Anne Derya Şahin, oğlu Mehmet Yağız ile otizmle mücadele yolculuğunu bizim için anlattı… Bir yıllık özel eğitim sonrası takvim yaşıyla gelişim yaşı eşitlenen Mehmet Yağız, şimdi normal gelişimli yaşıtlarıyla kreşe gidiyor.

 

Merhaba!

Bizim hikâyemiz oğlumuz Mehmet Yağız’ın 8 aylıkken bize bakmamasıyla gelişti. Başta çoğu anne-baba gibi bu durumu fark edemedik. Oğlumuzun bize bakmama nedeninin, canı istemediği için olabileceğini düşündük. Ta ki bu durum Ömer F. amcasının dikkatini çekene kadar… Amcası bir gün dönüp bana “Mehmet Yağız biz seslendiğimizde bizi yabancıladığı için bakmıyor olabilir. Fakat siz seslendiğinizde neden dönüp bakmıyor.” dedi.

Bu söylemi o an içimize düşen ilk ateşti. İnanmak istemiyorduk, fakat ya varsa diyerek doktorlara da götürmeyi ihmal etmedik. Oğlumuzun kendi doktoru “Böyle bir şey olduğunu sanmıyorum ama bir Denver testi yaptırın.” dedi. Yaptığımız ilk ve en büyük hata; oğlumuzu bir psikiyatrist yerine işin ehli olmadığını sonradan fark ettiğimiz bir psikoloğa götürmek oldu. Çocuğumuza yaptığı Denver testine dayanarak bir sorun olmadığını, sadece gelişim sürecinde olabileceğini söyledi. Tüm bunlar ve yaşadığım onca şey birer tecrübeydi.

 

Oğlumu kuyunun başından çekip almalıydık

Bazı şeylerin yaşanmadan tecrübe edilmesi gerçekten mümkün değildir. Bizi de en çok zorlayan şey; bu durumdaki her ebeveyn gibi kabulleniş süresiydi. Fakat şunu aklımızdan hiç bir zaman çıkarmadık: Biz bu süreyi ne kadar uzatırsak, oğlumuza yapabileceklerimizin zamanından o kadar kaybetmiş oluruz. O yüzden er ya da geç değil, mümkün olduğu en kısa sürede toparlanmalıyız.  Çaresizlik psikolojisinden bir anda sıyrılmamız gerektiğinin en önemli şey olduğunu fark ettik. Çünkü evladımızı sağlıklı bir şekilde büyütmek, psikolojik olarak da sağlıklı bir anne-baba ile mümkündü. Oğluma baktığımda, zorlu günlerin bizi bekliyor olduğunu görüyordum. Kendi dünyasında takılan ama bu dünyaya tutunmak istercesine iri gözleriyle bir çocuk bana bakıyordu. Gittiğimiz bir doktorun da daha önce bize söylediği gibi; Mehmet Yağız kuyunun başında duruyordu ve bizim onu o kuyuya düşmeden elinden tutup çekip kurtarmamız gerekiyordu. Artık her türlü olumsuz düşünceyi bir kenara bırakıp, “Neler yapıp onu bu kuyudan kurtarabilirim?” sorusuna cevaplar aramaya başladım.

 

ABA ile tanışmamız…

Artık tüm testler ve doktor görüşleri, bize otizmi işaret ediyordu. Gittiğimiz doktorlar bize kreş ve özel eğitim tavsiyelerinde bulunmuştu. Durumu kabullendikten sonra ilk işim; bir kreş bulmak ve rehabilitasyona kaydettirmek oldu. Ancak bunların yeterli olmadığını düşünerek daha farklı tedavi yöntemleri hakkında kitaplar okudum ve internet araştırması yaptım. GAPS Diyeti, Taş Devri Diyeti, Hiberbarik Oksijen Tedavisi, Ağır Metal Şelasyon Tedavisi vb… gibi birçok alternatif tedaviyi araştırırken, otizme karşı en etkili yöntemin “eğitim” olduğunu fark ettim. “Acaba en doğru eğitim yöntemi ne?” sorusuna cevap ararken, bu kez karşıma ABA (Applied Behavior Analysis), Türkçe tabiriyle UDA (Uygulamalı Davranış Analizi) çıktı. İşte Algı ABA Terapi Merkezi’yle ilk karşılaşmam bu araştırmadan sonra oldu.

