Otizmli bireyler göz teması kurmak yerine başka türlü iletişim jestlerine sahip olabilirler. Peki, öğretmenin bu bilgiye sahip olması niye önemli? 

Yazan: Güzin Ayan (Öğretim Görevlisi)

Çocuklarla fazla vakit geçirdiğim dönemlerde etrafımdaki yetişkinleri çocuk olarak görmeye başlarım. Bir tür algıda seçicilik diyelim. Sözünü tutmayan arkadaşım ödevini yapmamış öğrencimdir, ya da taksi şoförünün trafikteki ayarı bozuk tepkisi teneffüslerde topunu paylaşmak istemeyenlerden biri. Yetişkinlere çocuk suratları çizerim.

Pieter Bruegel’in Okuldaki Eşek (1556) ismini taşıyan resmi de buna benzer bir bakış açısını sergiliyor. Yalnız, ressam yetişkinleri çocuk olarak görmektense, çocukları şimdiden yetişkin olarak görüyor. Bunu öğrencilere çizdiği olgun suratlardan anlayabilirsiniz. Eşekle beraber yaklaşık kırk kadar öğrencinin bulunduğu kalabalık sınıfta her bir öğrenci gelecekteki olgun yüz ifadelerini, kırışıklıklarını, kıvrımlarını şimdiden sınıf ortamında edinmiş. Okul büyüklere özgü davranışların edinildiği yerdir, der gibi. Günümüzün alışık olduğumuz sıralı, tahtalı, oturma nizamlı sınıflarından biri değil burası. Sınıf düzeni çok daha dağınık. Öğretmen herkesi görebileceği bir köşede oturmuyor. Öğrenciler de daha serbest. Öndeki, sırt sırta vermiş, ellerindeki dev kitapları okuyan iki öğrenci, okuduklarının etkisiyle olsa gerek birbirlerine bakıp şaşkınlıklarını paylaşmak istiyorlar. Yetişkinler de öyle yapmaz mı? Bir yandan da biliyorum ki sınıfta yarattıkları bu fısıldaşma tedirginlik verici, her an kontrolden çıkabilirler. Bu ikilinin hemen yanı başındaki, sepet içindeki öğrenci, okul çantası içinde kaybolmuş günümüz öğrencilerini anımsatıyor. Bir sürü defter kitap arasından gerekli olanı bulmaya çalışıyor. Kim bilir belki de evde unuttu, ve şu an ne yapacağı ve bu durumu öğretmenine nasıl açıklayacağı konusunda tedirgin. Bu da yetişkinlere özgü bir endişe değil midir? İş yerinde açıklamak zorunda olduğumuz gecikmiş raporları düşünün. Sınıftan ayrı bir bölüm olarak ayrılmış arka alanda, öğrenciler sakin gözüküyor, yan yana oturmuş, dikkatli bir şekilde okuyorlar.

Yalnız, ayrı bir bölmede bulunmaları bana cezalı olabileceklerini düşündürdü. Zira içlerinden bir tanesi şakalar yapmaya devam ediyor, kapı eşiğinin berisinde büyük bir hasır şapka altında beraber okumaya çalışanları rahatsız ediyor. Tek şakacı öğrenci o değil. Köşedeki kalabalık grubun içinde kafasına hasır bir sepet koymuş öğrenci, parmaklarıyla ağzını gererek, sanki resmi çizen ressamı güldürme peşinde. Şakacı bir tip belli. Onu gözleyen ressam ciddiyetini nasıl korudu merak ediyorum. Dikkatimi çeken bir başka öğrenci, sırtını kalabalık öğrenci grubuna vermiş olan, kukuletasını yüzüne indirmiş uyuyan öğrenci. Herkes nasıl da birbirinden farklı. Bunun gibi, her bir öğrenciye ait daha pek çok ayrıntıyı inceledikçe, bana verdiği neşe artan hayat dolu bir sınıf resim bu. Hayat dolu, çünkü her öğrencinin yegânelerini yansıtan ayrıntılar gerçekçi bir şekilde yansıtılıyor.

Peki neden öğrencilerin suratları yetişkinlere özgü özelliklerle tasvir edilmiş? Bu konuda yapılan en ilginç yorumlardan biri, eğitimin yararsız olduğunu, buradaki bireylerin değişmeyeceği ve resmin aslında buna yönelik bir eleştiri olduğunu belirtiyor. Bu yorumu kabul etsek bile, üzerinde durmamız gereken sorulardan biri, eğitimin çocuklardan ne beklediği, onlarla ne yapmak istediği. İkincisi ise, bu seçilmiş hedeflerin uygulanma metodunun öğrenciler için doğru olup olmayacağı. Sonuçta seçilen hedeflerin neler olduğu kadar bu hedeflere nasıl varıldığı da önemli. Tam da bu noktada bireysel farklılık ve ihtiyaçlar devreye girecektir. Bir hedefe doğru ilerlerken herkes aynı yoldan yürümek, aynı duraklarda durmak, aynı manzaraya bakmak zorunda mı? Eğitim ve öğretim sistemi ne yazık ki bu basit soruyu görmemezlik üzerine kurulu. Herkesin aynı olması gerektiği yargısıyla hazırlanmış bir müfredat var önümüzde, hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin önünde. Küçükken, anne babamın elini tutup çarşı pazar kendimi aşan bir hızda yürüdüğümü hatırlıyorum. Adımlarımı onların adımlarına uydurmak için bir an önce büyümeyi hayal eder, kan ter içinde kalırdım. Farklı ihtiyaçları olan öğrenciler okul yaşamını bu mücadele içinde yaşıyor. Otizmli öğrencilerin ihtiyaçlarına ve öğretmenlik deneyimlerine bu perspektif ışığında bakmaya çalışacağım.

