Garen Yakupyan ile birlikte genç oyuncu Esra Balıkçı’yla buluştuk ve keyifli bir gün geçirdik.

 

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

1992 İstanbul doğumluyum. Beykent Üniversitesi Oyunculuk Bölümü mezunuyum. Birçok dizi projesinde yer aldım. Bunlardan bazıları Aşkın Bedeli, Ankara’nın Dikmeni, Ömre Bedel, Zengin Kız Fakir Oğlan… Acemi Cadı’da rol aldığımda daha lisedeydim, çok büyük bir rolüm yoktu ama ilk set deneyimimi orada kazandım.

 

Oyuncu olmaya ne zaman karar verdiniz?

14 yaşından beri tiyatroyla ilgileniyorum ama aslında anaokulu yaşlarımda bile sürekli bir tiyatro peşindeymişim. Bir gün doktor bir gün pastaneci olurmuşum. Tiyatroya ilk olarak Yunus Emre Kültür Merkezi’nde başladım, oynadığım oyunla birçok ödül aldım. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım ama “ben oyuncu olmalıyım” dedim ve bu kararımdan hiç pişman olmadım. Bölüm birincisi olarak mezun oldum. Okulum biteli iki yıl oluyor. Okul bittikten bir hafta sonra Şahan Gökbakar’ın Osman Pazarlama filmi için deneme çekimlerine katıldım. Oynayacağım rol için yaklaşık 3 bin kişi başvurmuş. Seçildim ve filmde rol aldım. Kariyer anlamında erken yaşıma rağmen şanslıydım. Beyaz perde birçok oyuncunun ilerleyen yıllardaki hayali. Ben o hayali kariyerin başında başladım ve çıta yükseldiği için bundan sonrası için de oyunculuğunu iyi göstereceğin roller olsun istiyorsun. Bu yüzden biraz seçici davrandım ve iki yıldır her teklifi kabul edemedim. Bu süreçte de elimden geldiğince kendimi geliştirmeye çalıştım ve bazı sosyal sorumluluk projelerinde rol aldım.

 

Ne gibi sosyal sorumluluk projeleri?

En son hayvan haklarıyla ilgili özel bir vakfın yapmış olduğu bir kamu spotu reklam filminde rol aldım. Benim için çok güzel, çok anlamlı bir işti. Hayvanlar konusunda zaten çok hassasım. Altan Gördüm, Atiye, Birce Akalay gibi ünlü isimler var.

Çocuklarımıza hayvan sevgisini aşılamaktan tutun da hayvanları nasıl koruyabiliriz, onlar için ne yapabiliriz konusuna kadar çok güzel mesajları var. İnsanlar “hayvanları sevelim” diyorlar ama ne yapacaklarını da bilmiyorlar. Örnek veriyorum kapıya bir kap su koymaları gerektiğini bilmiyorlar; soğuk havada, yağmurlu havada hayvanları nasıl koruyabiliriz bunu bilmiyorlar. En azından kapıyı açık tutarsak onlar da apartmanın içine girebilirler.

 

Aileniz oyunculuk isteğinizi nasıl karşılamıştı?

Annem, babam ve bütün ailem her zaman destek oldu. Tabii her aile “ne yapacaksın, ya işsiz kalırsan” diye düşünüyor ama ben hayatta her zaman risk alabilen bir insanım. Riske girmeden bence hiçbir şey olmuyor. O yüzden risk aldım ve konservatuarı tercih ettim. Aynı yıl içerisinde çok yüksek bir puanla İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne de girebiliyordum ama insan istediği bir şey varken neden istemediği bir şeyi okusun ki? Dolayısıyla oyunculuğu tercih ettim.

 

Arkadaşlarınız sizi hangi üç kelimeyle tanımlarlar?

Eğlenceli derler, biraz deli diyebilirler, bir de kokoş, süslü gibi şeyler derler.

 

Sizi neler şaşırtır?

