Özel gereksinimli çocukların cinselliği ile ilgili doğru bilinen yanlışlar üzerine İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü’nden Dr. Didem Güven yazdı.

Özel eğitim alanında herkese ulaşmaya çalışan değerli dergilerimizden ÖÇED E-Dergi, benden tüm özel eğitim paydaşlarını ilgilendiren bir çalışma talep ettiğinde epeydir kafamda olan ve başlıktan da anlayacağınız üzere özel gereksinimli bireylerin cinsellikleri hakkında doğru bilinen yanlışları anlatan bir yazı yazmaya karar verdim. Sağ olsun, ÖÇED ailesi bu isteğimi geri çevirmeyerek büyük bir nezâket gösterdiler.

Medeniyetler, kültürlerin zenginliğiyle ve çok sesliliği ile beslenirken, insanlar da esasında bu medeniyetin özünü kültürle yoğurarak gelecek nesillere eserlerini iletiyorlar. Ülkenin doğusunda Malatya’da İnönü Üniversitesi Engelli Çocuklar Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde çalıştığım dönemde (ki bu dönem arkadaşlarıma “Nar”lı hediyeler aldığım dönemdir); kurumumuza devam eden, gelişimsel geriliği olan Can (5), annesiyle önümde tartışmaya başladı ve annesi “…öyle olmaz, her an istediğin olmaz!” dediği an Can ellerini masaya vurarak ısrarlı bir şekilde annesine “Nar gibi de olur!” deyip istediğini kabul ettirmeye çalışmıştı. Bu tartışmaya dâhil olmadan bıyık altından sessizce gülmüştüm. Çünkü Can üç yaşında annesinin kucağında kurumumuza geldiğinde henüz yürüyemiyordu. İki yıl sonra Can’ı yürüyen, hatta koşan bunların üstüne kararlı bir şekilde düşüncesini savunan ve bu düşüncesini kültürel ögelerle süslediği cümlelerle desteklemesine şahit olmam bir özel eğitimci olarak müthiş bir mutluluktu benim için.

Peki, nar neden Malatya’da günlük hayatta bu kadar çok kullanılıyordu? Aslında Malatya kayısısıyla nam salsa da aynı zamanda nar meyvesinin de yetiştiği bir şehirdi. Bu sözcüğün altında benim özenerek dinlediğim bir geçmiş vardı. Tarihin bir döneminde ülkenin doğusunun çalışkan çiftçileri bir Akdeniz meyvesini karasal iklimde yetiştirmeyi başarmışlardı. Can’ın nar kelimesini kullanmasından da anlayacağınız üzere meyvenin kültüre girmesiyle kelime dile de usul usul sinmiş, kelimenin günümüze kadar tortusu gelmiş ve Can’ın ısrarında olduğu gibi karşımıza doğru-yanlış bir şekilde çıkıvermişti. Kısacası nar, Malatya’da “kültürel bir kod” olmayı çoktan başarmıştı.

Nar ve cinselliği de birbirinden çok da uzakta düşünmemeli. Dünya Sağlık Örgütüne göre cinsellik; fiziksel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönleri; kişilik, iletişim ve aşkı zenginleştirici etkisinin bileşiminden oluşan bir kavramdır. Cinsellik, cinsel bir varlık olarak insanın sadece bedensel değil; duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan, kişilik gelişimi, iletişim ve sevginin paylaşımını zenginleştiren sağlıklılık halidir. İfadelerden de anlaşılacağı gibi cinsellik sadece cinselliğin biyolojik boyutunu içermemekte aynı zamanda bireyin sosyal ve duygusal gelişimini de içermektedir. Bu nedenle etkili bir cinsel eğitim için Avrupa Konseyi’nin (2013) hazırladığı raporda:

  • Kapsamlı yaklaşım: Eğitimin içeriğinde duygu gelişimi ve biyolojiyi beraber ele alan yaklaşım,
  • Ebeveynlerin dâhil edilmesi: Ailelerin çocuklarının bu konularda eğitilmesi haklarını gözeten bir yaklaşım sergilemesi,
  • Özel eğitilmiş uzman öğretmenlerin ilgili dersi vermesi,
  • Öğrencilerin katılımının zorunlu olması,
  • Programların içeriklerinin geniş olması ve tabulardan uzak bir tutumla belirlenmesi, yer almaktadır.

Özetlemek gerekirse yapılan Avrupa Konseyi’nin sadece raporları değil aynı zamanda değişen eğitim politikaları ve bakış açıları nedeniyle bireyi tüm boyutlarıyla ele aldığı için bu eğitim günümüzde kapsamlı cinsel eğitim olarak yerini almaktadır. Peki, bu eğitim verilirken nelere dikkat edilmelidir? Bu noktada da bir diğer uluslararası kuruluş olan UNESCO da Ulusal Cinsel Eğitim Kılavuzu (2009) yaygın cinsel eğitim için aşağıdaki maddelerin öneminin altını çizmektedir:

  • Cinsellik yaşamın doğal ve sağlıklı bir parçasıdır.
  • Cinselliğin; bedensel, psikolojik, manevi, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel boyutları vardır.
  • Cinsellik ve cinsiyetle ilgili kavramlar vardır ve bu kavramlar beraber ele alınmalıdır.
  • İnsanlar cinselliklerini farklı yollarla ifade ederler.
  • Cinsellikle ilgili değerler ve inanışlar kültürden kültüre, toplumdan topluma farklılık gösterirler.
  • Bazı cinsel davranışlar bazı kültürlerde kabul götürürken aynı cinsel davranış diğer kültürde kabul görmese de bu davranışları yok sayamayız ve bu davranışları cinsel eğitimin dışında tutamayız.

Aslında tüm bu bilgiler Dünya Cinsel Sağlık Birliğinin (WAS) Cinsel Haklar Bildirgesi’nde (1999) cinsellik ve cinsel eğitim temel bir insan hakkı olarak bu bildirgede yerini almıştır. Dünyanın farklı ülkeleri bu bildirgenin altına imza atmıştır. Tabii ki Türkiye de bu bildirge yayınlanır yayınlanmaz imza atan ülkeler arasında yerini almıştır.

 

Peki, dünyada bu konuda bu kadar araştırma ve çalışma varken özel eğitim boyutunda neler oluyor?

Bu konuda Amerika Zihin ve Gelişimsel Yetersizlik Derneği ([AAIDD], 2008) de belirtilen cinsel haklar ve ihtiyaçlar, kabul edilmeli, savunulmalı ve bu hak ve ihtiyaçlara saygı duyulması gerektiği açıklamasını yaparak zihin yetersizliği ve gelişimsel geriliği olan bireylerin kapsamlı cinsel eğitim (KCE) almasının en temel hak olduğunu tıpkı WAS gibi desteklemektedir. AAIDD (2008), bu bireylerin okullarda ve diğer ortamlarda uygun KCE alamadıklarını bildirmekte olup bu bireylerin cinsellikle ilgili şu haklara sahip olduğuna vurgu yapmaktadır:

  • Kendi kültürel, dini ve ahlaki değerlerini ve sosyal sorumluluğunu yansıtan cinsel ifade ve eğitim alma,
  • Üreme, evlilik ve aile yaşamı, cinsel birliktelikten kaçınma, cinsel yönelim, cinsel istismar ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi konularda eğitimle birlikte bilinçli karar vermeyi teşvik etmek için bireyselleştirilmiş eğitim ve bilgi alma,
  • Cinsel taciz; fiziksel, cinsel ve duygusal istismardan korunmaya ihtiyaç duyma.

Tüm bu açıklamaların kültürel, dini, ahlaki değerler noktasında birleştiği nokta: Cinselliğin ve cinsel eğitimin hak olduğu noktasıdır. Her kültür, her inanç ve her toplumun ahlaki değerlerine göre bu eğitimin çerçevesinin çizildiğinden bahsetmek gerekmektedir. Hatta öğretmenlerin, özel gereksinimli bir öğrenciye cinsellikle ilgili bilgi, becerileri öğretmeden önce o öğrencinin ailesinin kültürel yapısını, inanç noktasında bakış açısını ve ailenin ahlaki değerlerini mutlaka göz önünde bulundurması gerekmektedir.

Araştırmalarda üzerinde ısrarla durulan nokta cinsellikle mahremiyet kavramını yan yana getiren hatta çoğunlukla cinselliğin “tabu” sayılmasının nedenini kaynaklar, ilahi dinlerdeki anlayıştan kaynaklandığı ifade etmektedirler. Bu, hepimizin anımsadığı yaratılış teorisinde Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın yasak meyveyi yemesiyle başlayan bir süreçtir. Kimi teorisyene göre burada meyve cinselliği simgelemektedir. Hz. Âdem ve Hz. Havva yememeleri gereken meyveyi yiyerek yasaklanan cinselliği yaşamışlardır. O günden sonra cinsellik tabu olarak insan hayatındaki yerini almıştır. O meyve bu topraklarda elma diye hatırlansa da birçok kutsal kitaba ve teoloğa göre aslında “Nar”dır.

Cinselliğin tabu olarak görülmesi günümüze kadar gelen, cinselliğe ilişkin oluşan ön yargı veya cinselliği görmezden gelme gibi durumların karşımıza cinsellikle ilgili birçok yanlış bilginin doğmasına sebep olmuştur. Cinselliğe ilişkin doğru kabul edilen yanlışlar, şehir efsaneleri ya da mit olarak kabul edilen bu anlayış aslında sadece özel gereksinimli çocuklar için geçerli değildir, normal gelişim gösteren bireyler için de oldukça fazla bulunmaktadır. Normal gelişim gösteren bireylere ilişkin ortada dolaşan bu şehir efsaneleri için sağlık alanında yazılan bilimsel makalelere ulaşabilirsiniz. Hatta CİSED ve CETAD gibi organizasyonların sayfalarını ziyaret ederek de doğru bilgilere ulaşabilirsiniz. Özel gereksinimli çocukların cinselliği söz konusu olduğundaysa farklı gerekçelerle birçok yanlış bilgi olduğu, bilimsel çalışmalarda ifade edilmektedir. Bu yanlış bilgileri zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireylerle ilişkili olarak kısaca anlatmak istiyorum:

 

Zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireyler aseksüeldir, bu bireylerin cinselliği yoktur, bu nedenle cinsellik yaşayamazlar (Doğrusu tabii ki yetersizliği olan bireylerin cinselliği vardır). Yetişkin tarafından özellikle yetersizliği olan bireylerin tuvalet ihtiyacında, giyinme, yolculuk sırasında yetersizliği olan bireye destek çıkılması onların cinselliğinin olmadığı gibi algıya sebep olmaktadır.

 Zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin cinselliği yoktur. Çünkü onlar melektirler, dolayısıyla cinsellik yaşayamazlar (Bu bilgi de yanlıştır.) Bu cümle bir önceki ifadeyle benzer özellikler taşımaktadır. Kuşkusuz çocuklar söz konusu olduğunda hepimiz hassaslaşıyoruz, hatta yetersizliği olan çocuklar olunca daha da hassaslaşıyoruz. Bu nedenle merhametli davranıyoruz, onları hayatımızda ayrı ve özel bir yere konumlandırıyoruz, aynı bu cümlede olduğu gibi. Bu nedenle bu bilgi de aslında doğru değildir. Yetersizliği olan çocuklar bir bireydir ve bu bireylerin gelişimi tıpkı normal gelişim gösteren bireyler gibi sürmektedir dolayısıyla bu çocukların cinsellikle ilgili metabolizmasındaki işleyiş tıpkı akranları gibi devam etmektedir.

Zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireyler normal gelişen akranlarıyla karşılaştırıldığında kontrol edilmesi zor olan, cinsel bağımlılık olarak da tanımlanan abartılı cinsel davranışlar sergilemektedirler. Özellikle ergenlik döneminde zihin yetersizliği olan ve otizm spektrum bozukluğu olan bazı bireyler, normal gelişen akranlarıyla karşılaştırılmaktadırlar. Bu bireylerin sınırlı cinsellik eğitimi almaları, mahremiyet kurallarını bilmemelerinden kaynaklı olarak mastürbasyon ya da uygun olmayan farklı cinsel davranışları sergilemeleri gibi birkaç örnekten yola çıkan toplumsal yargı, bu konuda aşırı genellemelere neden olmaktadır. Bu bireylerin, cinsel bağımlılık olarak da ifade edilen kontrol edilemeyecek cinsel davranışlarda bulunduğu yargısı gerçeği yansıtmamaktadır. Bu bireylerin normal gelişen akranlarından bu konuda farklı dürtü ve güdüleri olduğuna dair herhangi bir bilimsel veri bulunmamaktadır. Cinsellik eğitimi eksik olan dolayısıyla güdülerini yönetmeyi öğrenemeyen, bazı zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin belirtilen bu davranışlarından hareketle varılacak öncelikli sonuç cinsellik eğitiminin ne kadar önemli olduğu olabilir.

Zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin cinsel saldırganlık içeren davranışları vardır. Benzer şekilde uygun olmayan cinsel davranışlar sergileme sonucunda ve sınırlı bazı örneklerden ortaya çıkan yanlış bir bilgidir. Kişisel alan, vücut dokunulmazlığı gibi temel bazı becerilerin erken çocukluk döneminden itibaren kazandırılmamış olması bu uygun olmayan cinsel davranışların sergilenmesine neden olabilmektedir. Zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireyler fiziksel olarak akranları ile benzer bir gelişim çizgisi izlemektedirler.

Cinsellikle ilgili konuşulması ya da cinsel eğitim verilmesi,  zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin ilgilerini bu alana çeker. Bu durum da problemlerin kaynağını oluşturur. Ebeveynlerin ve birincil bakıcıların cinsellik hakkında konuşmamaları;  bu konuda konuşmanın çocukları cinselliğe teşvik edeceğini düşünmelerinden, çocukların sorularına verecek yeterli bilgilerinin olmamasından, çocukların zaten az ya da çok cinselliği bildiklerini sanmalarından, konuyu açmanın cinsel davranışları tetikleyeceğini düşünmelerinden kaynaklı olabiliyor. Bunlar da ailelerin cinsellikle ilgili konuşmaya ilişkin korkularını oluşturabiliyor.

Bu ve benzer gerekçelerle aileler, çocukları ile bu konuları konuşmamayı tercih edebiliyor. Cinselliğin; doğuştan gelen, insan doğasının bir parçası olan, önlenemez ve önlenmeyi gerektirmeyen bir olgu olduğu gerçeğini reddeden bu düşünce tarzı, bir sorunla karşılaşana kadar bu alandan uzak durulmasına sebep olmuştur. Oysa cinsel eğitimin, cinsellikle ilgili sorunları arttırdığına dair herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır.

Zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin cinsel eğitime ihtiyacı yoktur. Bu bireylere verilecek cinsel eğitiminin bireylerde olumsuz sonuçlanacağı algısı nedeniyle yanlış bir bilgi vardır. Oysaki bu bireylere sunulacak kapsamlı cinsellik eğitimi, bireylerin sosyal ortamlarda doğru davranışlar sergilemesine katkıda bulunacaktır. Özel gereksinimli tüm çocukların erken dönemden itibaren bu eğitimi alması bireylerin yaşam kalitesini artıracaktır.

Kapsamlı Cinsel Eğitim (KCE)

KCE tıpkı diğer becerilerin öğretiminde olduğu gibi iş birliği gerektiren bir öğretimsel süreçtir. Aileler ve uzmanlar nitelikli KCE sunmak için birlikte çalışmalıdırlar. Aileler, uzmanlarla iş birliği halinde kendi kültürü, inançları ile tutarlı, net ve anlaşılır kapsamlı cinsellik eğitimi sağlamakla mükelleftir. Bu süreçte diğer uzmanlar, okul ve toplum ortamında bireyin var olmasına hizmet eden sosyal becerilerinin öğretiminden sorumludur. Ortak çabaları bir araya getirerek, iletişimi sürdürerek ve aile ile ilişki kurarak sunulan bu eğitiminden, olumlu sonuçlar almak daha olası bir durumdur.

