Çocuk ve Ergen Psikiyatristi- Psikoterapist Dr. Alper Yılmaz ile DEHB’nin belirtilerini, tiplerini ve doğru bilinen yanlışlarını konuştuk.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedir?

Bu soru çok önemli çünkü DEHB’nin ne olduğu çok karıştırılıyor. DEHB beynin gelişimi sırasında, belli bölgelerin farklı zamanda olgunlaşması ve farklı çalışması ile ortaya çıkan nöropsikolojik ve nörogelişimsel bir bozukluktur. Nörogelişimsel bozukluk dediğimiz sınıfın içinde otizm, özgül öğrenme güçlükleri, bazı nörolojik rahatsızlıklar da vardır.

Peki, nedeni nedir?

Bu durum hem genetik hem de çevresel etkenlerle birlikte ortaya çıkıyor. Ama en önemli belirleyicilerinden biri genetik. Burada unutmamamız gereken en önemli şey de nörogelişimsel bozuklukların sadece çevresel etkenler ile oluşmadığı.

DEHB nasıl kendini gösteriyor?

Aslında tek bir DEHB tipi bulunmuyor. Genel adı bu olsa da üç alt tipi var:

  1. Dikkatsizliğin ön planda olduğu tip.
  2. Hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu tip.
  3. Hepsinin bir arada bulunduğu birleşik ya da kombine tip.

Bu üç alt tipin belirtileri genellikle farklı oluyor.

DEHB ilk belirtilerini ne zaman veriyor?

Hareketlilik diye bilinen ama aslında hiperaktivitenin olduğu durumu bazen anneler gebelikte bile hissediyorlar. “Ben bu çocuğumun diğerinden farklı olduğunu hamileliğimde de hissetmiştim. Karnımdayken bile çok hareketliydi. Hep tekme atıyordu” diye söylüyorlar.

Belirtilerini ne zaman fark edebiliriz?

Hiperaktivitenin belirtilerini çok küçük yaşlardan itibaren görebiliyoruz. Buna rağmen çocuğun anaokulu gibi farklı ortama katılması ve sınıf düzenine uymakta zorlanması ile kendini daha çok belli ediyor. Belirtiler özellikle üç yaşından sonra belirginleşiyor. Dikkatsizlik ile ilgili bulgular ise belirtilerini daha geç veriyor. Çünkü iki-üç yaşında bir çocuk dikkat gerektiren durumlar ile çok uzun süre baş edemeyebilir. Çabuk sıkılabilir. Hemen “bu bir dikkat eksikliğidir” demek erken olabilir.

Dikkat eksikliğinde ilk üç yaşın neden yanıltıcı olabileceğini biraz daha açar mısınız?

Daha önce dediğim gibi DEHB beynin gelişimi sırasında ortaya çıkan bir problemdir. Ancak beyinde dikkat ile ilgili merkezlerin gelişimi dört yaşından sonra çok daha hızlanıyor. Yani dört yaşına kadar çocukların dikkatinin eksik olması, çabuk sıkılması, unutkanlıkları ve sakarlıkları dikkat eksikliği için öncül bulgular olabildiği gibi doğal gelişimin bir parçası da olabilir.

Ne zaman problem olmaya başlıyor?

Dört ila altı yaş arasında, beyindeki dikkat mekanizmalarını yürütücü işlevler hızla gelişmeye başlıyor. Çocuğun çabuk sıkılması, basit görevlerde hatalar yapması, ev içindeki uygulamalarda problem yaşaması gibi belirtiler okul öncesi dönemde başlıyor. Ama belirginleşmesi daha çok ilkokul döneminde oluyor.

DEHB’de bir üçüncü belirtimiz daha var; dürtüsellik. Çabuk öfkelenme, sinirlenme ya da aklına ilk geleni yapma eğiliminin yüksek olması da dürtüsellikte görülüyor. Bu durum çocuğun “iyi mi yoksa kötü mü olacak?” diye fazla düşünmeden karar verilmesidir. Bununla ilgili belirtiler de erken dönemde, 3-6 yaş arasında gözükmeye başlayabiliyor.

DEHB görülme sıklığı nedir?

