Türkiye’de tüm özel gereksinimli bireyleri kapsayacak ve BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nde çizilen çerçeve ile sözleşmenin amaç ve ruhuna uygun bir Özel Eğitim Kanunu’nun (kısaca ÖEK) bir an önce çıkarılması artık zorunlu hale gelmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

Avukat Jülide Işıl Bağatur

 

 

 

Bir önceki yazımızda 7.Temmuz 2018 tarihli Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde eğitsel değerlendirme ve tanılama için gerekli belgeler arasında, birey için uygun eğitim ortamına yönlendirilmesi amaçlı başvurularda gerektiğinde “Engelli Sağlık Kurulu Raporu” (ÖEHY m. 8) istendiğinden bahsetmiştik. Bu noktada 20 Şubat 2019 tarihli 30692 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” (ÇÖZGER) ve “Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” (EİEDHY)’den bahsetmek yerinde olacaktır. “ÇÖZGER”, çocuklar için özel gereksinim raporunun alınışı, geçerliliği, değerlendirilmesi ve bu raporu verebilecek yetkili sağlık kurum ve kuruluşlarının tespiti ile ilgili usul ve esasları belirlemek ve çocuklar ile ilgili özel gereksinim alanlarının belirlenmesine ilişkin ortak bir uygulama alanı geliştirmek amacıyla ASPB ile SB tarafından hazırlanmıştır. Yönetmelikte son olarak 10 Mart 2019 tarih 30710 sayılı R.G. ile “Bakanlıkça ÇÖZGER yetkili hekim eğitimleri tamamlanarak ÇÖZGER yetkili sağlık kurum ve kuruluşları belirlenene kadar geçecek sürede raporlar, ÇÖZGER düzenlenme usulündeki ÇÖZGER yetkili hekimi ile ilgili hükümler uygulanmaksızın, bakanlığın internet sitesinde hâlihazırda yayımlanmış olan engelli sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler tarafından ve kurullarda ÇÖZGER yetkili hekimi bulunmaksızın düzenlenmeye devam edilir.” şeklinde bir değişiklik yapılmıştır.

Yeni Yönetmelikler ile düzenlenen bazı hususlar aşağıda yer almaktadır;

  1. a) Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin 18 inci maddesi ile 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik” yürürlükten kaldırılmıştır. 18 yaşını dolduran bireylerin engellilik değerlendirilmesi Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre gerçekleştirilecektir.
  2. b) 18 yaşını doldurmayan ve Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelikte “çocuk” olarak tanımlanan bireylerin değerlendirilmesi ise adı geçen yönetmelik hükümlerine göre gerçekleştirilecektir.
  3. c) ÇÖZGER’de özel gereksinim ayrıca tanımlanmıştır. Tanım yapılırken “çocuğun toplumsal yaşama eşit katılabilmesi için bedensel ya da gelişimsel işlev kısıtlılığı olmayan bireylerden farklı sağlık, eğitim, rehabilitasyon, cihaz, ortez, protez, çevresel düzenlemeler ve diğer sosyal ve ekonomik haklara ve hizmetlere gereksiniminin olması” öngörülerek kapsam son derece geniş tutulmuştur. Ayrıca Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde 18 yaşını doldurmaları sebebiyle raporları geçersiz hâle gelenlerin, 18 yaşını doldurdukları tarihten itibaren üç ay içerisinde yeniden engellilik durumunun tespiti için başvuruda bulunacakları düzenlenmiştir.

 