İnsanların kaba davranışları beni çok şaşırtır.

 

Hayata bakış açınızı değiştiren bir olay yaşadınız mı?

Yaşadım. Yakın zamanda tanıdığım insanlar bir uçak kazasında yaşamlarını yitirdiler. Bu bakış açımı değiştirdi. Ben biraz tez canlı bir insanım, her şey hemen olsun isterim. Böyle kötü bir huyum var. Mükemmelliyetçiyim ve her şeyin en iyisi olsun en güzeli olsun isterdim ama hayat çok kısa. Bunu gördüm. Her şeyi kafaya takmamaya çalışıyorum artık.

 

Sizi en çok neler güldürür?

Garen: Dram şeyler beni güldürür.

Esra Balıkçı: Güzel bir bakış açısı! Keşke ben de dram şeylere gülebilsem. Beni her şey güldürür. İnsan gülmek istedikten sonra güler, ben yay burcuyum gülerim her şeye.

 

Bir karaktere hayat vermenin en heyecan verici yanı ne?

Benim için hangi karakter olursa olsun bu çok heyecanlı ama bunun detayına gelirsek, toplumda bir sürü insan var. Doktor var, hakim var, bakkal var, bekçi var… Çeşitli mesleklerde bir sürü insan var. Farklı kişisel özelliklere sahip insanlar var, sinirli, egoları yüksek… Ben her insanı çok gözlemlerim. Sürekli insanları izlerim, bu şu an neyi oynuyor diye bakarım, insanlar aslında günlük hayatlarında da oynarlar, farkında olarak ya da olmayarak oynarlar. Her seferinde insanları gözlemleyip cebine attığım karakteri zamanı geldiğinde çıkartıp bunu nasıl üzerime göre dikebilirim kısmı beni en çok heyecanlandıran kısım açıkçası. Bir karakteri alıp kendi karakterinle entegre edip, özdeşleştirip bunu insanlara anlatmaya çalışmak beni heyecanlandırır.

 

Oynamak istediğiniz bir karakter var mı?

Kötüyü oynamak isterim. Osman Pazarlama’daki karakterim biraz egosu yüksek, havalı, insanları hor gören, maddiyata odaklı, kibirli bir karakterdi ama tam anlamıyla kötü değildi. Kötüden kastım insanlara, hayvanlara, canlılara zarar verebilen, psikopat ruhlu bir karakter… Açıkçası böyle bir karakteri oynamak isterdim. Böyle karakterleri oynaması kolay gibi gözükse de çok zordur. İçeresinde iyilik zerresi kalmamış insanlardan bahsediyorum. Böyle bir insanı oynamayı çok isterim.

Garen’le nasıl tanıştınız?

Garen: Nisan ayında tanıştık. Ben hocamla parkta fotoğraf çekiyordum, orada karşılaştık. Annesiyle beraberdi.

Esra Balıkçı: Hani ben sana bir şey sormuştum Garen… Hani senin makineni görmüştüm hatta ben de o zaman bir makine almak istiyordum…

Garen: Evet…

Esra Balıkçı: Çok enteresan bir hikayemiz var ben anlatayım mı? Ben o sırada bir fotoğraf makinesi almak istiyordum ve araştırma yapıyordum. Tam da o gün annemle makine bakmaya gidiyorduk. Garen’i de elinde fotoğraf makinesiyle görünce bir fikir alayım, bakalım bana ne söyleyecek dedim. O kadar tesadüfi oldu ki, “Garencim, bana fotoğraf makinen hakkında bilgi verir misin, nasıl bir makine?” dedim. Garen de bana “güzel bir makine alabilirsin” dedi, birlikte fotoğraflarımızı çektik. Sonra sohbet etmeye başladık. Sohbet ederken her kelimesinde ağzım açık kaldı. Ben Garen’in otizmli olduğunu bilmiyordum, anlamadım da.

 

O zamana kadar otizmle ilgili ne biliyordunuz?

