CMT hastalığı nedeniyle yüzmeye 20 yaşında tedavi amacıyla başlayan milli sporcumuz Elif İldem, Tokyo 2020’de 21 yıllık paralimpik rekorunu kırarak ülkemizi gururlandırdı.

Elif İldem kimdir? Bize kısaca kendinizden biraz bahseder misiniz?

26 yaşındayım. Klinik psikoloji yüksek lisans programını bitirdim. Klinik psikolog olarak yetişkinler ile bireysel çalışıyorum.

Spora ne zaman başladınız?

20 yaşında doktorların önerisiyle  rehabilitasyon amaçlı spora başlamıştım. Hocalarım iyi yüzüyorsun kendi engeline göre yarışlara katılmalısın diyerek beni motive ettiler. Ben de aynı sene içerisinde Türkiye şampiyonasına katıldım. Yaklaşık 3-4 ay sonra profesyonel anlamda yüzmeye başladım.  Bir sene sonra milli yüzücü oldum ve 5 yıldır da milli sporcu olarak yüzüyorum. Önce yurtdışı yarışlarına, en sonunda da paralimpik oyunlara katıldım.

Charcot-Marie-Tooth (CMT2) hastalığına sahip olduğunuzu ne zaman öğrendiniz?

Aslında CMT olarak ismini bir iki yıl önce öğrendik. Çocukluğumdan bu yana polerapatinin bir çeşidi olan hastalık olduğunu söylüyorlardı. Fakat yapılan test sonuçlarında çıkmıyordu. İki sene önce genetik test yaptırdık ve bu hastalık olduğu kesinleşti.

Tanı aldığınızda kaç yaşındaydınız?

Hastalığım 1,5-2 yaşında başladı. Düşmeye, güçsüzleşmeye başladım. Zamanla, önce dizime kadar sonra da ortaokulda kalçama kadar atel kullanmaya başladım. Liseden bu yana da tekerlekli sandalye ile yaşamımı sürdürüyorum. Yavaş ilerleyen bir hastalığım var. Küçüklüğümden beri bununla mücadele ediyorum.

Röportajımızı okuyacak aileler için sormak istiyorum… Charcot-Marie-Tooth (CMT) hastalığının belirtileri nelerdir? Şüpheler varsa hangi uzmana başvurmak lazım?

Çeşitleri var. Ben CMT2’ye sahibim. Ellerim ve ayaklarımda güçsüzlük, ses tellerimde sorun var. Gözlerimde görme bozukluğuna ve akciğer kaslarımın biraz zayıf olmasına sebep oldu. Tabii CMT’nin farklı türleri de var. Ben Çapa’da takip ediliyorum.  Nöroloji uzmanına başvuruyorsunuz. Önemli olan tedavi ve sporu sürdürebilmek. Benim şansızlığım çocuklukta başlaması oldu.

Tekrar yüzmeye dönersek… Profesyonel bir yüzücü olmak hayatınızda neleri değiştirdi? Nelerden fedakarlık ettiniz?

Profesyonel sporcu olmak hayatınızda fedakarlık gerektiriyor. Daha disiplinli ve düzenli çalışmanız gerekiyor. Sosyal yaşamınızdan fedakarlıkta bulunuyorsunuz. Biraz askeri yaşam gibi oluyor. Erken yatmanız, beslenmenize dikkat etmeniz ve bunlarda süreklilik gerekiyor. Bir şeyleri başarmak uğruna ailenizle ve arkadaşlarınız ile geçirdiğiniz vakitten fedakarlık yapıyorsunuz.

Ben psikoloji 3. sınıfta başladım yüzmeye ve eğitim ile birlikte ikisi zor gitti. Daha sonra yüksek lisans yaparken daha da zorlandım. Mutsuz musunuz derseniz, değilim. Tam tersine bu noktaya geldiğim için çok mutluyum. Yüksek lisanstan sonra paralimpik oyunlar kotası aldıktan sonra biraz iş hayatına ara verdim. Bir alanda ilerlemek daha iyi. Biraz daha spor anlamında çalışmalarımı yoğunlaştırdım.

Bu fedakarlık size neler kazandırdı?

Mücadeleci bir ruhum var. Zamanla derecelerim daha iyiye gittikçe yaptığım fedakarlıkların karşılığını almış oldum. Bu beni çok mutlu etti. Engeli olan bireylerin spor yapabileceğini göstermek de beni motive ediyor. Bir örnek teşkil ediyorsunuz. Spor ortamında yeni insanlarla tanışıyorsunuz, arkadaşlarınız ve sizin için yeni bir aile ortamı oluyor. Yurtdışına gittiğiniz zaman farklı kültürden insanlar ile tanışıyorsunuz. Onlarla mücadele etmek, onları tanımak, bu spor ortamında bulunmak gerçekten yaptığınız fedakarlıklara değiyor. Paralimpik oyunlara gelebilmek bir sporcunun en büyük hayali.

