Twitter’da “Terapi Defteri” hesabıyla büyük bir takipçi kitlesi edinen Klinik Psikolog Deniz Bolsoy, özel gereksinimli çocuklar ve aileleriyle ilgili paylaşımlarıyla da dikkat çekiyor. Deniz Bolsoy’a mesleğini, anneliğini ve özel gereksinimli çocuk sahibi olan ailelere önerilerini sorduk.

 

Sizi kişisel olarak biraz tanıyabilir miyiz?

1979’da İzmir’de doğdum. Lisede psikoloji okumaya karar verdim. Ancak işler istediğim gibi gitmedi. Benim zamanımda en yüksek puanlı bölümler işletme, ekonomi ve uluslararası ilişkilerdi. Psikolojiyi o dönemde kimse yazmıyordu. “Psikoloji yazmak istiyorum” dediğimde bana “İşsiz kalacaksın, hayalcisin” dediler. İstesem mutlaka yazardım ama korktum. Sonra Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazandım. Siyaseti de seviyordum ama gidip psikoloji derslerine giriyordum. Bölümü de bırakmak istemedim. Çift ana dala başvurayım dedim. Şansıma kabul ettiler ve ben o dört sene boyunca gece gündüz derslere girip çıktım. Böylece Uluslararası İlişkiler’in yanı sıra Psikoloji diplomasını da aldım.

 

Sizi psikolog olmaya yönelten şey neydi?

Üniversiteden mezun olduktan sonra çalışmaya başladım. Sonra akademiye geri dönmek istedim. Sabancı Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi masterı yaptım. Ama akademiye dönünce de mutlu olmadım. Uygulama kısmında olmam gerekiyordu. Sonra bir seminere gittim ve hayatım değişti. Seminerde Nebahat Akkoç’un konuşması vardı. Kendisi Diyarbakır’da kadınlar için bir merkez kurmuş. Şiddet gören kadınların koruma evlerini organize ediyor. Hayatını buna adamış. Ben orada gerçek anlamda fark yaratan birini gördüm. Ve ben de “Uygulamada bir şey yapmak istiyorum” dedim. Alanımda çalışabileceğim bir şey yapmak istiyordum. Bu olsa olsa Klinik Psikoloji olur diye düşündüm. Ve 2009 yılında Doğuş Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde okumaya başladım.

 

Aynı zamanda 9 yaşında bir kızınız var. Anneliğinizden biraz bahseder misiniz?

Doğuş’ta mastera başladığımda Ela henüz 3 aylıktı. Okulu bitirdiğim iki sene içinde özel gereksinimleri olduğu ortaya çıktı. Aslında ben başından beri biliyordum ama 15 aylıkken iyice fark edilmeye başladı. İki sene boyunca yüksek lisans yapıp bir yandan da kızımla ilgileniyordum.

 

Kızınızın bu özel durumu sizi nasıl etkiledi?

Ela iki yaşındayken ağır bir depresyona girdim ve düzenli terapiye gitmeye başladım. İlacımı da içtim, terapime de gittim ve ben depresyonu öyle atlattım. İnsanlar bunu kendileri atlatabileceklerini sanıyorlar ama atlatamayabilirsiniz. İlaca karşı olmak diye bir şey var. Ben tıp mezunu değilim ama bu ilaç meselesini doktorlara bırakın. Bu işi çok iyi yapan hekimler var ve bazen ilaç almadan iş olmuyor. Birkaç hekime birden sorun. Utanılacak bir şey değil bu. Ben hiç utanmıyorum hatta gurur bile duyuyorum kendimle. Terapi almasaydım Terapi Defteri’ni de kuramazdım, çalışamazdım da…

 

Sonra nasıl iyileştiniz?

İlaç artı terapiden sonra bir gün “Ben bir şeyler yapabilirim bu hayatta” dedim. Her şey berraklaştı sanki renkler daha canlı gözükmeye başladı. Ve bu ilaçla mümkün oldu. İki sene sonra ilacı bıraktım. Bu süre içinde Ela’nın özel durumu çok daha bariz hale geldi.

 

Terapi Defteri ile sosyal medyada epey bir takipçi kitlesine sahipsiniz. Bu nasıl oldu?

