“Sadece çocuklarınızı mutlu etmeye çalışın. Bir başkası için çocuklarınıza kızmayın. Başkası kabul etmeyebilir, rahatsız olabilir. Çünkü insanın başına gelmeden bunu anlayamıyor, anlatamıyorsun da” diyen otizmli çocuk annesi Aslı Erol bize yaşadıklarını anlattı.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Aslı Erol. 35 yaşındayım, iki oğlum var. Biri 8 yaşında otizmli, diğeri de 7 yaşında. İkiz gibi büyüdüler.

 

Oğlunuzda farklı giden bir şeyler olduğundan ne zaman şüphelendiniz?

Bir buçuk yaşındayken fark ettik. İsmini söyleyince kesinlikle bakmıyordu. Bir şey istediği zaman ağlayarak bizi zorla oraya götürüyordu. Bunları ilk eşim fark etti ve söyledi. Ben inanmadım. Otizmin ne olduğunu da bilmiyordum, açtım baktım ve araştırdım. Okuduğumda oğlumda belirtilerin %50’sinden fazlasının olduğunu gördüm. Okuduklarımdan sonra ben de oğlumun otizmli olduğunu anladım.

Peki, sonra ne yaptınız?

Doktora gittik. Doktor bize “Televizyonu çok açtınız mı?” diye sordu. Arada sırada çizgi film açıyorduk. Bunu söyleyince “Televizyondan kaynaklı böyle” dedi. Otizmi kabul etmedi. Oğlumun sosyalleşmesi ve televizyonun karşısında yalnız kalmaması gerektiğini söyledi. Çocuğumu sosyalleşmesi için kreşe başlattık ama daha da kötü oldu. O zamanlar teşhisi 3 yaşına geldiğinde koyabiliyorlardı. Yine bizim belirtileri ısrarla anlatmamız sayesinde tanı alabildi. Sonra heyet değerlendirmesine girdi ve benim söylediklerimden sonra raporu çıkardılar.

O zamanlar neler hissettiniz?

Tabi, başta kabullenmekte çok zorlandık. Ama bir tarafta da gerçekler vardı.

Ne zaman özel eğitime başladınız?

Rapor çıkar çıkmaz.

Tanıdan sonra neler değiştirdi hayatınızda?

Kısıtlandım. Başta hayatımı kısıtladı. Özgürlüğüm elimden alınmış gibi oldu. Çünkü çevrenizdeki insanlar en yakınınız bile olsa çocuğunuzun bazı şeyleri otizmli olduğu için öyle yaptığını kabul etmiyor. Anlatıyorsunuz, anlamıyorlar. Haliyle sinirleniyorsunuz, kızıyorsunuz.

Nasıldı çevrenizin tepkisi?

“Çocuğuna çok yüz verdin, çok şımarttın, o yüzden böyle oldu” diyenler oldu ya da “Sen çocuk bakmayı bilmiyorsun” diyenler. Ben de çok kişiyi hayatımdan silip attım.

Tanısını bildikleri halde mi böyle söylüyorlardı?

Tanıyı biliyorlardı ama onu unutuyorlardı. Çocuğun hareketlerinden dolayı beni suçluyorlardı.

Çocuğunuzun hayatında neler değişti eğitimle?

İlk gittiğimiz kurumda bir ilerleme göremedim ve çok rahatsız oldum. Ama o civarda bana en yakın orasıydı. Servisi vardı o yüzden bana biraz cazip gelmişti. Yoksa ben rehabilitasyon merkezi araştırmamıştım. Ama zaman geçtikten sonra “Ben burada boşuna vakit kaybediyorum. Çocuğumun zamanı boşa gidiyor,” dedim. Sonra başka bir özel eğitim merkezine başladık ve hızla ilerlemeye başladı. Şimdi “Yer uzak da olsa keşke daha önce buraya gelseydim” diyorum.

İlk tanı aldığınızda Kürşat’ın bu noktaya geleceğini tahmin ediyor muydunuz?

Ben inancımı hiç kaybetmedim. Ama bu kadarını beklemiyordum.

Çok azimli bir insan olduğunuzu biliyorum ve sizinle ilgili çok güzel bir haber aldım. Üçüncü üniversitenizi bitirmeye hazırlanıyormuşsunuz. Yürekten tebrik ederim. Ne okudunuz?

Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon okuyorum. Bu bölümdeki derslerime çalışamasam bile otizmli bir çocuğum olduğundan ve ben de beş-altı yıldır bu alanın içinde olduğumdan mantık yürüterek bile sınavlarda başarılı olabiliyordum. Ama çalışınca 90-100’lerin havada uçtuğunu gördüm. O yüzden daha fazla çalıştım ve ortalamamı bu puanların altına pek düşürmemeye gayret ettim.

Bu alanı tercih etmenizin nedeni neydi?

Öncelikle oğluma daha faydalı bir anne olmak, iyi bir eğitmen olmak istiyordum. Bir eğitmen gözüyle de onu görmek istedim.

Okulu bitirince hedefiniz özel gereksinimli çocuklar ile çalışmak mı?

Evet, çünkü onların daha çok ihtiyacı var. Bunu gerçekten bire bir içinde yaşayan insanların daha farklı bir yakınlıkları oluyor çocuklara.

