15 yaşında atipik otizmli Bora Çetin’in öğretmen annesi Aylin Çetin ile annelik yolculuğunu konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?
İsmim Aylin Çetin. Bora Çetin’in annesiyim. 48 yaşındayım. Öğretmenim. 15 yaşında otizmli ve 21 yaşında olmak üzere iki oğlum var.

Bora’nın otizmli olduğunu nasıl fark ettiniz?
İlk bir yıl çok güzel geçti. Diğer tüm bebekler gibi gelişimi gayet normaldi. 14 aylıkken yürümeye başladı ve yürümeyle birlikte hiperaktivite gelişti. Artık evin içinde zaptedemiyorduk. Koridordan geçtiğinde fare geçer sanırdınız. O kadar hızlı hareket ederdi. Uyku uyumamaya başladı. Baran usluydu ama “Bora hiperaktif olacak herhalde” dedik. Sonra babaanne; “Bir doktora mı götürseniz acaba?” dedi. Aslında ilk o fark etti. O zaman Kayseri’de yaşıyorduk. Kayseri’de bir tane çocuk psikiyatristi vardı. Ona götürdüğümüzde “Otizm olma ihtimali yüksek” dedi. Bora 27 aylıktı o zaman. “Otizm ne?” dedik. Konuyla ilgili hiçbir bilgimiz yoktu. Sonra araştırınca nasıl bir duvara çarptığımızı anladık. “Gidebiliyorsanız büyükşehre gidin” dedi. Eşim subaydı, ikimiz tayin istedik. Kayseri’den İstanbul’a gelerek eğitime başladık. Yani otizmle birlikte İstanbul’a geliş hikâyemiz böyle gelişti.
Bizim çok büyük öfke nöbetlerimiz yoktu. Otizm bir yelpazeyse bu yelpazenin ağır kısmında hiç olmadık. Ama problem davranışlarımız ve takıntılarımız hala devam ediyor. Eğitim sürecinde “Problem davranış ve takıntılarla nasıl mücadele edebiliriz?”i çok iyi öğrendik. Takıntıların sonu yok ama ne yapılabilir, krize dönüşmeden nasıl halledebiliriz kısmını daha iyi çözüyoruz.

Özel eğitim yolculuğunuz nasıl başladı?
Tohum Vakfı’na ilk başladığımızda Bora haftada 40 saat yoğun eğitim alıyordu. Bu maddi açıdan bizi çok yıprattı. Kaç ev parası harcadığımızı bilmiyorum. 5 yıl böyle devam etti. Haftada bir eve geliyorlardı. Biz de bilgilendiriliyorduk. Kaliteli bir eğitim aldık. Sonra iki yıl da kurs bölümüne gittik. İki yıldan sonra “biz ayrılıyoruz” dedik. Onlar da bunu onayladılar.

Bora başından şimdiye kadar nasıl bir ilerleme gösterdi?
İlk tanı konduğunda yüzde 87 otizmliydi Bora. Şimdi yüzde 40’lara indi. Konuşması, telaffuzu güzel. Gününün nasıl geçtiğini size motomot anlatıyor ama duyguları içine katmıyor. Neden, niçin dediğimizde onlarda takılabiliyor. Ama neler yaşadığını anlatabiliyor. Tabii ki yaşıtlarına göre geride ama eskiye göre çok daha iyi durumdayız.

Eğitim hayatında neler yaşadınız? Öğretmen oluşunuz Bora’ya faydalı oldu mu?
Öğretmen olmama rağmen çok zorlandım. Anaokulu haftanın her günü değil bir-iki gün gittik. Sonra Celalettin Buluğ İlkokulu’nda birinci sınıfa başladık. Sonra Süleyman Çelebi İlkokulu’na geçtik. Birinci sınıfı iki yıl okumasını eşimle biz istedik. Okuma yazma bildiği halde uyum süreci daha kolay olsun diye düşündük. Gölge öğretmen eşliğinde ilkokulu bitirdi. Ortaokulu da Süleyman Çelebi’de bitirdi. Sonra lise arayışına başladık. En sonunda yolun onu ne kadar çok strese soktuğunu bildiğimiz için, Kağıthane’de evimizin dibindeki meslek ve teknik lisesine yazdırdık. Orada mutlu olacağını düşündük. “Özel okula mı göndersek” diye düşündük ama orada Parin Hanım’ın fikrini ve desteğini çok gördüm. “Özel okul düşünmeyin” dedi ve bence haklıydı.

Bir yıl Bora’nın gölge öğretmenliğini de yaptığınızı söylediniz. Bu nasıl bir deneyimdi?
Bunu kesinlikle tavsiye etmiyorum. Hayatımdaki en zor yıllardan biriydi. Diğer sınıflarda ders anlatırken aklımın sürekli onda olması, teneffüste herhangi bir hareket yaptığında o sınıfın öğrencilerinin bana gelmesi… Bütün yaptığı negatif şeylerin hepsini ben gördüm. Görmemek de iyi bir şeymiş. Bu bende çok büyük bir stres oluşturdu. Haziran gelsin diye dört gözle bekledim.
Otorite kuramadım, beni öğretmen olarak göremedi. