Alanda 2500 kurumu temsil eden Özel Özel Eğitim Kurumları Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Kılıç ile özel eğitimin geldiği son noktayı değerlendirdik.

 

Özel Özel Eğitim Kurumları Derneği Başkanı olarak; 2500 kurum, 50 bin personelle 350 bin engelliye eğitim veren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerini temsil ediyorsunuz. Göreviniz ne gibi sorumluluklar getirdi?

Ülke genelindeki 2 bin 500 kurumun, 35 bin özel gereksinimli birey ve ailelerinin, ayrıca 50 bin çalışanın sorumluluğunu omuzlarınızda hissediyorsunuz. Daha önceden belki sadece kendi personel ve öğrencilerinizin durumu sizi düşündürüyorken, şimdi ülke genelindeki tüm özel gereksinimli birey, aile ve personellerin sorunlarıyla dertleniyorsunuz. 2 bin 500 kurumumuzun neşesi ve hüznü ile hemhal oluyorsunuz. Bu sorumluluk duygusuyla ülkemizin en ücra köşesindeki kurumlarımızı ziyaret edip, katkı sunmaya gayret ediyorum.

 

Başkan olduktan sonra özel eğitim hizmetlerine bakışınız değişti mi?

Daha çok sorumluluk duygusuyla hareket ediyorsunuz. Tek bir bakış noktamız var, o da özel gereksinimli bireylerimize dünya standartlarında en iyi eğitimi verebilmek. Farklı bölgelerdeki farklı sorunlara, farklı çözüm önerileri üretmek gerekiyor. Başkan olduktan sonra bunu çok net gözlemleme şansı buldum. Örneğin Karadeniz bölgesinde fındık mevsimi geldiğinde yazları kurumlardaki öğrenci yoğunluğu oldukça azalıyor. Buna karşın kar yağışının yüksek olduğu bölgelerde de kış ayında eğitim verilememesi gibi bir durum söz konusu olabiliyor. Bu da bize gösteriyor ki; Ankara merkezden yazılan yönetmelik ve mevzuatın tüm bölgeler ve tüm kurumları aynı şekilde ele alması ve onların sorunlarına çözümler bulması mümkün değil. Mutlaka bölgesel bazdaki durumların da dikkate alınarak, mevzuat çalışmalarında bazı esnekliklerin bölgelere göre tanımlanması gerekiyor.

 

Başkanı olduğunuz dernek, özel eğitim alanında Türkiye’deki iki dernekten birisi. Nasıl bir misyon üstleniyor?

Üye kurumların çağdaş eğitim araçlarının gerektiği standart ve şartlara ulaşmasını sağlamak, verilen eğitimin yöntem ve araçlarının geliştirilmesi yönünde gerek kanun gerekse diğer mevzuat düzenlemelerine önderlik ederek bilimsel standartlara ulaşılmasını sağlamak misyonuyla hareket ediyoruz. Vizyonumuz ise; kurumlarımızdan destek eğitimi alan bireyler ile ailelerinin daha nitelikli eğitim almaları ve kendi kendilerine yeterli hale gelmelerini sağlamak, bu hizmeti veren kurumların işbirliğini sağlayarak  yaşanan sorunlara çözüm yolları üretmek, kaliteli hizmet için ihtiyaç duyulan finansal  gücün sağlanmasına gayret göstermek olarak açıklayabilirim. Bu misyon ve vizyonla; daha kaliteli hizmet anlayışı ile öğrenciyi ve ailesini merkeze alarak, ülke genelinde ulaşabildiğimiz tüm özel gereksinimli bireylere bu hizmeti götürebilmek arzusundayız. Bunu yaparken dünyadaki örnekleri inceleyerek, ülkemizin ve farklı bölgelerdeki kurumlarımızın bölgelerinin tüm özelliklerini de dikkate alarak ülkemize özgü bir özel eğitim modeli oluşturulması gerektiği kanaatindeyiz.

 

Geçen yaz özel eğitim merkezlerine kameralı görüntüleme sistemi zorunluluğu getirildi. Bu gelişmeler camiayı nasıl etkiledi?

