Özel gereksinimli çocuklarımızı ayrıştırıp, uzaklaştırıp, görmezden gelmek yerine elinden tutarak, sınıfımızda bir sıra ayırarak, oyunumuza alarak, onları bakışlarımızla ezmeyerek birlikte yaşayabiliriz. ÖÇED Yönetim Kurulu Başkanı Parin Yakupyan yazdı…

Merhabalar,

Yine yeni bir sayı ve yine çözmek için azami çaba sarf ettiğimiz , “Burası da düzelmeli” dediğimiz bir husustan bahsetmek istiyorum sizlere.

Cern’de büyük patlama teorisi deneyi yapılırken, Nasa Mars’a türlü türlü araç gönderirken, çeşitli ülkeler eğitimde açık ara fark atmışken, biz hala otizmli bireyleri bir eğitim kurumunun kapısından içeri sokabilmenin, dünyanın birçok yerinde tanıdaşları yoğun eğitim ile yoğrulurken, “Biz acaba bu sekiz saati on yapabilir miyiz?” in mücadelesindeyiz.

Aslında bir toplumun özel gereksinimli bireye verdiği önem, sahada gerçekleşen uygulamalarına bakılarak görülebilir. Bir devletin yazılı kuralları mükemmele yakın olabilir fakat uygulama ve denetim mekanizması kişisel inisiyatiflere bırakıldığında o zaman insanların bakış açısı daha net görülebilmektedir. Görme engelli bireyler için belediyelerin yollara yapmış olduğu kılavuz taşlarına bakarsanız, demek istediğim daha net şekilde anlaşılacaktır. Bize toplumsal olarak sorduklarında özel gereksinimli bireyler için bir şeyler yapmak istediğimizi belirtiyoruz fakat iş uygulamaya geldiğinde, uygulamanın sözel ifadelerimizden ne kadar uzak olduğunu görüyoruz.

Özel gereksinimli birey dediğimizde geniş bir yelpazeden bahsediyoruz. Bedensel, zihinsel, işitme ve görme engelli, otizmli… Bu ağacın dalları çok ve her grubun ortak ihtiyaç paydaları olmasına rağmen öncelikli ihtiyaçları birbirinden çok farklı.

Bu yazıda ele alacağımız konu ise “Toplumsal Duyarlılık ve Otizm”…

Bizim otizm tanılı çocuklarımızın en büyük ve en öncelikli ihtiyacı, geleceğe açılan kapısı; “eğitim”… Ama nasıl bir eğitim? Bireyi otizm ile baş başa bırakmayacak şekilde yoğun bir eğitim… Bireyi otizmin soğukluğuna terk etmeyecek, hayat ile içli dışlı yaşam sıcaklığında bir eğitim… Ayrıştırma kokmayan, buram buram kaynaştırma/bütünleştirme kokan bir eğitim…

Yazarken bile “Gerçekleşse çocuklarımız için ne güzel olur” diye derin bir iç geçirdim. Çünkü önümüzde o kadar çok aşılması gereken unsur var ki! Hepimiz  görüyoruz, şehir içinde bir minibüs yolculuğunda bile çocuklarımız araçlardan indirilmeye çalışılıyor. Eğitime toplu taşıma ile giden ailelerimiz insanların tanımsız ama rahatsız edici bakışlarına maruz kalıyor. Zar zor kendilerine bir eğitim kurumu bulan velilerimiz, ayrıştırıcı veli ya da eğitimci tutumlarıyla karşılaşıyor. Apartmanda yaşayan çocuklarımız komşularımızın “sessiz olsunlar” baskısı altında eziliyor. İstisnai örnekler de yok değil ama çoğunlukta olan durumlar bu şekilde cereyan ediyor.

Bir otizmli birey alışveriş ortamını evinin mutfağında öğrenebilir mi? Ya toplu taşıma kurallarını kendi şahsi araçlarında? Paylaşmayı akranıyla mı daha iyi öğrenir yoksa ebeveyni ile mi? Sınıfta dinlemeyi evin salonunda babaannesinden mi öğrenir yoksa sınıf arkadaşlarından mı? Bu liste ve örnekler o kadar çok uzatılabilir ki…

Toplumsal olarak bir nebze bakış açımız var ama yöntemimiz yanlış. Biz bir sorunun çözümünü “uzaklaştırmak” şeklinde ele alıyoruz. O çözüm olmazsa “görmezden” geliyoruz. O da mı olmadı bu sefer ebeveynlerini eleştiri bombardımanına tutuyoruz.

Yılda iki kez aralık ve nisan aylarında bu çocuklar ile bu yaşamı paylaşmıyorlar. Her ne kadar görmezden gelinseler de, 365 gün 6 saat toplumun içinde bir yerdeler. Vaatler hiçbir otizmli ya da özel gereksinimli bireyin hayatını kolaylaştırmıyor aksine ailelerimizin geleceğe yönelik umutlarını köreltip kaygılarını arttırıyor.

Toplumsal olarak bakış açımız değişmediği müddetçe uygulamalarımız da pek fazla bir fark olmayacaktır. Çünkü insanlar aynı şekilde bakacak, aynı şekilde görecek, aynı sözleri söyleyecek, aynı uygulamaları gerçekleştirecekler yıllar geçse de…

Özel eğitimin neresindeyiz sorusunun cevabı “Başındayız” dı benim için. Toplumsal duyarlılık ve bakış açısında da yolun başındayız. Aynı sorunları ve konuları yıllardır haykırıyoruz. Bulduğumuz her platformda  sesimiz çıktığınca söylemeye devam ediyoruz.

Biz insanların bakış açısını değiştirip, toplumdaki yanılgıları düzeltmeye çalışıp çocuklarımız için her ebeveynin istediği o gelecek için çabalıyoruz. Ayrıştırarak, uzaklaştırarak, gözlerimizi kapatarak sadece erteleriz. Elinden tutarak, sınıfımızda bir sıra ayırarak, oyunumuzda yer vererek, anlamaya çalışarak ve gözlerinin içine bakarak geleceğe yürüyebiliriz.

Fark etmek için, destek olmak için, yardımcı olmak için, dışlamamak için illa başımıza gelmesi gerekmiyor. İlla bir yakınımızda olması da gerekmiyor. Bu duyarlılık insan olmanın temel kurallarından biridir.

Farkındalığın bol, umutların yemyeşil ve diri, çabaladıklarımızın gerçekleşmesi dileği ile…