Yeni eğitim yılı otizmli çocuklar için ciddi sorunlarla başladı. Türkiye Otizm Meclisi, yaşanan sorunlarla ilgili açıklama yaparken kurumlara ve topluma da çağrıda bulundu. Özel Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği (ÖÇED) Başkanı Parin Yakupyan, yaşanan sorunları ve çözüm yollarını anlattı.

 

HABER: İŞHAN ERDİNÇ

Yüz yüze eğitimin ilk haftasının geride kalmasına rağmen sorunlar devam ediyor. Öğrenciler okullarında eğitimlerine kaldıkları yerden devam ederken, özel gereksinimli çocuklar ile ilgili sorunlar meydana gelmeye başladı.

Türkiye Otizm Meclisi, geçtiğimiz hafta yaptığı yazılı açıklamada, özel gereksinimli çocuklarla ilgili sıkıntıların devam ettiğini belirtti. Meclis, sorunları şu şekilde sıraladı:

– Okul kabulünde sorunlar ve ayrımcılık.

  • Rehabilitasyon merkezleri üzerinden verilen eğitim saatlerinin yetersizliği.
  • Kaynaştırma hakkının ihlali.
  • Özel Eğitim mezunları dururken sınıflara kısa bir kurs almış eğitimcilerden atama yapılması.
  • Özel Eğitim için materyallerin gerek nitelik gerek nicelik olarak eksikliği.
  • Rehberlik Araştırma Merkezlerinin tüm bu sorunlara çözüm geliştirememesi.
  • Servis konularının sürekli sorun olmaya devam etmesi.

Türkiye Otizm Meclisi, açıklamasında, sorunların çözülmesine ilişkin işbirliği çağrısı yaparken, “Bugün maalesef ülkemizde otizmli çocuklar okullara kabul sorunları ve ayrımcılıklar, kaynaştırma eğitimine yönlendirmelerde ciddi zorluklar, okul ve sınıf içindeki ihtiyaçları açısından büyük eksikler ve giderek azalan örgün eğitimdeki otizmli öğrenci sayılarından da görüleceği üzere büyük bir eğitim sorunu ile baş başadır. Bizler bu anlamda bize düşecek her türlü görevi yapmaya hazırız. Ülkemizde otizmli çocuklar adına yaşanan hak ihlallerinin son bulmasını talep ediyoruz” denildi.

Parin Yakupyan: ‘Yasal dayanak yok’

Özel Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği (ÖÇED) Başkanı Parin Yakupyan, 6 Eylül Pazartesi günü başlayan yüz yüze eğitimde otizmli çocukların yaşadıkları sorunlara ilişkin Agos’a konuştu.

Okulların özel gereksinimli çocukları kabul etmediğine ilişkin çok sayıda velinin kendilerine başvurduğunu söyleyen Yakupyan, okulların özel gereksinimli çocukları kabul etmeme gibi bir yasal hakları olmadığının altını çizdi ve şunları söyledi:

“Okulların kabul etmemek için yasal bir dayanakları yok. Fakat kimi okul popülaritesinin düşme korkusundan, kimi okul oluşabilecek bir veli baskısından, kimi okul çocukların öz bakım becerilerinin yetersizliğinden, kimi okul özel gereksinimli bireylerin davranışlarına nasıl müdahale edeceklerini bilmediklerinden, kimi okul ‘uğraşmak istememekten’ dolayı çocuklarımızı ve velilerimizi kabul etmekte zorluk çıkarıyor. Temelde yatan düşüncelerini velilerimize direk iletemeseler de farklı okul tavsiyesi, sınıflarında kaynaştırma öğrencisi kontenjanının dolmasını, çocuğun sınıfa uygun olmadığını, çocuğun sınıfta zorlanabileceğini gibi nedenleri öne sürüyorlar.”

 

Gölge öğretmen sorunu

Pandemi süresince öğrenciler, eğitimlerinin büyük bir çoğunluğunu EBA sistemi üzerinden sürdürdü. Uzun bir aradan sonra başlayan yüz yüze eğitime öğrencilerin uyum sağlayabilmesi yönünde uzmanlar çeşitli önerilerde bulunuyor. Parin Yakupyan’a göre özel gereksinimli çocuklar da adaptasyon sorunu yaşıyor. Çocukların kolaylıkla yüz yüze eğitime adapte olacağını belirten Yakupyan, ailelere, çocuklarını götürdükleri eğitim merkezlerindeki uzmanlardan destek alınması tavsiyesinde bulundu.

