Türkiye’deki engelli haklarının ne noktada olduğunu izleyip raporladıkları “Engelli Hakları İzleme Grubu”yla dikkat çeken TOHAD’ın başkanı Hakan Özgül ve başkan yardımcısı Süleyman Akbulut ile buluştuk.

 

Kendinizi tanıtır mısınız?

Hakan Özgül: Yaklaşık 20 yıldır sivil toplum örgütleri içinde çalıştım. Şu an TOHAD’ta başkan görevini sürdürüyorum. Bir kamu kurumundan emekli oldum. SMA denen kas hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalye kullanıcısıyım.

Süleyman Akbulut: TOHAD Başkan yardımcısıyım. Aynı zamanda kurucusuyum. 1991’de bir trafik kazasıyla omurilik felçli oldum. Ben de emekliyim. Ayrıca bir edebiyatçı ve roman yazarıyım. Sakatlık içimdeki yazarı ortaya çıkarttı. Doğan Kitap’tan çıkan “Sandalye- Ben Büyüyünce Mavi Olacaktım” ve “Her Savaş Bir Tanrı öldürür” isimli iki kitabım var.

 

Sizden derneğin kuruluş öyküsünü dinleyebilir miyiz?

Süleyman Akbulut: Ben bir sivil toplum örgütünde çalışıyordum. O örgüt yardım temelli çalışmalara kayıyordu. Bu sırada ilk olarak 2005 yılında benim zihnimde şey belirdi, ben o dernekte yardım faaliyetleri dışında hak arama süreçlerine gidiyordum. Türkiye’de bu anlamda davaları açan ilk kişiyim. Dernek o tarafa giderken, bir taraftan da benim kafamda şöyle bir şey vardı: 21. yüzyıl aynı zamanda sosyolojik anlamda kamusal hakların yüzyılı olacak. Dolayısıyla engelliler için mücadele ederken, işimin bir hak sorun olduğunu kavramıştım. 2008 yılında “Ben buradan ayrılacağım” dedim ve kamusal haklarla ilgili bir dernek kurma fikri gelişti. 2008 yılında nitekim öyle oldu. Adını “Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği” koyduk. Çünkü uluslararası faaliyetler yaparken şeyi fark ettik: Çeviride bir sıkıntı var bir de toplumsal haklar biraz daha farklı. Toplumsal daha kapsayıcı. İşin sosyal, ekonomik, tıbbi boyutlarını işin içine alıyor. Bu şekilde kurduk. Derneği kurgularken şöyle dedik: “Hiçbir zaman bir kitle örgütü olmayacağız. Demokratik ve katılımcı bir örgüt olacağız” Niye? Çünkü biz sadece dezavantajlı grupların hakları için araştırma yapacağız. Sadece engelli değil, yaşlı, çocuk, hasta, kadın gibi dezavantajlı tüm gruplara yönelik çalışmalar yapmayı hedefledik.

Nasıl yapacağız? Dezavantajlı grupların haklarıyla ilgili araştırmalar yapacağız. Haklardan ne derece yararlanıyorlar diye. Ulusal ve uluslararası kurumlara raporlar sunacağız. Hakların kazanımı için idari başvurularda bulunacağız. Sonuç alamadığımız yerde davalama sürecine gireceğiz. Savunuculuk yapacağız. Lobi çalışmaları ve kamusal farkındalık çalışmaları yapacağız. Toplumun her kesimine gidip engellilik veya dezavantajlı grupların maruz kaldığı ayrımcılığı anlatacağız. Bir de meselelere bizim gibi bakan sivil toplum örgütlerine kapasite geliştirme çalışmaları yapacağız.

 

Kaç tane üyeniz var?

Süleyman Akbulut: Üye sayımız 45, çok değil. Bunun yanı sıra uzman gönüllülerimiz var. Teknik anlamda gönüllü desteği kullanıyoruz. Sahada ne kadar tanıdığımız kişi varsa, onlar aslında bizim için uzman gönüllülerdir. Diyelim ki bir konuda araştırma yapıyoruz. O araştırmanın bir bölümünde A üniversitesinin doçent ya da profesör arkadaşımız araştırmaya gelip katkı sağlıyor, o bölümü hazırlıyor. Bir dava açacağımız zaman bir avukat arkadaşımız bu konuyu üstleniyor. Bu anlamda baktığımız zaman uzman gönüllü sayımız 100 de diyebiliriz 200 de…

 

Türkiye’de engellilere nasıl bir bakış açısı var?