Rehberlik odaklı bir denetleme sistemi her zaman önceliğimizdir. Biz kesinlikle kamu kaynaklarının israf edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak denetleme sistemi getirilirken hizmet alan özel gereksinimli bireylerin özel durumlarının da göz ardı edilmemesi gerekliliği kaçınılmazdır. Getirilen denetleme sisteminin pilot uygulamasının yapılmamış olması, buna dayalı olarak da ilgili yönetmelik ve mevzuatın hazır olmaması dolayısıyla sıkıntılı haller meydana gelmiştir. Denetleme sisteminin sadece nicelik üzerinden değil nitelik yönünden de yapılması çok büyük önem arz etmektedir. Getirilen sistemin sadece nicel olması şu an için özel eğitimi olumsuz yönde etkilemektedir. Ancak bakanlık ile yaptığımız çalışmalarda bunun verimli hale getirilmesine gayret ediyoruz.

 

Sizce özel eğitim alanında eksik olan, geliştirilmesi gereken noktalar nelerdir?

Öncelikli olarak toplumsal farkındalık ve bilinçlendirme çalışması yürütmek isteyen kurum ve öğretmenlere gerekli destek sağlanmalıdır. Bir rehabilitasyon merkezinde çalışan öğretmen bir okula gidip sınıf öğretmenlerine örneğin disleksi ile ilgili seminer verebilmelidir. Ya da belediyelerin aile hekimliklerinin erişilebildiklere kişilere örneğin OSB ile ilgili erken farkındalık yazıları ulaştırabilmelidir. Hemşirelerimize psikolojik gelişimle ilgili bilinçlendirilme olanakları oluşturulmalıdır. Örneğin e-nabız portalı üzerinden ailelere çocuklarının gelişimsel takibinin yapılabileceği bir alt yapı, bu gönüllü uzmanlarla oluşturulabilir. Bunları yapmaya birçok gönüllü varken bunların önündeki bürokrasi engeli kaldırılmalıdır.

Ayrıca bakanlığımızca kurumlarımızda aranan gerekli şartların şekilsel değil, niteliksel olması gerekmektedir. Bundan kastımız; kapı genişliği ya da kuruma giriş-çıkış değil, çalışan öğretmenlerin aldıkları eğitim ve sertifikalara öncelik verilmesi gerektiğidir. Bununla ilgili alanda çalışan öğretmenlere gerekli eğitim ödenekleri sağlanmalı ve kendilerini geliştirmeleri için gerekli tüm olanaklar sunulmalıdır.

Başka bir nokta da; kurumlarımızın öğrencinin gelişi ile değil, eğitimi ile eğitimin kalitesi ile daha çok ilgilenebilmesi için gerekli servis desteğinin sağlanması gerekmektedir. Artan her şeye rağmen eğitim ödeneklerinin çok düşük oranlarda artıyor olmasına bir çözüm getirilmelidir. Destek eğitimdeki 8 saat bireysel eğitimin arttırılmasına yönelik de bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yeni ve güncel olan test ve eğitimlere erişimin maliyetinin yüksek oluşuna gerek devlet gerekse özel sağlık sigortaları üzerinden halkımızın erişimi sağlanması da önemli. Eğitim fakültelerinde okuyan her branştan öğretmenin, farklı engel gruplarındaki bireylerle meslekte çalıştığı göz önünde bulunularak, özel eğitimde mecburi stajla ilgili düzenleme yapılması da üstünde durulması gereken başka bir nokta. Teknolojinin eğitim ortamlarına girişi ile ilgili her projeyi değerlendirebilecek bir kurul oluşturulmalı ve gerekli destek sağlanmalıdır.

Öncelikle kurumlarımızın fiziksel ve donanım standartlarının daha iyiye getirilmesi lazım fakat bununla birlikte öğrencilerimizin de daha uzun süre eğitim alabilmesi gerekiyor. Bu anlamda orta ve uzun vadede özel eğitim kampüsleri ya da yaşam köyleri oluşturabilmeliyiz.

Öte yandan öğretmen eğitiminde niteliğin artırılması da diğer önemli konu başlıklarından biridir. Dünya ile yarışabilmek için hem donanım hem de pedagojik alt yapımızın daha iyi seviyelere gelmesi gerekir.