Çok bir şey bilmiyordum. Yıllar evvel bir kamu spotu izlemiştim, bir çocuk sürekli çamaşır makinesini izliyordu ve benim için otizm buydu. İnsan çevresinde olmayan şeyi bilmiyor ama bu doğru değil. İnsanın her konuda bilinçli olması gerekiyor. Otizmli kişilerin dış dünyayla çok fazla bağlantı kurmadığını biliyordum. Daha detaylı araştırmalarım Garen’i tanımamla oldu. Onunla tanıştıktan sonra internetten araştırmalar yaptım ve birçok yazı okudum. Garen bence çok şanslı bir arkadaşım. Çünkü annesi çok bilinçli ve Garen’i çok güzel bir şekilde yetiştiriyor, onu çok seviyor, ona gerçekten çok emek veriyor. Parin Hanım’ın yazılarını sosyal medyadan takip ediyorum ve  kendisiyle tanışmayı çok istiyorum. Ben asla otizmin bir engel olduğunu düşünmüyorum. Bu bir fark. Benim apartmanda çok tatlı down sendromlu bir kardeşim oturuyor. Adı Esma. Beni çok seviyor, beni her gördüğünde koşarak boynuma atlıyor, bana sarılıyor ve bu çok hoşuma gidiyor. Bence toplumda Garen gibi Esma gibi arkadaşlarımızın varlığı güzel bir farklılık. Bu bir engel veya özür değil, güzel bir farklılık. Onların aileleri de çok şanslılar. Çocuk büyütmek çok kolay, çocuk bir şekilde kendi kendine de büyür ama önemli olan böyle farklı, böyle güzel çocukları büyütmek. Bazı aileler de çocuğun bu durumuna tepki duyabiliyorlar, saklama ihtiyacı duyabiliyorlar ve ben bunu çok yanlış buluyorum. Farkındalık yaratarak insanlara anlatmak gerekiyor.

 

ÖÇED’in çalışmalarını takip ediyor musunuz?

Otizmle ilgili araştırma yaparken  ÖÇED’in “otizmli bir çocuğun nasıl eğitim alması gerekir”, “kaynaştırma eğitimi nedir” gibi konularda yazılarını okudum ve bilinçlendirme konusunda çok faydalı buldum. STK’lar bence  farklı gelişen bireylerin daha sosyal olabilecekleri etkinlikleri daha sık yapmalılar. Örneğin ben Garen arkadaşımla bir tiyatro oyununda oynamayı çok isterim.

Bir tiyatro oyununda oynamayı sen de ister misin?

Garen: İzlemek isterim. Oynamak istemem.

 

Esra Balıkçı: Senin bana sormak istediğin bir şey var mı Garen?

Garen: Evet. Antarktika’ya neden gidemem?

Esra Balıkçı: Antarktika çok soğuk bir yer. Vücut sıcaklığımız ve iklimimiz bize uygun. Biz Türkiye’de doğduk büyüdük. Oraya gittiğimiz zaman vücudumuz bu soğukluğu kaldıramaz.

 

Garen: Her şey oyuncakçı da bitsin mi? Her şeyin sonu var mı?

Esra Balıkçı: Garen hayatta her şeyin bir sonu var. Mesela biz buraya geldik oturacağız sohbet edeceğiz ama herkesin buradan sonra bir işi var. Dolayısıyla her şeyin bir sonu var. Ben bu kahveyi içeceğim ve bitecek.

 

Garen: Dünyanın sonu var mı?

Esra Balıkçı: Hımm. Dünyanın da bir sonu vardır bence. Ama çok uzak. “Neden?” diye sorarsan dünya çoook yıllar önce başladı. Dünyanın da kendini tamamlaması gerekiyor, insan neslinin tükenmesi gerekiyor. Bunun için de çok çok uzun bir zamana ihtiyaç var bence. Dünyanın sonunu biz bilemiyoruz.