Bunlar sizi nasıl etkiledi?

Psikolojik anlamda beni olumlu yönde çok etkiledi. Spor beden algımı olumlu yönde değiştirdi. Eskiden bedenimi daha işe yaramaz görürdüm. Aynaya baktığım zaman “şu omuzlara bak geniş, kollar ince” derdim. Ama spor yapmaya başladıktan sonra kendimi sevemeye başladım. Daha aktif bir hale geldim. Tabi ki okuduğum bölüm ile de birleştirip kendime bir şeyler kattığımı düşünüyorum.

Tokyo 2020’de serbest stil S1 kategorisinde 21 yıllık paralimpik rekorunu kırdınız. Nasıl bir histi orada olmak?

Aslında o gün yarışa girdiğimde biraz hastaydım çok da umutlu değildim. Yarıştan çıktığımda arkadaşım hoplaya zıplaya koşarak yanıma geldi. “Elif rekor kırdın S1’de!” dedi. Ben o yarışta, daha alt engele sahip, S3 üst kategorideki bireyler ile yüzmüştüm. Madalya alamasam da kendi kategorimdeki rekoru kırmak beni çok mutlu etti.

Tokyo 2020’de sizde en çok iz bırakan anlar neler?

Tokyo 2020’ye geldiğimde çok şaşırdım. Engeli olan sporcular ile bir aradasınız tamamen. Dünyanın en iyi sporcuları ile tanışmak, orada mücadele vermek beni çok heyecanlandırdı. Yarışa çıkarken madalyaya yakın olsam da, olmasam da çok heyecanlı bir şekilde çıktım ve unutamayacağım anlar yaşadım. Kendi takım arkadaşlarımla rekor kırmam en unutulmaz olanlar. Diğer iki yarışımda da S2’leri geçip finale kaldım. Bunlar beni çok mutlu etti.

Sporun yanı sıra çok başarılı bir akademik hayatınız var. Nasıl bir eğitim aldınız? Gelecek için planlarınız neler?

Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra Bahçeşehir Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamladım. Tokyo 2020 kotasını aldığım zaman iş hayatımı biraz erteledim. Paralimpik oyunlardan sonra devam edeceğim. Klinik psikolog olarak yetişkinlerle çalışmak istiyorum. Hem sporcu hem de engelli birey olarak, spor yapan engelli bireyler ile çalışmayı çok isterim.

Bir klinik psikolog, sporcu engelli bireyler için neler yapabilir? Bu alanda nasıl çalışmalar yürütülebilir?

Klinik psikoloji ile spor psikolojisi farklı alanlar. Ama gördüğüm kadarıyla sporcu olsalar da engeli olan bireylerin hayata bakış açıları daha olumsuz yönde olabiliyor. Psikolojik iyi oluş, motivasyonu arttırma anlamında terapi ve sosyal çalışmalar yapılabilir. Motivasyon eksiliğini de çok fazla görüyorum. Çok fazla performans kaygısı yaşıyor sporcular. Yaşadıkları çevreden, kendi geçmişlerinden de kaynaklanıyor. Bunların üzerine spor psikoloğu da çalışabilir ama altta yatan başka sebepler varsa klinik psikolog da çok faydalı olacaktır. Daha kısa süreli ve çözüm odaklı olarak spor psikoloğu ile çalışılabilir. Ama alttaki sebepleri çözmek amacıyla klinik psikolog ile çalışabilir.

Sporun özel gereksinimli ve engelli çocuklar için faydası biliniyor mu? Küçük yaşlarda spora başlama fırsatı bulabiliyorlar mı?

Özel gereksinimli çocuklar için spor kesinlikle çok faydalı. Hayatta bir amaçları olması, sosyal anlamda ortamlara katılması ve biraz daha disiplinli olup daha düzenli bir hayat yaşamaları için çok etkili. Çevremdeki özel gereksinimli çocuklarda da bunu görebiliyorum. Fakat küçük yaşlarda spor için çok fazla imkan bulamıyorlar. Ben bile engeli olan bireylerin spor yapabildiğini, paralimpik sporları çok sonradan öğrendim. Bu konuya sosyal medya veya ana akım medyada daha fazla yer verilmeli. Çocuklar spora geç başladıklarında öfke nöbetleri, düzensizlik olabiliyor. Küçük yaşta başladıklarında ise daha çabuk adapte olabiliyorlar.