Geçtiğimiz günlerde Erzincan’da Sayın Binali Yıldırım’ın da katılımıyla “Türkiye Buluşmaları Sempozyumu” gerçekleştirdiniz. Toplantıda özel eğitim alanında sorunların giderilmesi ve geliştirilmesi anlamında ne gibi sonuçlar çıktı? Sonuçlar tatmin edici oldu mu?

Sayın Binali Yıldırım’ın bize verdiği destek siyasetin en tepesinin özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine bakış açısını göstermesi açısından çok önemliydi. Gerek bürokrasideki süreçlerin hızlandırılması gerekse kurumlarımızın zor bir görev icra ettiğinin belirtilmesi ve bu işi devletten daha iyi yaptığımızı belirtmesi bizleri son derece onore etmiştir. Öte yandan alanımızda yürütülmekte olan mevzuat çalışmalarına hız vermiş olması ve bürokrasiye gidilecek olan yolu göstermiş olması dolayısıyla da bu sempozyum bizim açımızdan çok önemli olmuştur.

Sizin aynı zamanda özel eğitim alanında faaliyet gösteren bir kurumunuz var. Bu alanda eğitimcilere tavsiyeleriniz var mı?

Öğretmenlik kutsal bir meslek bunu hepimiz biliyoruz ama özel eğitimde öğretmenlik daha bir kutsaldır diye düşünüyorum. Onlara şöyle seslenebilirim: Her biriniz bu alanda çalıştığınıza göre çok vicdanlı, mesleğine çok aşık insanlarsınız. Zor bir iş yapıyorsunuz ve hepiniz kendi evladınızdan ayırmadan öğrencilerinize sarılıyorsunuz. Kimi zaman onlarla ağlıyor, kimi zaman sevinçten zıplıyorsunuz. Size ihtiyacı olan çok çocuk var o yüzden her bir dokunduğunuz hayata daha etkili dokunabilmelisiniz ki, size ihtiyacı olan bir diğerine de bir an önce yetişebilesiniz. Bu anlamda kendinizi yurt içi ve yurt dışı birçok eğitimle desteklemekten geri kalmamalısınız. Bilimden uzak durmamalısınız. Özellikle sizler yüksek lisans yapmalı, daha çok araştırmalısınız. Size bir çocuk emanet edildi, gelişimi sizinle ve sizin aileyi yönlendirmelerinizle olacak. Bu anlamda tüm güncel yöntem ve eğitimleri mutlaka takip etmeli ve katılmalısınız.

Ayrıca teknoloji üretmelisiniz, fikir üretmelisiniz. Biz bu sektörde yöneticiyiz, kurum sahibiyiz ama sizler sınıfın içindeki ihtiyaçları daha çok fark ediyorsunuz. Bir çocuğun hassasiyetini giderecek bir teknoloji, hayatını kolaylaştıracak bir fikir üretin. Kendinizi her alanda geliştirin. Sizlere çok daha fazla hayatın ihtiyacı var ve bu yüzden daha fazlasına ulaşmak için üretin ve paylaşın.

 

Özel eğitim merkezi seçerken ailelerin dikkat etmesi gereken şeyler konusunda neler önerirsiniz?

Özel eğitim her şeyden önce vicdan işidir. Sizi girişte belki eski bir kapı karşılayabilir ama içeride öğrencilere hayatını adamış ve onlara materyal almak için kapıyı yenilemeyen bir kurum vardır. Fiziksel konuşları mimimize ederek inceleyin. Çocuğunuzu nasıl değerlendirdiklerine bakın. Sonra çalışan personele ve öğretmenlerin yüzlerine bakın yaptıkları işten çalıştıkları kurumdan memnunlar mı? Sonra öğretmenlerle eğitimle ilgili sohbet edin. Ne kadar kendilerinden emin ve özgüvenli konuşuyorlar? Yeni mezun da olsa, 20 yıllık çalışan da olsa kendini alana hâkim hissediyorlar mı? Sizler ilk defa böyle bir yere geliyorsunuz ama bu söylediklerim size doğru bir yerde olup olmadığınızın ipucunu verecektir.