Pediatrik Ergoterapi aşırı pasif çocuklardan hiperaktif çocuklara, hafif dikkat eksikliğinden ergenliğe  varıncaya kadar geniş bir hedef kitlesine sahip. Ülkemizde yeni yeni tanınmaya başlayan ergoterapi “nedir, neyi amaçlar, hangi yöntemleri kullanır” gibi sorulara yanıt aramak için Ergoterapi Uzmanı Nimet Akman Altıok ile görüştük.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1979 Danimarka doğumluyum. Üniversite dahil bütün eğitim hayatımı Danimarka’da tamamladım. Mezun olduktan sonra bir süre orada çalıştım sonra evlilik nedeniyle Türkiye’ye geldim. Türkiye’ye ilk geldiğimde Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’ne başladım. Fakültede bir süre çalıştıktan sonra özel sektöre geçtim. Eşim uzman doktor olduğundan mecburi hizmet ve askerlik gibi nedenlerle il il dolaştım. 2010 yılında İstanbul’a geldim. İstanbul’a geldikten bir süre sonra kendi kurumumu, SCANDIC O.T.’yi kurdum. O tarihten itibaren Etiler’deki merkezimizde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bir yıl önce İzmir’de ikinci şubemizi kurduk. Ergoterapi çok merak edilmeye başlandı ve farklı bakış açıları oluşmaya başladı. Bundan dolayı bir TV kanalının bir çocuk programında danışmanlık yapıyorum. Özel bir üniversitede ders veriyorum. Bunlar gibi ekstra faaliyetlerle de uğraşıyorum.

SCANDIC O.T.’de neler yapılıyor?
Merkezlerimizde özellikle ergoterapi ve fizyoterapi alanlarında çalışmalar uygulanıyor. Ergoterapide birçok yöntem kullanıyoruz ve bir çok alanda çalışıyoruz, örneğin; Duyu bütünleme terapi (sensory integration), ocular motor algı çalışmaları, visual perception çalışmaları, motor koordinasyon çalışmaları, yeme/içme çalışmaları, cognitive (bilişsel)/executive fonksiyon çalışmaları, auditive (işitsel) algı çalışmaları gibi farklı alanlara yönelik çalışmalar yapılıyor. 0-16 yaş arası çocukları alıyoruz. Bazen tanılı bir hastalıkla gelirken bazen tanısız da gelebiliyor. Otizm tanısı, hiperaktivite tanısı almış çocuklar da geliyor, okul tarafından yönlendirilmiş kıpır kıpır olan, ama tanısı olmayan ya da ince motorda sıkıntı yaşayan çocuklar da geliyor. Tahtadan yazıyı transfer edemeyen çocuklarımız da geliyor. Çok geniş bir portföy alıyoruz.

Ergoterapi nedir, amacı nedir?

Ergoterapi bir sağlık birimidir. Ergoterapi’yi kısa bir şekilde tanımlayacak olursak, herhangi bir doğumsal sakatlık, gelişimsel gecikme, hastalık, kaza veya yaşlanma sonucunda ortaya çıkan mental, bilişsel, duyusal, duygusal, sosyal ve/veya fiziksel becerilerde oluşan bozuklukları iyileştirmek, geliştirmek ve kişinin bu yeteneklerini günlük hayatında kullanabilmesini sağlamaktır. Ergoterapistler pediatri, çocuk/yetişkin psikiyatri, nöroloji, romatoloji, fizik tedavi gibi birçok alanda çalışmaktadır. Ana amacımız bir takım durumlardan oluşan bozuklukları geliştirebilmek, iyileştirebilmek ve günlük hayata transfer edebilmektir yani rehabilite edebilmektir.