DEHB, psikiyatrik bozukluklar içinde en sık görülenlerden biridir. %3 ila %5 arasında olduğu tahmin ediliyor. Her 100 çocuktan 3’ünün ya da 5’inin DEHB’li olması azmış gibi gelebilir. Ancak tıbbi bir durum için bu oldukça yüksek bir orandır. Daha anlaşılır olması için şöyle diyebilirim, her sınıfta DEHB’li bir çocuk olduğunu tahmin ediyoruz. Bizler kendi ilkokul yıllarımızdan da, sınıfımızda çok hareketli olan, derste başka şeylerle uğraşan, dalgınlığı ve unutkanlığı yüzünden öğretmenden sık sık azar işiten bir arkadaşımızı hatırlamıyor muyuz?

DEHB’li çocuklar söz konusu olduğunda ne yazık ki annelere yönelik suçlamalara çok sık rastlıyoruz… Bu konuda sizin düşünceniz nedir?

Bu durum maalesef sadece DEHB için söz konusu değil, ülkemizde bütün psikiyatrik bozukluklarda ilk suçlanan anne oluyor. Özellikle çocuk hareketli ise bu şımarıklıkla çok karıştırılıyor. Fakat şımarıklık bir nörogelişimsel bozukluk değildir ama DEHB öyledir.

Şımarıklık ve DEHB arasında nasıl bir fark var?

Şımarıklık anne-baba tutumlarının yetersizliği ile ortaya çıkar. Çocuk sınırlarını ve nerede duracağını bilmez ve amaçsızdır. DEHB’de ise anne-baba tutumları çok önemli olsa da, ailesi şımarttı diye çocuklar hiperaktif olmaz. Anne-baba ilgilenmedi diye de bir çocukta dikkat eksikliği çıkmaz. Ebeveynlerinin tutumları DEHB’nin derecesini artırır ya da azaltır ama tek başına neden olamaz. Aynı otizm ve disleksideki gibi. Hepsi beynin işleyişi ile ilgilidir.

Burada en çok karıştırılan ne oluyor?

‘Her hareketli çocuk hiperaktif midir?’ diye sorarsak vereceğimiz yanıt; hayır. Her yaramaz çocuk da öyle değildir. Ayrıca yaramazlık çok öznel bir durumdur. Bazen çocuk bize çok yaramaz ya da hareketli gelir ama gerçekten öyle midir, üzerine düşünmek gerekir. Öğretmenlerin, anne-babanın o andaki ruh haline göre de çocuğun yaramazlığının tarifi değişebilir.

DEHB tanısını nasıl konuluyor?

Çok güzel bir soru. Çünkü bizim ülkemizde bu tanıyı herkes koyuyor. Anne-baba, öğretmen, komşu, herkes… Ancak aslında DEHB tanısının çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından konulması gerekiyor. Başka bir şey ile karıştırmamak için ayırıcı tanısı da çok iyi yapılmalı. DEHB ile depresyon bile karışabilir. Çünkü çocukluk çağı depresyonunda çocukların hareketliliği, inatçılığı ve hırçınlığı artabiliyor. Kaygı bozuklukları ile de karıştırılabilir. Çünkü bazı çocuklar kaygıları arttığı zaman yerinde duramıyor ve kıpır kıpır oluyor. Hatta bazen DEHB ile otizm bile karıştırılabilir. Bu durumların çok iyi ayırt edilmesi gerekir.

DEHB tanısını koymak için bir test yapılıyor mu?

DEHB tanısını tek başına koyduran bir test yok. Klinisyenin gözlemi, anne-babanın bize anlattıkları, farklı ortamda ikinci bir gözün -örneğin öğretmenin- bize söyledikleri ve sonrasında bununla ilgili dikkat testleri çok önemlidir. Eğer bu dört veri birbirini tutuyorsa o zaman DEHB tanısı konulur. Sadece muayene esnasında gördüğüm bir çocuğun hareketli olması DEHB tanısı koydurmaz. Saydığım diğer verilerin de tanıyı desteklemesi gerekir.

DEHB’li çocukların söz dinlememesi meselesine gelirsek… Nedir bu durumun aslı astarı?