Hakan Özgül: Engelli kişi dediğiniz zaman, yardıma muhtaç acınacak kişi, Allah’ın bir lütfu bazen cezası ya da özel kişi olarak tanımlandığı için yüzyıllardır Batı Avrupa’da da olsun İslam coğrafyasında da olsun benzer fikirler vardı. Bizim topraklarımızda şu ön plana çıktı: Tıbbi veya manevi destek olmalıyız bu insanlara. Onların sosyolojik veya psikolojik yaşantılarına dini veya din dışı formlarda merhamet edelim veya yardımcı olalım.

Süleyman Akbulut: Hakan’ın bahsettiği bu işin sosyal boyutu. Bir de tabii teknik boyutu var. Orada tıbbi bakış açısı devreye giriyor. Bu engelli bir hastadır. Onu iyileştirelim. Onların tıbbi ihtiyaçlarını karşılayalım. Sandalyesini verelim. Onlar adına biz karar verelim. Sınırlarını biz çizelim. Burada engelli birey pasif zaten. Sadece alan pozisyonunda. Sakatlık bir fonksiyon kaybıdır. Ancak engelli bireylere sakat olduğu için yeteneklerini de kaybetmiş muamelesi yapılıyor. Yani siz engelli olduğunuz için öğretmen olamıyorsunuz. Hakim, savcı olamazsınız gözüyle bakılıyor. Biz tamamen insan hakları temelli modelden bakıyoruz. Diyoruz ki evrensel hukukta ya da Türk anayasal sistemde her birey eşittir ve eşit haklara sahiptir. Dolayısıyla engellinin meselesi şudur: Herkesin yararlandığı haklardan eşit şekilde faydalanamıyor. Engelli neden hayata katılamıyor ya da herkesin yararlandığı haklardan faydalanamıyor? Çünkü sokağa çıkamıyor fiziksel engeller var. Sokağa çıkamadığı için okula gidemiyor, okula gidemediği için iyi bir meslek edinemiyor. Meslek edilemediği için ekonomik bağımsızlığını alamıyor ve devlet yardımlarına muhtaç oluyor. Zaten devlette “Desteklemeliyiz, bakmalıyız, sahip çıkmalıyız” mantığı var. Öyle olunca engelli birey evde oturan, devletin yardım ettiği, acınacak insan durumuna düşüyor. Halbuki herkes gibi haklardan yararlanmasının zemini açılsa, hayata katılsa, her işini kendi yapsa, gelirini elde etse kimse o gözle bakmayacak.

Ama bu tek başına yeterli değil. Toplumsal kodları da değiştirmek lazım. Toplum da eğitilmeli. Bu ikisi olmadığı için böyle bir bakış açısı oluyor, bu defa buna uygun dernek modelleri türüyor.

Hakan Özgül: Şu anda mevcut olan dernekler aynı zamanda toplumun da bir aynası aynı zamanda.

 

Bu anlamda diğer derneklerden farkınız budur diyebilir miyiz?

Süleyman Akbulut: Evet en temel farkımız bu. Sadece TOHAD değil, 10-15 senedir yeni jenerasyon dernekler geliyor. Çünkü engelliler eğitim hayatlarına girmeye başladılar. Çünkü Türkiye’de engelliler için hukuki mevzuat gelişiyor. Bizim gibi dernekler, toplumu, devleti ve kamu kuruluşlarını bilinçlendiriyor. Onlar farklı bakmaya başladıkça bu yönde talep de gelişiyor. Ağırlıklı talep bahsettiğimiz yardım temelli faaliyet çünkü toplum yardım ederek sorunu çözmek istiyor. O zaman birileri hadi bize yardım edin, bize tekerlekli sandalye alın. Halbuki TOHAD ve bizim gibi örgütler ne yapıyor? Mesela Danıştay’a bir dava açmıştım. Sağlıklı Uygulama tebliğinde akülü sandalye yoktu. 150 TL’lik bir davayla toplumun tümü bu hakkı kazandı. Ha sistem kusursuz demiyoruz, hala sorunlar var ama orada bir kapı açıldı. Yani şunu anlatmaya çalışıyoruz: Hiçbir hak yardıma konu olamaz. Temel bir hakkı yardımla çözemezsiniz. Ve buradan bakmıyoruz.

