NEREDEN BİLEBİLİRDİM Kİ, ZAMANIN İYİ BİR ÖĞRETMEN OLABİLECEĞİNİ!

ÖÇED’de ilk röportajımda çay içerken ağzımda bardağın parçalandığından bahsetmiştim. Tabii ki, bu olay olduğu zaman yaşım küçüktü. Buna rağmen  çok etkilenmiştim. Bu olaydan sonra en büyük korkum hayatım boyunca hiçbir işe yaramamak ve hep başka insanlara muhtaç oldu. Hâlâ da çok korkuyorum diyebilirim.

Annem sanki benim bu korkumu biliyor gibi beni yavaş yavaş eğitti. Örneğin, ev işi yaptığı zaman en kolay toz almaktır.

-Haydi! Kızım sen de toz al işimizi beraber yapalım.

Annem level atlayarak zaman içerisinde her şeyi sabırla öğretti.

Hiçbir zaman demedi ki “Sen engellisin, yapamazsın geç kenara otur”. Daha çok motive ederek hayata farklı pencereden bakmamı sağlar.

-Eda engelli olabilirsin, ama insanın hayatta her şeye ihtiyacı vardır ve ben senin kendi ayaklarının üzerinde durmanı istiyorum bunun içinde elimden geldiğince seni bu yönde yetiştirmeye çalışıyorum.

Zaman içerisinde annemin çabası bana  iyi gelmeye başladı yapabildiğim şeyleri gördükçe ben de umutlanmaya başladım, ama şöylede bir şey var ki, ben de öğrenmeye çok gayret ettim.

Şimdilerde ise mutfağa girip yemek yapmayı çok seviyorum hatta annem ben rahat doğrayayım diye doğrayıcı bile aldı ama ben doğrayıcı kullanmaktansa elde doğramayı tercih ederim. Hem doğrarken elimi çalıştırmış oluyorum, hem de el lezzetimin yemeğe geçtiğine inanıyorum.

Kış hazırlıkları döneminde ise hiç kendimi geri çekmem. Örnek vermek gerekirse, erişte mi kesiliyor? Oturup sabahtan akşama kadar erişte keserim ya da salça mı yapılacak domates doğrarım. Mesela bu yıl ilk defa dolmalık patlıcan oydum ve bu durum hoşuma gitti çünkü bir ilk daha başardım. Bundan daha büyük bir mutluluk var mı?

Bazen düşünüyorum da sabırla, umutla, cesaretle nerden  nereye geldim… Kabul ediyorum ki, ben yolculuğumda kaplumbağa gibi yavaş yavaş ilerlesem de biliyorum ki hayatta hiçbir şey imkansız değil.

Biliyor musunuz? İnsanlar bir konuda yanlış düşünüyor.

Engelli olunca  hayatın sonu gelmiş gibi sanıyorlar hâlbuki yanlış düşünüyorlar. Neden biliyor musunuz? Tamam, ortada bir engel var ama önümüzde duran koca bir hayat var ve biz bütün engellere rağmen var olma çabasındayız.

Lütfen bize destek olun, köstek olmayın!

Ben bu konuda fazlasıyla yaralanmıştım. Çünkü insanların beni hırpalamasından çok yorulmuştum. İtiraf etmem gerekirse  pes etmiştim. Her şeyden, vazgeçmiştim dışarıya çıkmıyor ya da kimseyle konuşmuyordum yani kendime göre bir çözüm yolu bulduğumu sanıyordum. Tabii ki ailem bu duruma el koydu.

-Biz seni vazgeçmen için hayata hazırlamadık. Kendini toparla ve hayatına sahip çık.

Yüreğimle değil de aklımla düşününce aileme hak verdim. Sonuç itibariyle “Ailem bana engelli olduğumu bile hissettirmezken ben neden hayatımdan vazgeçerek onları üzüyorum ki?” dedim ve yeniden hayata atıldım. İnsanların üzerimdeki olumsuz etkisinden yavaş yavaş kurtuldum aslında ve baktığım zaman olması gereken oldu. Sonuçta ne benim tam anlamıyla iyi olma ihtimalim var, ne de insanların bakış açısını değiştirme ihtimalim var. Öyleyse ben kendimi niçin kısıtlıyorum ki?

“Peki Şimdilerde Hayatım Nasıl İlerliyor?”

Elbette ki hâlâ dışarıya karşı kırılgan taraflarım var ama eskiye nazaran olaylara daha pozitif bakmayı öğrendim diyebilirim.

Yaşadığımız bir olayı anlatıyım, covit dönemi evlere kapanınca biz de bahçeye geçtik. Bir gün annemle beraber komşumuza giderken benim ayağım taşa takılınca düştüm annemin yardımıyla ayağa kalktım ama sol elimin parçalandığını annemden gizledim. Fakat annem elimin kanadığını fark etti ve eve döndük. Annem elimi parçalanmış bir vaziyette görünce hem ağladı hem de pansuman yaptı. Annemin ağladığı görünce canımın açısını hiçe sayıp dedim ki:

-Bak anneciğim, elbette ki ben de istemezdim engelli olmayı ama benim kaderime engelli olmak düşerken, senin kaderine de benim yaralarıma pansuman yapmak düştü. Biliyorum ki, bir anne için bu durum kolay değil. Ama olaylarla farklı pencereden bakmalısın “Ya size hayırsız evlat olsaydım ailemi ve evimi bilmeseydim? İnan bana, bu daha zor bir imtihan olurdu bizim için,” deyip annemin gözyaşlarını sildim. Daha sonrasında ise annem ve babamla bu konu hakkında çok konuştuk. Kabul ediyorum ki engelli olmak ağır bir imtihan olmasına rağmen çok güzel bir imtihan aslında…

Ben zamanın gerçekten iyi bir öğretmen olduğunu geç anladım çünkü zaman insanın istediği, hayal ettiği ne varsa  mucize olarak veriyor size düşen ise bu süre zarfında sabırla ve umutla beklemektir.

“Biz engellere ve bütün olumsuzluklara rağmen hayatta her şeyin mümkün olabileceğine inandık, sizde bizimle beraber mucizelere inanmaya ne dersiniz?”