Mezun olduktan sonra planlarınız neler?

Fizyoterapi bölümüne geçmeyi düşünüyorum. Hatta DGS’ye de girdim ve iyi bir puan aldım. Tercih yapmam gerekiyor ama ilk önce mezun olmalıyım. Mezuniyetten sonra tercih yapacağım.

Sizi biraz tanıyan biri olarak enerjinize hayranım. Nasıl yetişiyorsunuz bunlara?

Aslında çok yorucu ama ben inancımı hiçbir zaman kaybetmedim. Benim böyle bir çocuğum olsa bile ben çocuklarımla her şeyi yapabilirim, her yere gidebilirim dedim ve gittim de. Kürşat şu an 8 yaşında olmasına rağmen 10 şehir gezmiş bir çocuk. Sosyalleşmesi için onun gezmeye de çok ihtiyacı var. Başka bir memlekete, şehre gitmenin ona da iyi geldiğine inanıyorum.

Sizin bir de sporcu yanınız var. Boks yaptığınızı biliyorum. Boks yapmak nereden aklınıza geldi?

Uzun zamandır ya karate ya da kickboksa başlayayım diye düşünüyordum. Ama boksta kendini daha çok koruyabildiğiniz için onu tercih ettim. Birçok savunma hareketini öğreniyorsunuz. Bir kadın olarak kendimi korumak istedim. Sporu yaparken çok yoruluyorum ama yolda bir şey olursa kendimi koruyacağımı bildiğim için o spora dört elle sarılıyorum.

Bazen anneler kendilerine vakit ayırmayı unutuyorlar…

O çok yanlış. Önce anne kendisini mutlu etmeli ki, çocuğunu da mutlu edebilsin. Eğer her şeyi olumsuz düşünüyorsanız o çocuğa da yazık.

Ben üzüldüğüm zaman bunu Kürşat’a belli etmemeye çok dikkat ediyorum mesela. Ona çok yansıtmamaya çalışıyorum. Çünkü onun bundan çok etkilendiğini fark ettim. Bazı şeyleri insan kendi içinde yaşamalı. Ben de öyle yapıyorum.

Farklı gelişen bir kardeşe sahip olmak diğer oğlunuzu nasıl etkiliyor?

Şu anda onda biraz kıskançlık var. “Annem babam beni sevmiyor, Kürşat’ı daha çok seviyorlar” diye babaannesine söylemiş. Kürşat’a biraz daha fazla ilgi göstersek bunu fark ediyor ve hemen duygusallaşıyor. Bir şey söyleyeceği zaman ağlayarak söylemeye çalışıyor.

Dengeyi kurmak çok zor…

Öyle ama küçük oğlum çok akıllı. Açıkladığım zaman anlıyor. Ara sıra duygusallaşsa da ağabeyinin özel bir çocuk olduğunu anlıyor. Bazen kızıyor, “Kürşat benden büyük. Ben niye ağabeylik yapmak zorunda kalıyorum ki! O bana ağabeylik yapsın” diyor. Ben de ona diyorum ki “Kürşat senden yaşça büyük olabilir ama beyin yapısı senden farklı olduğu için, senden bir-iki yaş küçüklerin yaptığı hareketleri yapıyor. O yüzden ağabeylik yapman gerekiyor.”

Kürşat’ta problem davranışlar, takıntılar var mı?

Problem davranışı neredeyse hiç kalmadı. Şu an çok sosyal hatta arkadaşları bile var. Her gittiği yerde birileri ile tanışıyor, sohbet ediyor.  İlk önce Allah’a güveniyorum ve sonra kendime güvenim var. Ben inancımı hiç kaybetmedim. Hep olumlu baktım ve hiç olumsuz düşünmedim. Hatta Kürşat’ın yakın bir zamanda otizm tanısının kalkacağına da inanıyorum.

Başkalarının tepkilerinden yorgun düşen ailelere ne önerirsiniz?

Çevrenizdeki insanların tepkisini umursamayın. Sadece çocuklarınızı mutlu etmeye çalışın. Bir başkası için çocuklarınıza kızmayın. Başkası kabul etmeyebilir, rahatsız olabilir. Çünkü insanın başına gelmeden bunu anlayamıyor, anlatamıyorsun da. Ama bu durum aileleri yıldırmasın.

Şu anda yeni tanı almış ailelere ne tavsiye edersiniz? Ya da çocuğunda bir farklılık olduğundan şüphelenip tanı almaktan korkan ailelere?

Aileler eğer bir tane bile belirti görüp şüphe ediyorlarsa, kesinlikle vakit kaybetmesinler. Uzman bir doktordan destek alsınlar. Çocuklarını hiçbir zaman kendi haline bırakmasınlar. Özel eğitim desteği de alarak çocuklarının sosyalleşmesini sağlasınlar. Eğitime ne kadar erken başlarlar ise o kadar iyi. Çünkü 1 ila 3 yaş arası çocukların altın çağı, 3 ila 6 da gümüş çağı oluyor. O yüzden bu durum vakit kaybedilecek gibi değil. Ailelerin durumu bir an önce kabullenip harekete geçmeleri gerekiyor.

Röportaj: Rana Zeynep Çömlekçi