 

Eğitimden sonra ciddi değişimler oldu

Mehmet’e daha ilk günden detaylı testler yaparak onun için en doğru eğitim programını hazırlamışlardı. Her ne kadar ABA tedavisine ulaşmak ve oğlumu o kuruma götürmek, benim için mesafe açısından zor olsa da oğlum için gereken her doğru şeye katlanmak durumundaydım. Çünkü kısa bir sürede fark ettim ki; eğitimden sonra oğlumda ciddi değişimler görülüyordu. Mehmet Yağız, eğitimlere başladığında henüz iki yaşındaydı. Otizm için altın yaş olarak değerlendirilen 0-3 yaş arası bir durumda olması da büyük avantajımızdı. Bu bir seneyi maksimum verimle değerlendirmek için çabalıyorduk. Bu yüzden ABA eğitiminde aldığımız 20 saatlik eğitimin üstüne bir de ev çalışmaları başlattık. Mehmet’e verilen dersleri her defasında gözlemliyor ve oradaki eğitimcilerden ve psikoloğundan birçok bilgi öğreniyordum. O eğitimleri destekleyecek daha aile ve doğal ortam içerisine uyumlu programları biz de evde çalışıyorduk. Yani gayret ve çabamızı en üst seviyeye çıkarmıştık. Çünkü ümit etmek başarmanın yarısıydı.

Mezun olacağına yürekten inandım

İlk Algı ABA Terapi Merkezi’ne gittiğimizde bir kütüğün üzerinde mezun olan çocukların isimlerinin bir kütükte çakılı olduğunu görmüştüm. Eşime bir gün, oğlumuzun da isminin burada yazacağına inandığımı söylemiştim. Oğlum merkezde, destekleyici eğitimler kapsamında spor ve dil terapisi eğitimleri de alıyordu. Dil terapistimiz Ayla Hanım kısa sürede Mehmet’in konuşabileceğini söylemişti. Gerçekten de çok başarılı yöntemleri sayesinde kısa sürede oğlumuz sorunsuz bir şekilde konuşmaya başladı. Bilişsel becerileri ve algısı oldukça iyiydi. Beceri gerektiren bütün programları bir sene içerisinde tamamladı. Bazı yapamadığı beceri programlarını evde babasıyla oyunların içine katarak öğretiyorduk. En önemli olan şey; doğal öğrenmeyi öğrenebilmesiydi. Yani etrafını gözlemleyerek, insanları dinleyerek ve takip ederek, bir resme bakarak vb. gibi birçok şekilde öğrenebilmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Biz Mehmet’in kapalı olan o iç dünyasında bir kapı aralamayı ve her geçen günde o kapıyı daha fazla açmayı başarabilmiştik. Gerçekten bu süreç kolay değildi. Çünkü diğer normal anne-babaların çocuklarına gösterdiği ilginin kat kat fazlasıyla Mehmet ile ilgileniyorduk. Her anını ve her bakışını kaçırmıyor ve değerlendiriyorduk. Sanki onun yakaladığımız her bakışına verdiğimiz ilgiden sonra daha fazla bakmaya ve daha fazla ilgilenmeye başlıyordu. Bir yandan eğitimlerin verdiği becerilerle Mehmet artık hızla bir değişim sürecine girmişti bile…

 

En kıymetlisi gözlerinin içine bakabilmek

İlk baştaki birçok yapamadığı ve geri kaldığı çoğu konuyu halletmiştik hatta bazı becerileri yaşının üzerindeydi. Psikoloğu Özge Hanım’ın bir sene sonra tekrarladığı testte birçok kategoride yaşıtlarının üzerinde gözüküyordu. Bir yılın sonunda mezun olduk. Onu bir yıl sonra tekrar gören doktorlar şaşkınlıkla bu çocuğun hiç bir şeyinin kalmadığını söylüyorlardı. Bizim için en kıymetli şey ise; evladının gözlerinin içine doya doya bakabilmek ve onun da size bakması. O iri gözlerin içindeki ışıltıda ne kadar yorulmuş olsak da bizi rahatlatan bir huzur ve mutluluk vardı. Mehmet için birçok şeyi denemiştik zamanında ama Mehmet’i bizce kurtaran şey sevgi, ilgi ve eğitimi harmanlayarak ona vermemizdi. Mehmet Yağız, şu anda 3 buçuk yaşında ve sadece akranlarıyla kreşe gidiyor. Tüm anne ve babaların bu harika duyguyu yaşamalarını temenni ederim. Bu sürecin devamlılığını sağlayan şey ise ümit etmemizdi. Ailelere buradan şunu söylemek istiyorum: Ümidinizi kaybetmeyin, çünkü evladınıza her kazandıracağınız beceri, küçük de olsa onun hayatını inanılmaz kolaylaştıracak ve yaşanabilir kılacak. Şimdi o kütükte oğlumun ismini her gördüğümde gözlerim doluyor; o günleri biraz hüzün, biraz yorgunluk ve çokça mutlulukla anımsıyorum. Bu zorlu süreçte maddi ve manevi yanımızda olan başta ailelerimiz olmak üzere herkese çok teşekkür ederiz.