Söz dinlemiyor dediğimizde, aslında olayın bir gerçek tarafı bir de yetişkinlerin beklentisi ile ilgili tarafı var. Gerçek şu ki, hiperaktif çocuk gerçekten yorucudur. Özellikle hareketliliğin ön planda olduğu tipte ise kıpır kıpırdır. Yerinde duramaz, bir şey ile uzun süre meşgul olmaz. Sürekli “hadi oğlum, hadi kızım” denilmesi gerekir. Anne-baba da doğal olarak der ki: “Hocam hiçbir dediğimizi bir kerede yapmıyor. Sözümüzü dinlemiyor. Aynı şeyi on defa tekrarlamamız gerekiyor”. Bu gerçekten de söz dinlememektir ama çocuğun bilerek, isteyerek bir inatlaşma ile yaptığı bir şey değildir. O çocuğun yaratılışı böyledir. Çabuk sıkılır, bazen unutur, hangisini önce yapması gerektiğini karıştırır. Bunlar bizim çok sık rastladığımız problemdir. Ancak bir de bizim söz dinlememe dediğimiz ikinci bir kısım var.

O nedir?

Bazen yetişkinler tabiri caizse çocuklardan mum gibi olmalarını istiyorlar. Onların henüz çocuk olduğunu unutuyorlar. Çocuklar her şeyi bizim kadar düzenli yapmazlar, sırasına koymazlar, ilk söyleyişimizde istediğimizi hemen yerine getirmeyebilirler. Bizim her doğrumuz çocuğumuzun doğrusu olmayabilir. Ama bu bir bozukluk değildir, anne-babanın ya da çevrenin beklentileri ilgili bir problemdir. Bunlar normaldir. Hatta altı yaş öncesinde bir çocuk anne-babanın her dediğini yapıyorsa bu beni korkutur.

DEHB’li olan çocuklarda kendi kendine konuşmaya rastlanıyor mu? Aileler bu konuda evhamlanmalı mı?

DEHB’li çocukların kendi kendine konuşmasına sık rastlanmaz ama çok konuştuklarına sık rastlanır. Bizim DEHB belirtilerimizden biri de budur. Hatta erkek çocuklarda hareketlilik ön plandayken, kız çocuklarda bu daha fazla görülür. Onların bu halleri de birçok yetişkinin hoşuna da gider. “Bıcır bıcır, ne güzel çok konuşuyor” derler. Bu nedenle kız çocuklarında tanı da gecikebilir.

Kendi kendine konuşmak tüm çocuklar için nasıl bir ihtiyaç? Kaç yaşına kadar normal?

Kendi kendine konuşmak bence çok güzel bir şey. Bu bir akıl hastalığı değil. Bir çocuğun yalnız kalabilmesinde toleransının gelişmesinde de çok değerlidir.

Bunu açacak olursak:

  1. Çocukta bizim daha çok sembolik oyunlarda gördüğümüz kendi kendine konuşma vardır. Evcilik kurar, polisçilik oynar. Karşı bir karakter olur, kendi bir karakter olur. “Miş” gibi oyunlar çocuğun gelişiminde çok değerli ve önemlidir. Altı yaşa kadar biz bunu çok görürüz.
  2. Hayali arkadaşları olabilir. Hayali arkadaşların yedi yaşına kadar gözükmesi de bizim için doğaldır.
  3. Gerçekten kendi kendine konuşuyordur. Bu şekilde kendini rahatlatabilir, eğlenebilir, telkinlerde bulunabilir. Eğer bu durum artık çocuğun gerçek dünyadan ayrılmasına yol açıyorsa, en büyük dostu kendi içindeki ses ise ve diğer insanlara ilgi göstermiyorsa o zaman bu bizim için bir problem olabilir.

Otizmli çocuklara ayrıca DEHB tanısı konulabiliyor mu?

Evet, hatta DEHB otizme en çok eşlik eden durumlardan biridir. Zaten otizm çok nadiren yalnız başına görülür. Kaygı bozuklukları, duygu durum bozuklukları, davranım bozukluğu ve DEHB otizme çok sık eşlik eden durumlardır.

DEHB’li otizmlileri biraz açabilir misiniz?

