ÖÇED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımız Selim Parlak ile otizm konusunda duyarlılık ve farkındalık sahibi eski Türk basketbolcusu Mirsad Türkcan ile buluştuk.

 

Selim Parlak: Çocuklarına aşı yaptırmadığını söyledin… Aşıların otizm yaptığını düşünüyor musun?

Evet yaptırmadım. Özellikle MMR (kızamık, kızamıkçık, kabakulak) yaptırmadım. Doktor bir aileden geliyorum. Annem pediyatrist babam kardiyolog. Onlar her türlü şeyi takip ediyorlar. Onlardan böyle bir uyarı geldi. Ben de yaptırmadım. Pişman da olmadım. Eski eşimden dolayı da otizmi yakından biliyorum. Eski eşimin erkek kardeşi otizmliydi. Ama tanısı geç kondu. Sırbistan’da Novi Pazar çok küçük bir yer olduğu için tedavi merkezi yoktu. Türkiye’ye geldi. Tedavi için Türkiye’ye geldiğinde 11 yaşındaydı. Ama eğitim aldığı o 4-5 ayda inanılmaz geliştirdi kendini. Sonra tabii ki Sırbistan’a döndüler. Şu anda Novi Pazar’daki okulda eğitim alıyor. Çok daha iyi olduğunu duyuyorum.

 

Neslihan Arslan: Otizmden bu şekilde mi haberdar oldunuz?

Yok ben zaten daha önce de biliyordum. Doktor ailenin bir çocuğu olduğum için duymuştum. Annem babam işle ilgili evde konuşurlardı. Yemek yerken, kahve içerken bahsettikleri için haberim vardı.

 

Peki anne babadan dolayı tıbba ilgi duymadınız mı?

Hayır. Ben spora yöneldim. Büyük ablam çocuk psikiyatristi oldu.

 

Selim Parlak: Farkındalığın oluşması için bunların hepsi avantaj diye düşünüyorum. Peki uzun boydan dolayı mı baskete yöneldin?

İlk sporum futbol, sonra voleybola geçtim. Ben hiçbir zaman profesyonel düşünmüyordum. Sonra kendi kendine gelişti. “Sporcu olacağım” diye bu yola çıkmadım. Ben aslında basketbola geç başladım. 13-14 yaşındaydım. Yugoslavya’da 1992’de bir savaş başladı. Babam, o savaştan uzak kalmam için beni Türkiye’deki akrabaların yanına yolladı. Efes Pilsen’in yaz okuluna gittim. “Bu çocuk yetenekli, burada kalsın” dediler. Öyle gelişti.

 

Aşılar dışında sizce neler otizme yol açıyor?

Bugün bence bilgisayarlar, cep telefonları çocuklara çok zarar veriyor diye düşünüyorum. Mesela oğlum Reyan’a bakıcı ablamız Leyla yemek yedirirken telefonu açıyordu. Ben de bunu yasakladım. Yemek yemesin problem değil. Sonra da yiyebilir. Mesela restoranda bir aile oturuyor. Anne babanın elinde telefon, çocukların önünde i-pad. Birbirleriyle konuşmuyorlar. Ben cep telefonlarından bu yüzden nefret ediyorum. Mesela çok örneği var 2,5-3 yaşındaki çocuk konuşmuyor. Annem diyor ki “Sen 15-16 aylıkken her şeyi konuşuyordun”. Bence zihinsel olarak çocuğa çok zararları var. Anne babalar çocuğu susturmak için telefonu eline veriyor ama aslında çok yanlış bir şey. Çocuğun ağlaması lazım, bir şey istemesi lazım, istediği şeyi almak için mücadele etmesi lazım. Aşılardan sonra en büyük tehlike bu bence.

 

Selim Parlak: Katılıyorum. Teknolojinin yaymış olduğu dalgalar fiziksel olarak bizi etkiliyor, bunun haricinde bunlara sürekli bakarak “uyaran eksikliği”ne maruz kalıyoruz. Anne baba dışarıdan sesleniyor, bakmıyor ki çocuk…

Evet bence küçük çocuklara çok zararlı. Büyüdükten sonra zaten ihtiyaç.

16 yıllık profesyonel basketbol hayatınız oldu. 33 yaşında bıraktınız. Erken olduğunu düşünmüyor musunuz?

Son dönemde bir sakatlık yaşadım. Zaten sporcunun doğru bir zamanda sporla vedalaşması lazım. Seyircinin aklında “Ne kadar büyük oyuncuydu” diye kalması lazım. Sporun dünü yoktur, bugün ve yarındır. 10 sene çok iyi oynayabilirsiniz. Bir sene değil, 3-4 maç kötü oynadığınız zaman insanlar ne kadar severse sevsin, sizden sürekli o performansı bekler. Ben de fiziksel olarak kendime baktım, baktım olmuyor böyle bir karar aldım. İyi ki de böyle yapmışım.