Uygulamada tıbbi tanılama; “Engelli Sağlık Kurulu Raporu” yeni adıyla “ÇÖZGER” ile karıştırılmaktadır. ÇÖZGER alınması esasında sadece okul-kurum dışı destek eğitim sisteminin başlaması için zorunlu bir uygulamadır. Okul ve/veya kurumlarda özel eğitim hizmetlerinin başlaması için ÇÖZGER’e ihtiyaç bulunmamaktadır. Buna rağmen özel eğitime ilişkin eğitim programı, özel yetiştirilmiş personel ve uygun/yapılandırılmış eğitim ortamı demek olan özel eğitim hizmetlerine başlamak ve sürdürmek için gerektiğinde sadece çok daha üst bir kavram olan tıbbi tanılama yerine sağlık kurulu raporu istenmesi veliler, aileler ve özel gereksinimi olsan bireyler için gereksiz yükler yaratmaktan öteye giden bir düzenlemeden ibaret kalmıştır.  Birey için uygun eğitim ortamının tespit edilmesi ve bu ortama yönlendirilmesi gerekiyorsa bunun için uzman hekim raporu yerine ÇÖZGER’in istenmesi yolunun açılması, ülkemizdeki engellilik kavramına yaklaşımın ÇÖZGER’de de tıbbi model özelliklerini taşıması bir yana, zaten örselenmiş aileler/bireyler olan özel gereksinimli çocuğa sahip ailelerin hastane koridorlarında yine beklemelerine, yıpranmalarına neden olacaktır. Kaldı ki çocuklar için özel gereksinimin eğitim hakkının kullanılmasında tıbbi rapor olarak tespitinin istenmesi, eğitim hakkını kısıtlayıcı bir durum olarak yine karşımıza çıkmakta ve bu kısıtlama Türkiye’nin BM Engelli Hakları Sözleşmesi ile Sözleşmesel yükümlülüğü olan kapsayıcı eğitime uymamaktadır.  Bilindiği gibi, kapsayıcı eğitim, şu anda Türkiye’de uygulanmakta olan en az sınırlandırılmış ortam ve kaynaştırma eğitiminden çok farklıdır. Kapsayıcı eğitimde tüm okullar tüm çocuklar için erişilebilirlik, eğitim programları, uzman personel, kısaca her konuda uygun hale getirilirken kaynaştırma eğitiminde, genel eğitim sisteminden  yararlanabilecek özellikte olan bu özellikleri okul dışında bir kurum tarafından belirli ölçme ve değerlendirme yöntemleri uygulanarak – bazen de bir sağlık kurulu raporu ile-  tespit edilen bir grup öğrencinin, her sınıfta belirli bir sayıda (kota sistemi) olmak üzere genel eğitim sisteminden yararlanabileceği anlamına gelmektedir. Sonuçta ÇÖZGER ile dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilerin eğitim hakkının kullanılmasında hala tıbbi tanılamada sağlık kurulu raporu alınması uygulamasının devam ettirilmesi bir yana, özel gereksinimin tespitinde çocuğun farklı sosyal ve ekonomik haklara ve hizmetlere gereksinim olmasının sağlık kurulu tarafından tespit edilmesinin anlamsız olması,  eğitim hakkını kapsayıcı eğitimden uzaklaştıran bir durumdur.

 

Yeni yönetmelikte kapsayıcı eğitime yönelik hükümlerin yer alması bir yana kaynaştırma eğitim uygulamasından dahi uzaklaşıldığının bir diğer kanıtı da “Öğrenci İşleri Kayıt Kabul, Nakil ve Başarının Değerlendirilmesi” ni düzenleyen 34. Maddesine ilişkindir.

 

İlgili yeni düzenleme aşağıdaki gibidir;

 

“Kayıt kabul ve nakil işlemleri

MADDE 34 – (1) Okul öncesi eğitim kurumları, ilkokullar ile özel eğitim programı uygulayan ortaöğretim kademesindeki okullara özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin kaydı yıllık çalışma takviminde belirlenen süreye bakılmaksızın yapılır.”

 

İlgili hükümde özel gereksinimli bireyler için okul öncesi eğitim, ilköğretim dışında sadece ayrı bir özel eğitim programı uygulayan ortaöğretim kademesindeki okullar için okul kayıtlarının yıllık çalışma takviminde belirlenen süreye bakılmaksızın yapılacağı hükmüne yer verilmiştir. Eğitimde okul öncesi ile ilk iki kademeye tanınan bir kolaylığın ortaöğretim kademesinde sadece özel eğitim programı uygulayan liselere verilmesi de lise kademesinde kaynaştırma uygulamalarına açıkça istisnai olarak yer verildiğini göstermektedir.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle  07 Temmuz 2018 tarihli Yönetmelikte her ne kadar kaynaştırma yanında bütünleştirme uygulamalarına “terim” olarak yer verilse de yönetmeliğin içeriğinde özel eğitimde merkezde en az sınırlandırılmış ortam ve kaynaştırma uygulamalarından uzaklaşıldığı merkezde en az sınırlandırılmış ortam ve kaynaştırma yerine daha çok ayrıştırmanın esas alındığı bir yapının hedeflendiği “ancak yapabileni kaynaştırabiliriz, yapamayanı genel eğitimden ayırırız, mesleki eğitime yönlendiririz” mantığının yönetmeliğin hazırlanışında esas alındığı görülmektedir.