Örneğin otizmli çocuğun DEHB’si varsa, bu özel eğitim kalitesini çok düşürebilir. Hatta çoğu bireysel eğitim öğretmeni “Hocam bir çok şeyi tekrar tekrar öğretmemiz gerekiyor. Ama biz bu çocuğu daha odada bile tutamıyoruz ki,” diyor. Ayrıca bizim otizmli çocuklarımız için en çok istediğimiz şey nedir? Sosyalleşmesi. Fakat bazen sırf hiperaktif olduğu için dışlanabiliyorlar. Duramadığı, çabuk sıkıldığı ve hareketli olduğu için arkadaşları tarafından ya da öğretmenleri tarafından istenmeyebiliyorlar.

Peki, tam tersi durum mümkün müdür? DEHB’li bir çocuk otizmli sanılabiliyor mu?

Olabiliyor. Özellikle dört yaş öncesinde pür bir dikkat eksikliği varsa, göz temasında belirgin azalmayı görürsünüz. Kendi kendimize de bu dikkat eksikliği mi yoksa otizm mi diye sorarız.

Ayrıca otizmde gördüğümüz dağınık olma ve organizasyon problemleri DEHB’de de vardır. Çocuk çabuk sıkılır, oyun kuramaz, bir o tarafa bir bu tarafa gider, arkadaşlarının yanında durmak istemez. Hiperaktivite ve dürtüselliğin belirgin olduğu bu durumlar da, otizmle karıştırılabilir.

 

DEHB tanısı konulunca neler yapmalı?

DEHB anne-babası, öğretmenleri, rehber öğretmeni, gittiği kursu, spor aktivitesi ve doktoru dahil bütün ekibin işin içinde olması gereken bir durumdur. Evet, ilaçlarımız var ama ilacı verince DEHB’yi tedavi etmiş olmuyoruz. DEHB ile ilgili öğretmenin ve bakım verenlerin mutlaka bilgilendirilmesi gerekiyor. Buna bağlı olarak okulda da bazı uygulamalar yapmamız gerekiyor.

Okulda ne gibi uygulamalara ihtiyaç var?

Okul içinde düzenlemeler çok önemlidir. Bu konuda önerilerimi şöyle sıralayabilirim:

  1. Çocuğun sınıf içinde ne yapması gerektiğini bilmesi lazım. Hangi derste, hangi konunun işleneceğini iyi bilmeli. DEHB’li çocuklarımız bazen organizasyon problemleri yaşayabiliyorlar. “Hangi kitap çıkacak, hangi dersteyiz, şu an ne yapmamız lazım?” Konularında öğretmeni gerekirse bire bir ona yardımcı olmalı.
  2. Öğretmen ile çocuğun arasında özel bir iletişim yolu olması da fayda sağlıyor. Örneğin öğretmen “Ahmet parmağımı şıklatırsam, bil ki sen konuşuyorsun. Bu bizim ikimizin arasında bir şifre olsun. Elimi böyle yaptığımda senin bana bakmanı istiyorum” diyebilir. Bu şekilde çocuğun sınıfta damgalanmasının da önüne geçilebiliyor.
  3. DEHB’li çocuklar sınıf kuralları ile ilgili hatırlatıcılar, yazılar, afişlere ihtiyaç duyabilirler. Sınıfa tüm öğrencileri kapsayacak şekilde bu afişler yerleştirilebilir.
  4. DEHB’li öğrenci sınıf içinde dikkatinin dağılmaması için tahtaya yakın, cama uzak bir yerde oturtulabilir.
  5. Mümkünse yanında daha derli toplu, dersi dinleyen bir öğrenci oturabilir.
  6. Çok hareketli DEHB’li çocuklarımıza, sınıf içinde hareket etmesi için fırsatlar sunulabilir. Öğretmeni çocuğun hareketliliğinin çok arttığını fark ederse, bununla ilgili ona görevler verebilir. Örneğin “Öğretmenler odasından defteri alıp gelebilir misin?” gibi şeyler isteyebilir.
  7. DEHB’li çocuklarımız çevre tarafından çok eleştirilen çocuklardır. Aceleciliği, çabuk sıkılması, oyunlarda sırasını beklemekte zorlanması, kurallara uymakta yaşadığı problemler nedeniyle arkadaşlarından bile çok eleştiri alabiliyorlar. Bu da etiketlenmelerine yol açabiliyor. Birinci-ikinci sınıfta çok sevilen hiperaktif çocukların sonra yavaş yavaş etiketlenmeye başladığına çok rastladım. Bunu azaltmak için öğretmeni çocuğun benlik saygısını güçlendirici görevler verebilir.
  8. Ebeveynler ve öğretmen arasında ortak bir iletişim kurulması lazım. Ayda bir ebeveynler, öğretmen ve çocuk toplanarak durumun nasıl gittiğini konuşabilir. Örneğin; teneffüste düzgün davranma, kitaplarını doğru getirme, derste konuşmama gibi üç madde seçilebilir konuşmak için. Bununla ilgili küçük ödüller verilebilir. Örneğin: “Bu haftaki görevimiz teneffüslerde arkadaşlarımızla sürdürdüğümüz oyunu hiç bırakmadan oynamak. Eğer bu hafta boyunca bunu yaparsan, hafta sonu bir animasyon izleyebilirsin” gibi ödüller planlayabiliriz.

