Özel gereksinimli çocuklarımızın hızla yeni beceriler kazanması hepimizin en büyük istediği. Özel eğitim çalışmalarının bu konuda ne kadar etkili olduğu da biliniyor. Fakat bazen ne kadar üstüne düşersek düşelim, çalışan beceride hedefimiz olan %100’lük başarıya ulaşamıyoruz.

Nicky Nükte Altıkulaç

MS, BCBA, EI (ABA Uzmanı) Davranış Terapisi Uzmanı

Çocuklarımızın bazıları yeni becerileri kendi günlük yaşamları içinde doğal yollarla öğrenemedikleri için onlara yeni becerileri daha yapılandırılmış şekilde ve değişkenleri sabit tutarak öğretmeye başlıyoruz. Örneğin çocuğumuz günlük yaşamı içinde gördüğü değişik nesnelerden kırmızı rengini öğrenemediyse, biz kırmızı rengini öğretmeye başlarken ortam, nesne ve kişi değişkenlerini sabitliyoruz.

Bunu yapmak için de hep belli bir ortamda, belli bir kırmızı nesneyi kullanarak ve belli bir yönergeyi kullanarak çalışmalarımıza başlıyoruz. Dolayısıyla çocuğumuzun aklının karışmasını minimuma indirerek, kırmızı kelimesi ile kırmızı renginin arasındaki bağlantıyı kurma ihtimalini en yüksek seviyede tutuyoruz.

Ne zaman ki çocuğumuz değişkenleri kontrol altına alınmış bu yapılandırılmış ortamda %80 ve üstü oranında doğru cevap vermeye başlıyor, o zaman birer birer olmak kaydı ile kontrol altındaki değişkenleri öğretime dahil ederek becerinin genellenmesini sağlıyoruz. Eğer çocuğumuz kim sorarsa sorsun, nerede sorarsa sorsun ya da hangi nesneyi sorarlarsa sorsunlar yine %80 ve üstü doğru olarak kırmızı rengini söyleyebiliyorsa, o zaman o beceri kazanılmıştır.

Ben %100’lük bir başarı kriteri yerine minimum %80’lik bir başarı kriterini kabul ediyorum. Çünkü hepimizin verilen yönergeye uymamak ya da sorulan soruyu cevaplamamak için %20’lik bir insiyatifimizin olması gerektiğini düşünüyorum. Hani bazen canımız cevap vermek istemez de, adres soran birine “bilmiyorum” deyip çıkarız ya işin içinden:)