KCE sunarken aile kadar ekip içindeki diğer kişilerin de sorumlulukları vardır. Bu eğitimin sosyal beceri öğretimini olduğu kadar cinsellikle ilgili becerileri de kapsaması uzmanları ve öğretmenleri rahatsız edebilir. Yapılan bilimsel çalışmalar cinsellik konusunda çalışacak uzmanlara bu nedenle bazı önerilerde bulunmaktadır. Bu öneriler:

  • Kendinden emin olmak ve rahat hissetmek,
  • Ön yargıyı azaltmak için kendi tutumlarını fark etmek,
  • Konu hakkında doğrudan, açıklayıcı ve net ifadelere yer vermek,
  • Güncel ve doğru bilgi sunmak için güncel bilgileri öğrenmek,
  • Ailelerle açık, kararlı ilişkiler sürdürmek ve ailelerle sık sık iletişime geçmek,
  • Konunun uzmanı nitelikli bir kişiden yardım almak. (Örneğin, özel eğitim alanında çalışan bir psikolog ya da uzman hekim.)
  • Öğretim sırasında tekrarlar yapma, pekiştireç sunma ve genelleme sağlama,
  • Farklı duyu organlarına hizmet eden araçlarla öğretimi desteklemek (Örneğin, videolar, resimler, modeller vb.)

KCE konusunda yapılan bilimsel çalışmaları toparlayacak olursak, aslında bu konuda çok fazla yanlış bilginin hayatımızda olduğunu görüyoruz. Bu yanlışları sıralayarak son kez toparlarsak:

  • Özel gereksinimli bireylerin tıpkı normal gelişen bireyler gibi cinselliği vardır.
  • Normal gelişim gösteren bireylerle aynı gelişim evrelerinden geçerler. Yani erken çocukluk döneminden geçtikleri gibi ergenlik döneminden de benzer şekilde geçerler.
  • Özellikle otizmli ve zihin yetersizliği olan çocuklar, gözleyerek öğrenmede zorluklar yaşamaktadırlar. Bu yüzden yaşıtları gibi ergenlikte, cinsellikle ilgili durumları akran ortamında sohbet ederek ya da gözleyerek öğrenemedikleri için cinsellikle ilgili konularda öğretimin yapılması gerekmektedir.
  • Kapsamlı cinsel eğitim sadece cinsellikle ilgili mastürbasyon, ped kullanımı, üreme gibi konuları kapsamaz; sosyal beceri öğretimini, iletişim kurma, sohbet etme, duygu ve düşüncelerini ifade etme, gibi sosyal ve duygusal alanda birçok konuyu kapsamaktadır. Bu nedenle aslında günlük hayatta bireye öğretilen pek çok beceri cinsellikle ilgili konuların öğretimine altyapı hazırlar ve cinsellikle ilgili konuların öğretimini desteklediğini söyleyebiliriz.
  • “Özel eğitime erken yaşta başlamak esastır.” ilkesi kapsamlı cinsellik eğitimi için de geçerlidir.
  • Ergenliğe gelene kadar farklı gerçeklerle bu eğitim kapsamına giren konular göz ardı edilebilir, bu nedenle aileler, özel eğitim öğretmenlerinden bu eğitimle ilgili bilgi almalıdır. Özel eğitim öğretmenleri de ailenin sınırlarına dikkat ederek bu eğitime destek sunmak için ailelere rehberlik etmeye çalışmalıdır.
  • Mahremiyet içeren mastürbasyon yapma, genital bölgenin temizliği gibi konuları öğretmek ailenin sorumluluğunda ve özel eğitim öğretmeninin rehberliğinde gerçekleşmelidir. Burada tekrar belirtmek gerekir ki her ailenin mahremiyet algısı belirttiğimiz nedenlerden dolayı farklılık gösterebilmektedir. Bu yüzden mahremiyetin aile için ne ifade ettiğini göz ardı etmemek gerekmektedir.
  • Cinsel eğitimde annenin, kız çocuklarına; babanınsa erkek çocuklarına öğretim yapmasına ilişkin bir bilgi bilimsel çalışmalarda yer almamaktadır. Bu nedenle sürece anne babanın eşit katılması söz konusudur. Unutulmaması gereken çocukların ilk cinsel eğitimlerinin anne ve baba tarafından verilmesi gerektiğidir.