Durum Hikayesi: Eğitim-öğretim yılının ilk günleri. Öğretmen orta okula yeni başlamış öğrencileri ile tanışıyor. Yaklaşık yirmi kişilik bir sınıf ve her bir öğrenci onlara verilen renkli kağıtlara kendileriyle ilgili beş özelliği resim halinde çiziyor. Biraz da ilk günlerin verdiği şevkle olsa gerek herkes hevesle çalışıyor, fikir alışverişlerinin yanı sıra öğrenciler arasında kalem değiş tokuşları yapılıyor. Öğretmen sıraların arasında dolaşarak yapılan çizimler üzerinden öğrencilerin kişisel zevklerini tahmin etmeye çalışıyor. Henüz çalışma aşamasındayken, öğretmen yine bir öğrencinin yanında duraklıyor. Öğrencinin çalışma kağıdını sırasına istiflediği bir sürü defter ve kitabın arasında kalmış küçük alanda hazırladığını görüyor. Bu dağınıklığı üzerine onunla daha sonra konuşmayı düşünüyor ve akışı bozmadan yanına eğilerek çizdikleriyle ilgili tahminlerini söylüyor. Ancak öğrenci, öğretmeni dinlemiyor, çizimi üzerinde çalışmaya devam ediyor, başını kaldırmıyor, gözlerini işinden ayırmıyor. Öğretmen, “tahminlerim doğru mu?” diye soruyor dinlenmemenin getirdiği baskıyla. Öğrenci oralı bile olmuyor.

Jim Scivener sınıf ortamında öğretmek sürekli devam eden bir karar verme süreci olduğunu söyler. Kararlar sınıf ortamındaki iletişime bağlı olarak çeşitlilik gösterir. Bir sınıf ortamında işe yaramış bir karar başka bir sınıf ortamında işe yaramayabilir ya da bir öğrenci bazında verilmiş bir karar herkes için geçerli olmayabilir. Örneğin, sınıf içinde iki kişi konuşurken göz teması kurulması kuralı. “Otizm spektrumunun neresinde olursa olsun, otizmli bireyler sosyal dünyaya dikkat etmeme eğiliminin etkisi altındadırlar. İnsanlar yerine objelere odaklanabilirler […] ya da konuşan partnerin gözleri yerine omuzlara bakabilirler.”  Otizmli bireyler göz teması kurmak yerine başka türlü iletişim jestlerine sahip olabilirler. Öğretmenin bu bilgiye sahip olması niye önemli? Özellikle, küçük yaşlarda eğitim ve öğretim bilgiye odaklanmanın yanında sosyal davranış etiketlerine de odaklanır, belirli davranışların öğrenciler tarafından uygulanması amaçlanır. Ancak görüyoruz ki her birey için bunu hemen uygulayamayız, ve hemen uygulamaya geçmekte ısrarcı olmamız ders işleyişini aksatmanın yanında bu yönde komut alan öğrencinin başarısızlık duygusu ile çevrelenmesiyle sonuçlanır. Öğretmenler, göz teması kuramamanın öğrencinin bilinçli bir tercihi olmadığını bildiğinde iletişim kurmanın başka yollarını arayarak karar verme sürecinin zenginliğinden yararlanabilirler. Göz teması kuramayan bir öğrencinin onları dinlemediğini ya da kâle almadığını düşünmek yerine aktardıkları mesajın karşı tarafa geçip geçmediğini anlamak için daha yaratıcı yöntemlere başvurabilirler. Şu açıktır ki otizm spektrumunda yer alanların göz teması kuramaması ile ilgili bu bilgiye sahip olmak, yeni tanışılan sınıflarda doğru kararların daha hızlı alınmasına zemin hazırlayacaktır.

Devamı gelecek sayıda…

Kaynaklar:

Jim Scrivener, Macmillan Books for Teachers: Learning Teaching (Oxford: Macmillan

Education, 2005)

Émile Michel ve Victoria Charles, Pieter Bruegel, çev. Betül Kadıoğlu (İstanbul: Yapı Kredi

Yayınları, 2015)

Temple Grandin, The world needs all kinds of minds, TED-ed, 2013, video:

< https://www.youtube.com/watch?v=UKhg68QJlo0 >

‘About Autism: Challenging Behaviours’, A Partnership of Kennedy Krieger Institute and the

Simons Foundation, 2019, websitesi:

< https://iancommunity.org/challenging-behaviors >