Öğretmenler çok önemli. Fakat örgün eğitimdeki öğretmenler DEHB’yi ne kadar biliyorlar?

Bazı öğretmenlerimiz gerçekten DEHB’yi bilmiyor ne yazık ki. Çocuğun şımarıklık yaptığını düşünebiliyorlar. Bunun çocuğun elinde olduğunu sanıyorlar. Ben DEHB’yi çocuğa anlatırken şöyle diyorum “Sen çok güzel bir arabasın. Son model, her şeyin tam ama bazen frenlerin çalışmıyor. Biz seninle beraber bu frenlerin çalışmasını öğreneceğiz”. Benzer durum disleksi için de geçerli. Bu bir hastalık değil, farklılık.

Çocuklara hep söylediğim bir şey var. “Bak benim saçlarım sapsarı. Bu bir hastalık mı? Değil, bu bir farklılık. Seninki de aynı durum, seninki de farklılık” diyorum.

Pandemide eve kapanmak, daha fazla tablet, televizyon ve telefon kullanmak DEHB’li çocukları nasıl etkiledi?

Bu çocuklarımız için bildiğimiz bir zehir var, elektronik. Tabi ki hayatlarında olacak ama sınırlı düzeyde olacak. Fakat pandemi şartlarında evde bunu sınırlı düzeyde tutmamız ne kadar mümkün oldu? Bir çok ailemiz de kabul edecektir ki, çocukların günlük elektronik saatleri çok arttı. DEHB’li ve disleksili çocukların telefon, tablet ve televizyon da geçirdikleri süreler uzadıkça, dikkat eksikliği belirtileri artıyor ve öğrenme hızları düşüyor. Biz bir taraftan öğretmene götürerek, ders aldırarak, spor yaptırarak çocuğu dolduruyoruz. Ama elektroniği verdiğimiz zaman da bir taraftan da boşaltıyoruz.

Özellikle DEHB’li çocukları açısından nasıl bir eğitim yılı bekliyor bizi? Öngörüleriniz neler?

Bizi nasıl bir yılın beklediğini ben de merak ediyorum açıkçası. Bu çocuklar 1,5 yıldır okula gitmiyor. Okula yeni başlayanlar okul pratiğini kaybettiler. Şu an 3. sınıfa giden bir çocuk 1,5 yıldır okula gitmedi. Ortada böyle bir sıkıntı var. Okula tekrar adaptasyonda, sınıf içinde kurallara uyabilmekte, dersi dinlemekte, derste durabilmekte zorlanacaklarını düşünüyorum. Pek çok çocuk diğer çocuklarla birlikte oyun pratikleri olmadığı için başlarda arkadaşları ile problem yaşayabilir. Ödevlerini yapmak istemeyebilirler, başlarda sıkılabilirler. Buradan da anne babalara seslenmek, ödev konusunda lütfen sabırlı olun demek istiyorum. En azından birinci dönemin sonuna kadar sakince gitmemiz lazım. Zaten pandemi bu çocukları çok etkiledi, bir de siz etkilemeyin. Ama bu söylediklerim DEHB’li çocuğu olan anne-babaları umutsuzluğa sevk etmesin. DEHB’li çocuklar çok çabuk öğrenirler, çok çabuk adapte olabilirler. Ancak hem anne-babalar hem de öğretmenler için sabır gereken bir yıl olacak.