Özel gereksinimli çocuklar, okullarda kaynaştırma eğitimleri alıyor. Kaynaştırma öğrencilerinin eğitimlerinde gölge öğretmenlerinin (kolaylaştırıcı) payları oldukça büyük. Eğitim Reformu Girişimi’nden Umay Aktaş Salman’ın ‘Uzun Hikâye | Beni Kabul Edecek Bir Okul Bulabilecek Miyiz?’ başlıklı yazısında Millî Eğitim Bakanlığı’nın özel eğitim hizmetlerinden yararlanan çocuk sayısına ilişkin veriler yer alıyor. MEB’in 2019-2020 eğitim-öğretim yılı verilerine göre özel eğitim hizmetlerinden yararlanan çocuk sayısı 425 bin 774. Ancak kızlar ve oğlanlar arasında büyük bir fark var. Özel eğitim alan çocukların 269 bin 897’si oğlan, 155 bin 877’si kız.

Türkiye’de özel eğitim alanında ciddi bir öğretmen açığı da var. Meclis Araştırma Komisyonu’nun raporuna göre Türkiye’de 35 bin 250 rehber öğretmen, 19 bin 124 özel eğitim öğretmeni bulunuyor. Salman’ın araştırmasına göre; 20 bin 103 özel eğitim öğretmenine ve 6 bin 696 rehber öğretmene daha ihtiyaç var. İdeal olan okullarda 250 öğrenciye bir rehber öğretmen düşmesi ama bin öğrenciye bir rehber öğretmen düşen okullar bile var. Öte yandan özel eğitim öğretmeni ihtiyacı ise uzun yıllardır ücretli ve sertifika alan öğretmenlerle kapatılıyor.

Parin Yakupyan ise gölge öğretmenin okul idarecileri tarafından çoğu kez reddedildiğini söylüyor. Yakupyan, gölge öğretmenliğin topluma aktarılması gerektiğine dikkat çekiyor şöyle konuşuyor:

“Birçok okul bünyesinde böyle bir kişinin varlığını kabul etmek istemiyor. ‘İnsan, bilmediğinin düşmanıdır’ derler. Ne gariptir ki insanlar bilmeye de çalışılmıyor. Oluşan bu kısır döngüde olan çocuklarımıza ve ailelerimize oluyor.”

 

Otizm dünyanın sonu değil

Pandemiyle birlikte otizm spektrum bozukluklarında artış başladı. ÖÇED Başkanı Yakupyan, sayının artışına yapılabilecek bir şey olmadığını söylerken, ailelerin bu konuda neler yapması gerektiği konusunda ise şunları söylüyor:

“Ailelerin çocukları küçükken 0-3 yaş arası ekran tamamen kesilmeli ve her anları dakikaları iletişim ile dolmalı çocukların. Ekran otizme yol açmaz ama uyaran eksikliği semptomları artırır. Ailelerimiz için öncelik erken tanı olmalı. Şüphelendikleri zaman muhakkak bir uzmana başvursunlar. Özel eğitimde erken tanının önemi çok büyük. Son dönemlerde aile hekimlerinin tanılamada büyük rolü var mesela. Gidilen kontrollerde aile hekiminin dikkatini çeken durumlarda bilgilendirme ve yönlendirme yapılıyor. Yeni tanı alan, şüphe eden ailelerimiz otizm kelimesine ve özel eğitim kavramına karşı bir ön yargı içerisinde oluyorlar. Otizm demek dünyanın sonu demek değil. Özel eğitime gitmek de çocuğunuzu hayattan ya da akranlarından koparacak bir unsur değil. Erken yaşta fark edilen tanılara, yoğun ve multidisipliner bir eğitim de eklenince bireyin hayatına birçok yönden olumlu katkılar oluyor. Her aile imkânı ölçüsünde, belki desteklerle yoğun eğitim almaya çalışsın. Bunun faydasını gelecek için mutlaka göreceklerdir. Gittikleri kurumlarda edindikleri bilgileri mutlaka yaşamlarında uygulasınlar. Bu süreç tek başına merkezlerin yürütebileceği değil, aile katkısı ile maksimum fayda görülecek bir süreçtir. Çocuklarının sosyalleşmesi adına gereken tüm adımları atsınlar. Mutlaka bir sivil toplum kuruluşuna dahil olsunlar. Geleceği şekillendirmek adına bu kuvvetli birlikteliğe çocuklarımızın, ailelerimizin ihtiyacı var. Belki de en geri kaldığımız konu bu olsa gerek. Belki insanlarımızda ‘nasıl olsa yapan var’ düşüncesi hakimdir. Hakların kazanılması ve korunması anlamında güçlü sivil toplum kuruluşlarına ihtiyacımız olduğu gerçeğini unutmayalım. Bugün kazanılan haklar dün mücadele eden ailelerimizin eseridir. Yarını şekillendirecek olanlar da bizleriz.”