Yüksek lisansı bitirdikten sonra bir sene yani Ela 3 yaşına gelene kadar sadece onunla oldum. Bütün zamanımı onunla geçirdim. Fakat kızımın çalışan bir annesi olmasını istiyordum. Çalışmak bana da iyi geliyordu. Ufak ufak çalışmaya başladım. Yazmayı çok seviyorum. O zaman da twitter yeniydi. Çıkalı birkaç sene olmuştu. Buradan yazmak eğlenceli olabilir diye başladım. Aklıma ne geliyorsa hiç süzmeden, derinlemesine düşünmeden yazıyordum… İlk başta 100 takipçim vardı sonra bir baktım bir anda patladı. Birkaç ay içinde sayı 30 bin oldu. Sonra insanlar aramaya başladılar beni. “Galiba bir danışan profilim oluyor artık ben bir klinik kurayım” dedim. 5 yıl önce Günebakan Psikoloji’yi kurdum. Bir yandan da, yazmaya devam ediyordum. Sonra blog geldi. Sonra bu tweetleri kitap haline getireyim dedim. İlk kitabım Doğan Kitap’tan çıktı ve 10 baskı yaptı. Şimdi ikinci kitaba hazırlanıyorum.

 

Zor durumlarla baş etmek için siz neler yapıyorsunuz?

Bir, terapimi ihmal etmiyorum. İki, spor yapıyorum. Üçüncüsü ben dayanışmanın önemini çok iyi anladım. Kendim gibi olan insanlara gidip akıl danışıyorum. Gerektiğinde yardım istiyorum. İnsanlara yük olurum düşüncesini kafamdan attım. Gördüm ki kimseye yük olduğum filan yok bilakis insanlar yardım istediğinde çok daha mutlu oluyorlar. Dertleri kendi içimde kafamda kurmaktan çıkıp insanlara sorabilmeye başladım ama bu da terapi sayesinde olabildi. O yüzden terapi desteğini ihmal etmesinler. Hele de özel gereksinimli çocuk annesiyseniz. Ben destek veriyorum indirim de yapıyorum fakat özel gereksinimli çocuk annelerine psikolojik desteği uygun bütçeyle vermeyi üstlenen meslektaşlarım da var.

 

Anne olmak mesleğe bakışınızı nasıl etkiledi?

Annelik ve uzman olmanın birbiriyle hiç alakası yok. Bilgi sahibi olmakla onu gerçekten uygulamak hele ki duygusal bir şey söz konusuysa birbiriyle alakası olmayan şeyler. Şöyle bir parantez açayım: Çocuk dediğimiz kişinin duygusal ihtiyaçları var. Güvende hissetmek, istikrar, empati, olduğu kişi gibi kabul görebilmek, doğal ihtiyaçlarını dile getirebilmek, ifade özgürlüğü, ihtiyacı olduğu kadar bağımsız olmak ama ihtiyacı olduğu kadar bağımlı olma dengesi… Bütün bu ihtiyaçları yeterince karşılandığın bir çocukluktan geliyorsan ne alâ. Ama hayatın gerçekliği içinde hiç kimse yüzde yüz karşılandığı bir çocukluktan gelmiyor. Çocukken bu ihtiyaçların az ya da çok derecelerine bağlı olarak ne kadar kesintiye uğradıysa, istismara uğradıysan, çok ihmal gördüysen, çok ilgisiz kaldıysan, şiddete maruz kaldıysan, şahit olduysan, çok eleştirildiysen kendinle ve dünyayla ilgili kök inançların oluşuyor. Şimdi sen bir terapistsin ve çok güçlü şemaların var. Her ilişki en sonunda biter diye inanıyorsun. Yetersizim diye inanıyorsun. Değersizim ya da olduğum halimle sevilmem diye inanıyorsun. Sonra anne oldun. Gittin eğitimini aldın. Biliyorsun ki böyle şeyler yok. Bunlar senin kafandaki inançlar. Çocuk senin beklentilerini karşılamadığında yetersizlik duygun tetiklenince ne yapıyorsun? Orada işte otomatik bir mekanizma devreye giriyor. Onu kırabilmek için de dışarıdan bir müdahale gerekiyor ama değişimin içeriden olması gerekiyor. Destek gerekiyor.

 

Destekler neler olabilir?

Biri psikoterapi olabilir, bir diğeri şu: fark etmek. Farkında olmayan bir insan için çok zor. Hiçbir şekilde adım atmaz. Üçüncü adım bununla ilgili yakın çevrenden destek istemek. Kendinizi yetersiz hissediyorsunuz diyelim. Böyle hissettiğinizde de gidip çocuğa sarıyorsunuz. Eleştiriyorsunuz, gereksiz yere bağırıyorsunuz. Tahammülünüz çok düşük. Bunları fark ettiğinizde yakın çevrenizden destek isteyin, etrafınızı size bu konuda destek olabilecek insanlarla donatın. Benim böyle bir sorunum var diyerek, o sorunu çözmüş ya da o sorunun tam zıddı soruna sahip birine yanaşırsanız birbirinizi ortaya çekebilirsiniz.