Bugün okullarda tüm özel gereksinimli öğrencilere ilişkin kaynaştırma uygulamalarının eksik, hatalı ya da hiç yapılamaması, gerek okul içi gerekse okul dışı destek eğitim sisteminin yetersizliği, özel eğitimde norm kadro eksiği, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine yeterli sayıda özel eğitim öğretmenlerinin atanamaması vb gibi temel sorunlara yönelik ilkeleri ve temel düzenlemeleri içeren bir Özel Eğitim Kanunu’nun hazırlanması hem özel eğitim alanında yer alan kavram kargaşası, kafa karışıklığı gibi hususları da giderebilecek nitelikte bir kılavuz metin olabilecektir.

Türkiye’de tüm özel gereksinimli bireyleri kapsayacak ve BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nde çizilen çerçeve ile sözleşmenin amaç ve ruhuna uygun bir Özel Eğitim Kanunu’nun (kısaca ÖEK) bir an önce çıkarılması artık zorunlu hale gelmiştir. Özellikle Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde (07 Temmuz 2018, 30471 tarihli R.G. yayımı) yapılan değişikliklerle BM Engelli Hakları Sözleşmesi, Anayasa, EHK, 573 Sayılı Kanun ve değişiklikten önceki yönetmeliğe bakıldığında MEB’in özel eğitim politikası ve yol haritasından ciddi anlamda eksen kayması olarak nitelendirebileceğimiz aşağıda yer alan kaygı verici gelişmeler olduğu görülmektedir.

Bir süredir yazılarımızda değindiğimiz, kanıt olarak “geriye gidiş” niteliğinde sadece bir kısım hükümlere yer verdiğimiz yeni Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği ile Türkiye’de kaynaştırma eğitiminden sözleşmesel taahhüt altında bulunduğu kapsayıcı eğitime doğru bir gidişten çok kaynaştırma eğitiminden, ayrıştırıcı eğitime doğru bir gidiş arzetmektedir.

Kapsamlı bir şekilde açıklandığı gibi ayrımcılık yasağı, fırsat eşitliği, kapsayıcı eğitim ve ömür boyu eğitim ilkelerini BM EHS’nde düzenlenen şekliyle hayata geçirmeyi amaçlayan kendisine dayanak teşkil edecek gerek genel eğitim gerekse özel eğitime yönelik tüm mevzuata dayanak teşkil edecek bir Özel Eğitim Kanunu, daha sonra yapılacak düzenlemeler için de kılavuz niteliğinde bir temel norm işlevi görecektir.

Söz konusu Özel Eğitim Hizmetleri Kanunu ile MEB’in yapılanması, denetim, talim terbiye çok önemli işlevleri özel eğitim göz önüne alınarak gibi yeniden gözden geçirilebilecek, sadece Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği değil, MEB Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği, MEB Teftiş Kurulu Yönetmeliği, MEB Okul Öncesi Eğitim Ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği, MEB Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği, MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliği, MEB Özel Mesleki Rehabilitasyon Merkezleri Hakkında Yönetmelik, MEB Bağlı Eğitim Kurumları Yönetici ve Öğretmenlerinin Norm Kadrosuna İlişkin Yönetmelik vb gibi bu konuda çıkarılacak tüm mevzuata dayanak teşkil edecek, pusula niteliğinde bir norm olabilecektir. Böylelikle 07 Temmuz 2018 tarihli Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler gibi geriye gidişleri denetlemek ve önlemek bir yana BM EHS’nde düzenlenen şekliyle sözleşme genel çerçeve ve eğitim hakkı çerçevesi içinde Türkiye’de yapılan tüm yasal ve idari düzenlemelere dayanak teşkil ettiği gibi, bağımsız Türk mahkemeleri için doğrudan atıf yapılabilecek bir norm olacak aynı zamanda MEB’in özel eğitim konusundaki vizyonunu da daha açık bir hale getiren bir dayanak metin olabilecektir.

Bu nedenle Türkiye’de eğitim gören tüm özel gereksinimli bireylerin ihtiyacını karşılayacak şekilde, temel nitelikteki kurallara yer veren, kendisinden sonra çıkarılacak tüzük, yönetmelik, genelge, yönerge, tebliğ gibi daha alt kademedeki normlara dayanak teşkil edecek nitelikte bir Özel Eğitim Kanunu’nun tasarısının bir an önce hazırlanması ve yürürlüğe konulması zorunluluk arzetmektedir.