 

Sonra ne yaptınız?

Bir süre Fenerbahçe camiası içinde kaldım. Aziz Başkan benden rica etti. Bir-bir buçuk sene yönetici olarak çalıştım. Ama çok stresli bir iş. Benim çocuklar da küçüktü onlarla daha fazla birlikte olmam gerekiyordu. Sonra ayrıldım. Şu anda bazı arkadaşlarla birlikte uluslararası bir menajerlik şirketi kurduk. Hem futbol hem basketbol sporcularını takımlara yönlendiriyoruz. Genç yetenekleri alıp eğitmek, nasıl bir spor hayatı yaşamaları lazım, nereden uzak durmalılar, Avrupa’ya giderlerse ne yaparlar, yurtdışında kariyerlerine nasıl yön verirler gibi konularda menajerlik yapıyoruz. İşimi çok seviyorum. Sporun içinde kaldım.

 

NBA’de oynayan ilk Türk futbolcu unvanına sahipsiniz. Bu macera nasıl gerçekleşti?

Hep ilk ben gideceğim diye bir hayalim vardı. Gerçekten bunun için çok çalıştım. Novi Pazar’da savaş dönemi çok kötüydü. Benim geri dönme şansım yoktu. Onu da kabullendiğim için kendime yatırım yaptım. Normal idman 2-4 saatse ben her zaman ekstra iki saat her gün çalıştım. Sonuçta çalıştığın zaman sonucunu alabiliyorsun. NBA’da iki buçuk sene kaldım. Keşke biraz daha sabırlı olup kalsaydım ama olmadı. Sonra Avrupa’ya döndüm. Avrupa’da istediğim takımlarda oynadım. İstediğim seviyeye meslek anlamında ulaştım. Sonuçta mutluyum.

 

Selim Parlak: 2012’deki jübilen çok kalabalıktı. Ülker Sports Arena’da duygusal anlar da yaşandı…

Tabii kolay değildi. Harun Erdenay dedi ki “Bak gör ağlayacaksın”. Ben ağlamam dedim. İddiaya girdik. Ben 10 dakika sonra ağladım. “Ben sana ne dedim gördün mü?” dedi. Çünkü spor hayatın bitiyor. Sporcular ne zaman ölür? Birincisi jübile yaptığı zaman, ikincisi gerçekten öldüğü zaman. Ben mesela rüyalarımda kaç defa gördüm: Ben basketbola tekrar başlıyorum, yeniden insanlar “Gel bizim takımda oyna” diye ikna etmeye çalışıyorlar. Çünkü hayatımız o. 15 yaşından beri 34 yaşına kadar 20 yıl gece-gündüz bu işi yaptık. Tatil, yaz, kış demeden… Bizim hayatımız hep uçak, salon, antrenman, maç arasında geçti. İyi mi oynadım, kötü mü oynadım, antrenör beni seviyor mu, sevmiyor mu diye geçti. Bütün dünyamız buydu.

Siz de takip etmişsinizdir. Doktorlar NBA oyuncuları ve beyzbolcular üzerinde bir araştırma yapmışlar. Sporu bırakan eski oyuncuların yüzde 91’inde ağır depresyon tespit edilmiş. Kariyerini bıraktıktan sonra bir oyuncularda büyük bir boşluk oluyor. Ben en azından kendi işimi kurdum. Bazı oyuncular, hazırlıksız, birden bitiriyorlar. İlk üç ay güzel. İstediğin şeyleri yapıyor, istediğin saatte kalkıyorsun. Üç beş ay sonra ben ne yapacağım diyorsun. Sıkılıyorsun. Ondan sonra bir yere para yatırmak istiyorsun. Çoğu sporcu yanlış yatırımlar yapıyor. Sonra depresyon. Benim tavsiyem oynarken son bir iki sene ileriye dönük ne yapacağını planlaman lazım. Spor okulu açabilirsin, menajerlik yapabilirsin. Profesyonel spor hayatı bittikten sonra yoluna devam edersin.

2012’deki jübilenizden elde edilen tüm geliri bir zihinsel engelli okuluna bağışlamışsınız…

Evet hepsini Sırbistan Novi Pazar’da yapılacak özel bir okula bağışladım. Sahibi hayatını kaybettikten sonra okul devlete geçti. Ben iki sene önce ziyarete gittim. 130-150 bin nüfuslu küçük bir yer ve orası için yeterli. İyi çalışıyorlar. Bence otizmli çocukların bizim gibi insanların desteğine ihtiyacı var. Sporcular ve sanatçılar destek olmalı. Tabii herkes bilgi sahibi değil. Ben gördüğüm için biliyorum.