33 yaşıma doğru ilerlerken, okuduğum onca kitapta görmediğim ve etrafımdan hiç duymadığım bir kelime girdi hayatıma, pandemi!

Bazı olayları uzaktan izlediğinizde etkisi kısa sürer ya hani, bu da onun gibiydi başlarda. Çin’de bir pandemi başladı ve bu kelime ile hayatımız değişti. Haberlerde 1 dakikalık görüntülerle izlediğimiz, “ahlanıp vahlandığımız” bir olay kapımızı çalıverdi. Biraz da bizim gibi özel annelerin durumunu çağrıştırıyor aslında bana bu süreç. Bir başkasının özel gereksinimli çocuğunu gördüğümüzde sadece üzülür, belki biraz ahlanır, sonra unutur gideriz. Ta ki biz de o annelerden biri olana dek. Şimdi ben size o pencerenin bu kanadından görünenleri anlatacağım dilim döndüğünce.

Salgın ülkemizde de başladığında, eğitim çağındaki çocuklar için sadece okullar kapandı, bizim için ise her şey sekteye uğradı. Çocuklarımız uzaktan eğitim ile bir nebze olsun derslerini telafi etmeye çalışıyorken, bizler bir kuyuya düştük. Alanı özel eğitim olmayan binlerce anne, haftada 2 saat eğitime götürerek bir adım olsun ilerlemeye çalışırken, bu tamamen durdu. Bir kesim özel gereksinimli çocuk için ise büyük bir gerileme söz konusu oldu.  Her gün bir rutini olan, okula giden, eğitim alan çocukları birden dört duvar arasında sakin tutmaya çalışırken buldu birçok anne kendini.

Mesleğim gereği eğitimin oldukça içinde olan bir anne olarak fark ettim ki, anne olmak ile öğretmen olmak arasındaki çizgi çoktan silinmiş benim için. Her gün kendimi bir şeyler yapmak, bir etkinlik üretmek, bir aktivite tasarlamak zorunda hissetmeye başladım. Öğretmen yok, okul yok, sosyal ortam yok, rehber yok! Geçen her zamanı ziyan ediyormuş hissi sarıyor insanı kısa süre sonra. Önemli olan ise, panik olmadan bu süreci sakince geçirmeye çalışmak. Çünkü o etkinlikleri kovlarken, ruhunuzun yorulduğunu anlamıyor, kendi aldığınız yaraları görmüyorsunuz. Bir şeyler için çabalarken ama olup olmadığından emin değilken, vicdan muhasebeniz sizi yoruyor.

Eğitimle bitti mi peki, tabi ki hayır. Eğer hem özel gereksinimli hem de sağlık sorunları olan bir çocuk büyütüyorsanız, önceliğiniz sağlıktır. Eğitim işini bir şekilde öğretmenlerle iletişime geçip çözmeye çalışıyoruz ama astımı olan, bağışıklığı düşük bir çocukla pandemi sürecinde olmak, tartışmasız büyük bir psikolojik savaş. Bazen aklımdan geçenlerin mutlaka başıma gelmelerinden ders alarak düşünmemeye çalışsam da, bu dönemde İnci hasta olursa ne yaparım diye geçirdim hep aklımdan. Ve tabi ki oldu. Adına “kötüyü çağırmak” mı dersiniz, “beynin gücü” mü dersiniz bilemiyorum gerçekten ama sonuç olarak o aklıma gelen başıma gelmişti.

İnci bir sabah uyandı ve karnını göstermeye başladı. Öyle bir psikolojide oluyorsunuz ki, neresini gösterse” kesin korona belirtisi bu!” demeye başlıyor insan. Birkaç saat takip ettikten sonra şiddeti artıp, bir de halsizliği artık uyuma evresine geçince paniklemeye başladım. Doktorunu aradığımda, o bile hastaneye gelmemizi güvenli bulmadığı için birkaç ilaç ismi verip evde takip etmemizi istedi.

İçim rahat eder mi hiç? Etmedi ve eski doktorumuzun kliniğini hatırladık. Sonuçta klinik daha küçük çaplı bir yerdi ve kalabalık bir grupla karşılaşma olasılığımız yoktu. Doktorumuzu arayıp durumu anlatınca hemen getirmemizi istedi ve götürdük. Hastaneye girmeyecek olmanın verdiği psikolojik rahatlama bile yetmişti bize. Bir düzine test, serumlar, ilaçlar derken gözü açılınca rahatladık. Korona değildi çok şükür ama bu stres bize uzun sürecek bir tetikte olma hali bırakmıştı. Test yapılmadı, ama biz o 14 günü yine de saydık. Anneannesinden  de, yaşı 70 olduğundan, uzak tutmaya çalıştık.

Şimdi ne oldu? Alıştık. Evde kalmaya, eğitimi yönetmeye çalışmaya, korku ve kaygıyla yaşamaya alıştık. Ama süreci iyi yönetebiliyor muyuz dersek, onun cevabı herkese göre değişecektir. Lavaboya girip, kapıyı kilitleyip içeride oturan anneler, mutfakta kendine iş uydurup “biraz da babası ilgilensin” diye kaçan annelerle de konuşuyorum; krizi fırsata çevirip, evden çalışmaya başladığı için çocuğu ile daha fazla vakit geçiren ve daha mutlu olan annelerle de konuşuyorum. İşte burada devreye şartlarımız girmiş oluyor. Ama kendi açımdan bakacak olursak, çocuğumun artık arkadaşlarına, öğretmenlerine, sportif aktivitelerine geri dönmesini her şeyden çok isterken, kendim de çalışmayı özlüyorum. Dilerim hayatımıza yıldırım hızıyla giren bu “pandemi” kelimesi, en az hasarla çıkıp gider. Sağlıklı günlerimiz bol olsun.