecek. Çünkü onu giyince büyüdüğünü hissediyor. Annesi “sürekli bağıcık bağlamaktan bana fenalık geldi. Ne yapacağız hocam?” diye danıştı bana.

Gencimizin bağcıklı ayakkabı giyme çalışmasının becerini inceledik. Değerlendirdik. Analizlerini yaptık. Ama anne sürekli “Yapamaz, beceremez. Ben tanıyorum çocuğumu” diyordu. “Deneyeceğiz başka yolu yok” dedim. Sonra çalışmaya başladık. Önce ben model oldum, sonra anneye gösterdim. Çocuğumuz da çok uyumluydu ve beceriyi kazanmayı çok istiyordu. Çünkü bağcığını kendi bağlarsa istediği zaman arkadaşlarıyla dışarı çıkabileceğini ve anneye bağımlı kalmayacağını biliyordu. Yaklaşık bir ay geçti “Biz beceriyi öğrendik hocam, gelip değerlendirir misiniz?”  diye beni eve çağırdılar.

Eve gittik inanılmaz! Anne ne yapmış biliyor musunuz? Evde her gördüğü yere ayakkabı bağcıkları bağlamış. Çocuk boş kaldığı zaman sürekli gidip orada antrenman yapıyor. Bu gencimiz çift fiyonk yaparak ayakkabısını bağlamayı öğrendi.

Bu beceriyi kazanmanın nasıl sonuçları oldu? 

Bunun iki sonucu varsı. Birincisi gencimizin ‘kendi başıma yaptım’  özgüvenini geliştirmesi çok önemliydi. Çünkü bizim çocuklarımız hep başarısızlıkla karşılaşıyor. Okula gidiyor ‘yapamazsın’, arkadaşları ‘yok sen oynayamazsın’ diyor. Burada çocuk bir beceriyi öğrenip kendi başına yaptığında anneden bağımsızlaşıyor. İkinci kazanç da annenin psikolojik olarak kendini rahat ve huzurlu hissetmesi. Çünkü çocuğu için bir şey yapıyor ve ona bir şey öğretiyor. Bu ona da terapi  oluyor. Herhalde bir anne-babayı bundan mutlu edebilecek bir şey yoktur. Doğal ortamlarda olduğu için kalıcılığı da çok daha fazla oluyor.

Aileler çocukları ile beceri öğretimini nasıl çalışabilirler?

En iyi aile eğitimcisi çocuğun öğretmenidir. Çünkü çocukla sürekli birlikte olan kişidir. En iyi aile eğitimi de nedir biliyor musunuz? “Bugün çocuğum okulda ne yaptı?”  diye öğretmenine  sormak. Diyelim ki öğretmen “Sınırları belli bir resmi kırmızı kuru boyayla boyadı” dedi.  Anne bundan haberdar olursa ne yapar? Çocuğuna “Böyle bir şey yapmışsın. Aferin sana,” der ve bir sarılır ona. Pekiştirir. Sonra “Bir tane de bana yapar mısın? Gel birlikte yapalım, nasıl yapıyorsun? Bana da öğret” der.

Bu neyi sağlar hocam?

Anne babaların “Çocuğum ile nasıl iletişim kurabilirim?” sorusunun yanıtıdır bu. Benim de oğlum var. Ben de çocuğum ile hiç iletişim kuramıyorum diyorum. Oğluma bazen “Hadi gel biraz konuşalım” diyorum. “E tamam baba da, ne konuşalım?” diyor. Aklıma gelmiyor ne konuşalım… Ama “Hadi playstation’da birlikte oyun oynayalım…” dersem “ Aa şu oyun var..” diyor  ve başlıyor anlatmaya. Merakları orada çocukların.  Siz onların ilgi alanlarına katılmazsanız, onlar da “sen benimle oynamazsan ben kendim idare ederim” diye sizi dışarı atıyor. Bizim çocukları anlayıp, onlara yaklaşmanın yollarını bulmamız gerekiyor.

Aile eğitimi otizmli çocuk sahibi ailelerin yaşam kalitesini nasıl arttırır?

Biz bununla ilgili birkaç araştırma yaptık. Kendini iyi-sağlıklı hissetme ve buna benzer konulardaydı. Ailelere internet üzerinden bilgilendirici bir program uyguladık. Katılan ailelerin yaşam kalitesi algısı üzerinde ne gibi farklılıklara yol açtığına baktık. Ve şunu gördük…  İyi olma hali, sağlıklı olma hali, dışarıdan destek alma gibi konularda maalesef etkisi olmamış.

Doğru mu anladım? Etkisi olmamış dediniz değil mi?

Şaşırdınız değil mi? Siz etkili oldu diyeceğimi sanmıştınız. Hayır bu konularda etkisi olmadı. Ama nerede etkili oldu biliyor musunuz? Sosyal desteğin bilgi boyutunda çok etkili oldu. Yaşam kalitesini değiştirmek çok uzun süreli bir şeydir. Kısa süreli aile eğitim programı ile olamaz. Bizim programımıza katılan aileler dedikler ki: “Bizi bilgilendiren uzmanlar olduğunda, kendimizi daha iyi ve mutlu hissediyoruz”.

Dolayısıyla bilgilendirme ve bunun yanında beceri kazandırma çok önemli. Örneğin şu anda çocuğu on dört yaşında olan bir aileye diyorum ki “Biliyor musunuz oğlunuz yirmi beş yaşına geldiğinde sanayide, şöyle bir işletmede, şöyle bir işi yapabilir. Eğer şunları yaparsanız… Bu şu yollardan geçerseniz bu olur,” diyorum. Çünkü bazı insanlar için iş hayatını zamana bırakmak mümkün. Ancak biz çocuklarımıza öğretmezsek, yetiştirmezsek mümkün olmuyor. Başka insanlar kendi yolunu bulabiliyor ama bizim çocuklarımızın rehbere ihtiyacı var.

Çok teşekkürler değerli bilgileriniz için. Son olarak eklemek istediğiniz  bir şey var mı hocam?

Özel eğitim, aileler ile işbirliği olmadan olmaz. Çocukları tanı aldığı andan itibaren, ailelerin bu doğrultuda eğitim almaları gerekiyor. Annelerin desteklenmesi gerektiğini de özellikle vurgulamak istiyorum. Çalışma yaşamı ve sosyal yaşamdan kopmamaları gerekiyor. Burada en önemli sorunlardan biri, küçük bebekler ve çocuklarda bakım sorunu. Bu hizmetlerin profesyonelleştirilerek annelerin yükünün biraz üzerlerinden alınması gerekiyor.

Çocukların da akranlarıyla birlikte bütünleştirmeye yönelik, tipik ortamlarda eğitim almalarına dönük uygulamalar geliştirilmesi  çok önemli. Bu bireylerin bağımsız yaşama hazırlanırken sadece kendi özelliklerinde bireyler ile değil toplumdaki  tüm bireyler ile birlikte yaşama hazırlanmaları gerekiyor.

Birleşmiş Milletler’in 2030 gündemi, hiçbir bireyi geride bırakmayacağı sözü veriyor. Aslında Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bunu Cumhuriyetin ilk yıllarında söylemişti: “Eğitimde feda edilecek tek bir fert bile yoktur” demişti.