1998 Yılında yazmış olduğum kişisel öykümüzün “Otizm… Şart mıydı!” adlı kitabımın Sonsöz’ünden bazı alıntıları, otizmle uğraşan anne babalara belki bir yararım olur umuduyla paylaşıyorum.

Otizmli Birey Annesi, Yazar, İlgi Otizm Başkan Yardımcısı Çidem Ayözger Ergüvenç yazdı.

“Oğlumla ilişkimde en çok özen gösterdiğim şey sabırlı olabilmek, bıkkınlık getirmemektedir. Kendime bu konuda hiç ödün vermedim. Hep yapabildiğim kadar sabırlı olmaya çalıştım.

Onunla ilgili hiçbir konuda “olduğu kadar” demedim. Esasen bizim ona verebileceklerimiz, onun ise alabilecekleri tükenmediği sürece “olduğu kadar” deyimini kabul etmiyorum; çünkü “olduğu kadar” aslında olmamış demektir. Benim oğlum için yaptıklarımdan fazlasını yapan anneleri tüm içtenliğimle kutlarım. Ben elimden geldiğince, zaman zaman insanüstü bir güç ve irade harcadım; oğlumla, kendimle ve çevremle barışık olmayı sürdürmek, başlı başına bir savaşım idi.

Benzer sorunları paylaşan annelere önerim, kendilerini diğer herhangi bir anne ile karşılaştırmadan, yapabildiklerinin en iyisini vermeye özen göstermeleridir. Üşenmek ya da bıkkınlık çok doğal bir duygudur. Geçici olarak, anneler için gerekli bir kaçış da sağlayabilir; ama bu duygulara yenilmenin dozunu iyi ayarlamak gerekir kanısındayım.

Sevgili anne-babalar, çocuğunuzun kaydedeceği her aşamayı, çocuğunuzu kendi kendisi ile karşılaştırarak değerlendirin; eş dost çocuklarından bize ne! Kaldı ki onlarda da neler aksıyor zaman  zaman.

Başkalarına açık vermeyin; onlar bu açıkları bazen isteyerek, çoğu zaman ise istemeden bile olsa size karşı kullanabilirler.

Çocuğunuzu sevmenin yanı sıra onu sayın ki, toplum da yavrunuzu saygıdeğer bir kişi olarak benimsesin.

Bu konu ile yüz yüze olan ailelerde babaya da önemli bir görev düştüğü yadsınamaz bir gerçek. Bu ağır yükü tek başına annelere bırakmak en azından haksızlık olur. Çocuk ne denli sevgi ve ilgi görürse o ölçüde gelişip topluma uyum sağlar duruma gelecektir. Çocuğun cinsiyetine göre ortak ilgi alanları bulunmalıdır. Çocuğu dışlamak ona, kendimize ve topluma karşı büyük bir haksızlık olur diye düşünüyorum.

Kaydedilen tüm olumlu gelişmelere karşın bence, bir gerçeği göz ardı etmemek, ana-babaların ileride düş kırıklığına uğramaması açısından gereklidir: OTİZM, benim gözlemime göre, izleri ne denli hafiflerse hafiflesin, tümüyle yok olmuyor. Ben bu durumu bir rahatsızlıktan çok bir üslup, bir yaşam biçimi, bir farklı kişilik yapısı olarak değerlendiriyorum.