Ergoterapi bunları nasıl yapıyor?
Yetişkin psikiyatrisinde farklı yaklaşım kullanılırken pediatri dediğimiz çocuk alanında daha farklı bir yaklaşım kullanıyoruz. Çocuklarla çalıştığımızda özellikle oyun ağırlıklı ilerliyoruz. Eğer çocuğunuzun bir tanısı varsa bu tanıyı esas alarak ve bu tanıdan dolayı oluşan durumlara yönelik spesifik bir değerlendirme yapılıyor. Değerlendirme yapıldıktan sonra hedefler konuluyor. Test araçlarımız var, gözlem süremiz var. Aileden ve okul gibi önemli kurumlardan gözlemler alıyoruz. Onların her birini harmanlayıp aile ile birlikte oturup hedeflerimizi belirliyoruz. Ergoterapide bu çok önemli. Aileyi mümkün olduğunca işin içine almaya çok özen gösteriyoruz. Hedeflerimizi koyduktan sonra da terapi sürecimiz başlıyor. Terapi sürecinin içinde özellikle hedef odaklı olmaya çok özen gösteriyoruz. Ne kadar hedef odaklı olursak o kadar kaliteli bir hizmet veririz.

Çocukların artık sokakta oynama, ağaca tırmanma şansları pek fazla olmuyor… Bu durum nasıl etkiliyor çocukları?
Gerçekten çok etkiliyor. 17-18 yıl öncesinde bu kadar bir yoğunluğumuz yoktu. Yoğunluğumuz çoğunlukla tanı almış çocuklardı, daha nörolojik sıkıntı yaşayan çocuklarımızdı şimdi ise hiçbir tanısı olmayan ama gelişimsel olarak belli gecikmeler yaşayan çok fazla çocuk var. Hareketsizlik birçok şeye sebep olabiliyor. Çocuklar yeterince uyaranı almadığı için fazla hareketli olabiliyor ya da tam tersi pasif kalabiliyor. Ailelerimiz çok bilinçli ama yine de bazı konularda yanlış tutum sergileyebiliyorlar. Örneğin “çocuğumuz kirli şeylere dokunmasın” gibi… Çocuklarımız farklı dokulara dokundukça beynin parietal lop bölgesi stimuli ediliyor ve bu gelişim daha sonra tuttuğu kavramları daha iyi algılamasına sebep olup, nesneleri daha iyi manipüle etmesine sebep oluyor. Çünkü dokunsal ayırt edici sistemi gelişiyor ve bu sistem geliştikçe tuttuğumuz nesneleri daha iyi algılıyor ve bununla birlikte daha iyi manipüle ediyoruz ama şimdi dokunduğumuz şeyler kısıtlı kalıyorsa o bölgemiz yeterince uyarana maruz kalmadığından dolayı tam anlamıyla gelişmemiş oluyor. Gelişmediği zaman da çocuğumuz birden bire farklı bir dokuyla tanıştığında çok rahatsız olabiliyor ya da tuttuğunu tam anlamıyla doğru algılayamayıp, manipüle etmekte zorlanma yaşayabiliyor, sonuç itibarıyla ince motor sıkıntıları oluşuyor. Bu durumu destekleyen çok araştırmalar var. İnce motor sıkıntılarının çok fazla ortaya çıktığını gösteriyor. Dolayısıyla bu alan çok önemli ve şu an bu jenerasyonda çok fazla ince motor sıkıntısı var. Kalemi tutmakta zorlanıyorlar, 4 parmak tutuşu oluyor, elleri yoruluyor, elleri yorulunca dikkatleri dağılıyor gibi bir zincir oluşuyor. O yüzden de doğru zamanda, doğru yaşta, doğru duyusal uyarı, doğru işitsel uyarı vermek, doğru dokunmayla tanıştırmak, vücudunu doğru kullanmasını sağlamak önemli. Tüm bunların hem davranışlarını hem de öğrenimini çok olumlu etkilediğini görüyoruz.