 

Engelli hakları yasalar açısından ne durumda?

Süleyman Akbulut: Bir-iki tane istisnai kanun dışında Türkiye’de engelli hakları çok ileridedir. Baktığınız zaman kağıt üzerinde engelli hakları ile ilgili yasalar ileri ülkelerle aynı seviyede ve yüksek standartlara sahip ama uygulamaya geçmez. Niye? Çünkü onu uygulayacak insan faktörü önemli.

Engelli Hakları İzleme Grubu bu noktada mı devreye girdi?

Süleyman Akbulut: Bir örgütün tek başına başarabilecekleri ile kendi gibi olaylara bakan, kendi gibi ortak hareket kültürüne sahip derneklerle ya da vakıflarla bir araya gelip çalışması başka bir şeydir. Şimdi biz TOHAD olarak her zaman şeye inandık: Konfederasyon, federasyon üst çatı örgütleri değil de yatay hiyerarşi içeren platformlar, ağlar, inisiyatifler şeklindeki çalışmaları önemsedik. Bu bağlamda istedik ki bizim gibi bakan örgütler bir araya gelelim. İki şey yapalım: İzleme ve savunuculuk. Çünkü izleme yapıp sorunların fotoğrafını ortaya koymadan gözünüze perde indirmiş gibi savunuculuk yapmak doğru bir şey değil. Mesela toplu taşıma araçlarını engellilere uygun hale getirelim. Kanaatimiz var: Otobüsler engellilere uygun değil. Tamam ama kaç otobüs uygun değil? Bunu anlamadan, hangi şehirde nedir bunu ölçmeden çözüm üretemezsiniz. Dolayısıyla biz Sabancı Vakfı’nın desteğiyle “Engelli Hakları İzleme Grubu” diye bir grup kurduk. Aslında sadece izleme değil savunuculuk da yapıyoruz. Ama ilk çıkış noktamız buydu.

Ne yapıyoruz? TOHAD’ın koordinatörlüğünde üç yıl boyunca belirlediğimiz konular üzerinde çok geniş kapsamlı saha araştırmaları yaptık. İlk iki yıl engellilerin eğitim, erişim, sağlık ve çalışma haklarından ne derece yararlandıklarını ölçtük. Her bir kitabımız 400 sayfa.

Hakan Özgül: Devletten bilgi edinmek için 8 binin üzerinde idari başvuru yaptık. 1800 farklı kurumdan bilgi istedik. 400 bin gazete küpürü taradık.

Kaç kişilik bir ekiple bunu yaptınız?

Süleyman Akbulut: Çok bekliyorsunuz ama her yıl 4-5 kişi ile yaptık. Ama dediğim gibi dışarıdan uzman desteğinden yararlandık. Tabii izlemeyi yaptık öyle kalmadı. Bu grupla beraber o izleme raporlarından 30’a yakın ulusal ve uluslararası kurumlara raporlar çıkardık. Çünkü izlemeyi raporlama için yaparsınız.

 

İzleme dışında savunuculuk da yapıyoruz dediniz. Bu açıdan neler yaptınız?

Süleyman Akbulut: Savunuculuğun içinde; idari başvuru, dava açmak, lobi çalışmaları, kamusal farkındalık çalışmaları da var; protestolar, yürüyüşler yapmak da var. Savunuculuk yapmak demek, bu enstrümanları doğru zamanda doğru yerde kullanarak bazen bir enstrümanla bazen birkaçıyla sonuç alıp politikalara etki etmektir. Türkiye’de sadece gösteri yapmak anlaşılıyor ancak savunuculuk çalışmaları devletle yapılan bir şeydir. Paydaşınız devlettir. Savunuculuk kırmak dökmek değil, sorunlara devlete alternatifler sunarak, izleyerek, yönlendirerek, gerektiğinde uyararak, yaptığı çalışmalara katkı sağlayarak karar alma süreçlerine katılarak yapılan bir iştir. Biz bu kültürü oluşturmaya çalışıyoruz.