Özellikle otizmli çocuklar, materyal desteğiyle kolayca öğrenebilmektedirler. Bu nedenle öğretimlerin dergi, gerçek resim, video görüntüsü gibi farklı materyal desteğiyle yapılması önemlidir.

  • Özel eğitim öğretmeni başta olmak üzere uzmanlar (hekim, hemşire gibi) ve ailenin iş birliği içinde olması özel gereksinimli tüm çocuklara cinsel eğitim verilmesinde önemlidir. Doğru iş birliği nitelikli cinsel eğitim programına hizmet eder, böylece OSB’li ve zihin yetersizliği olan bireyler sosyal normlara uygun davranışlar sergileyerek sosyal kabulünü arttırırlar.
  • Özel gereksinimli bireylerin kapsamlı cinsel eğitim almaları en temel haktır. Aileler ve özel eğitim alanında tüm paydaşlar cinsellikle ilgili eğitim alma hakkını göz önünde bulundurmalıdır.

 

Son tahlilde başta ülkenin doğusunda Akdeniz iklimini var eden çalışkan çiftçilerin kutsal emeklerinden yola çıkarak imkânsızı nasıl başardıklarını ve nar meyvesinin kültürlerine dâhil olmasıyla birlikte konuşulan dile yansımasına varana dek bu tarihsel sürecin anlatımındaki asıl neden nar kavramını cinsel eğitime ilişkin bir sonuca bağlama isteğimden geçiyor. Kimsenin reddedemeyeceği üzere cinsellik hep tabu oldu, belki cinselliğe karşı korkularımız ve ön yargılarımız da yaşamımızı derinden etkiledi. Ancak çocuklarımızın yaşam kalitesini arttırmak, sağlıklı bireyler olmasını sağlamak, cinselliği hayatlarında normalleştirmeleri adına bu eğitimi başta okullarımızda sonra evimizde kültürümüzün, yaşantımızın bir parçası haline getirmemiz gerekmektedir. Bunun için de aslında tıpkı tarihin eski dönemlerinde imkânsızı başaran çiftçiler gibi çok çalışarak toplumun her kesimine ve özellikle özel çocuklara cinsel eğitim verilmesinin gerekliliğini daha sık düşünmeli daha sık konuşmalıyız. Olmaz demeyin istersek nar gibi de olur!

 

Not:  Cinsel Haklar Bildirgesi’nin Türkçe çevirisine Türkiye Psikiyatri Derneğinin sayfasından ulaşabilirsiniz.

Yazıda adı geçen öğrencimin gerçek adı yerine Can kod adını kullandım.

CETAD ve CİSED organizasyonlarının sitelerini ziyaret ederek elektronik kitaplarını okumanızı öneririm.

 

Kaynaklar:

Akmanoğlu, N. & Tekin Ersan, D. (2012). Otizm’e sahip bireyler ve aileler için rehber “Ergenlik Kabus Olmasın” Eğiten Kitap.

Güven, D. (2019). Zihin yetersizliği olan bireylere yönelik kapsamlı cinsellik eğitimi (Öğretmen adayları, öğretmen ve aileler için). Eğiten Kitap.

Güven, D. (2021). Kapsamlı cinsellik eğitimi ve otizm spectrum bozukluğu olan bireyler. Journal of Social and Humanities Sciences Research, 8(66), 284-300.

Hill, C. (2018). Evaluation of the sexuality & relationships psychoeducation program for adolecents with intellectual and/or developmental disabilities and parents. [Unpublished doctoral thesis University of North Carolin]

Yağan Güder, S. (2016). Erken çocuklukta cinsel eğitim ve toplumsal cinsiyet. Eğiten Kitap.

https://www.aaidd.org/news-policy/policy/position-statements/sexuality

https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/39/cinsel-haklar-bildirgesi