Duyu bütünleme bozukluğu nedir?
Duyu bütünleme, çevremizle (sosyal ve fiziksel) olan etkileşimimizde, vücudumuzu etkili bir biçimde kullanabilmemizi sağlamak için, vücudumuz ve çevremizden gelen duyuları organize eden nörolojik bir işlemdir.
Duyusal bütünleme bozukluğu, merkezi sinir sisteminin duyularla gelen bilgilere cevap vermede ve yanıt vermede zorlandığı bir durumdur.Duyusal bütünleme bozukluğu olan bazı insanlar, çevrelerindeki bazı şeylere karşı aşırı hassastırlar. Örneğin genel sesler onlar için acılı veya çekilmez olabilir. Bir çorabın dikiş yerlerinin ayak parmak uçlarına hafifçe dokunması bile onlar için ağrılı ve çok rahatsızlık verici olabilir.
Duyusal gelişim anne karnında başlar. Anne karnında gelişen ilk duyumuz vestibüler sistemdir (denge, duruş ve hareketlerimizi ayarlayan sistemdir). Annenin yaptığı farklı hareketlerle, bebeğimizin vestibüler sistemi stimule edilir.
Bu stimülasyon bebeğinin sinir sistemini geliştirmeye yardımcı olur. Bir bebek doğduğunda yerçekiminin yeni dünyası ve getirdiği tüm güçlükler vestibüler sistemi daha da harekete geçirir ve çocuğun yeni hareketleri ile sinir sistemini şekillendirmeye başlar.
Araştırmalarda anne kahve içtiğinde bebeğin kalp atışlarının arttığı vurgulanıyor, ikiz gebeliklerde birbirlerine dokunarak birbirlerini keşfetmeye başlıyorlar. Yani aslında duyusal gelişim anne karnında başlayan ve zamanla ilerledikçe gelişmeye devam eden bir süreçtir.

Duyu bütünleme bozukluğu ne zaman/nasıl ortala çıkıyor?
Bebeğimiz ya da çocuğumuz çevrenden aldığı uyaranları ya da vücudundan aldığı uyaranları doğru algılamadığında ve merkezi sinir sistem tarafından işlemekte zorlandığında duyu bütünleme bozukluğu oluyor. Duyusal Bütünleme Bozukluğu (SPD), duyusal sinyaller algılanmadığında veya uygun cevaplara organize olmadığında ortaya çıkar.

Peki bu neden oluyor?
Birçok neden olabiliyor. Genetik faktörü, prenatal ve doğum komplikasyonları ve çevresel faktörler buna dahil olabilir. Tabii ki, herhangi bir gelişimsel ve/veya davranışsal bozuklukta olduğu gibi, Duyu Bütünleme Bozukluğu’nun nedenleri hem genetik hem de çevresel faktörlerin sonucudur. Her birinin rolünü belirlemek ancak daha fazla araştırma ile mümkün olacaktır.

Uzun yıllar Danimarka’da yaşamış biri olarak rehabilitasyon ve özel eğitim anlamında orada neler gözlemlediniz?
Danimarka finansal olarak çok iyi bir pozisyonda. Hiç finansal sıkıntıları yok. O bakımdan çok yoğun ve ücretsiz bir destek gelebiliyor ailelere. Türkiye’de olduğum süre içinde Türkiye’de de çok güzel gelişmelere tanık oldum. Özellikle insanların, vakıflar, dernekler kurduklarını, birbirlerine yardımcı olmak için çaba içinde olduklarını gördüm. Burada daha çok el ele tutuşma var ve aileler o sinerjiyi hissedebiliyor. Bu büyük bir destek bence. Ama rehabilitasyon merkezlerine baktığımda devlet tarafından verilen saat süresinin yetersiz olduğunu düşünüyorum. Ailelerimizin çoğunun kendi imkanlarıyla daha fazla eğitim ve terapi alabilmek için bu ücreti ödemek zorunda olduklarını gözlemliyorum. Bu tabii ki üzücü. Yurt dışında ergoterapistler olarak okulda bile bulunuyoruz, ev ortamlarına da gidip düzenleme yapıyoruz ve ailemizle bu konuda ekstra bir ücret almadan destek oluyoruz. Burada ciddi bir fark var. Ayrıca ev ortam düzenlemelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Vakıflar biraz belki ev ortamlarını da tarayıp, evlerde düzenleme yapıp evlerde ailelerin nasıl yaklaşmaları gerektiğini, evin içindeki odaların nasıl olması gerektiğini, günlük yaşam rutinlerin düzenlemesi gibi durumların daha fazla yapılması gerektiğini kesinlikle düşünüyorum. Buralarda açıklar olduğunu gözlemliyorum. Onun dışında bilgilendirme seminerleri konusunda bence Türkiye güzel ilerliyor.

ÖÇED’i takip ediyor musunuz? Çalışmalarımızdan haberdar mısınız?
ÖÇED’i instagramdan fark ettim. Gördüm ki çok değerli hocaların röportajları var, çok güzel yazılar var. ÖÇED’i tebrik ediyorum ve umuyorum ki çok daha başarılı çalışmalara imza atacak.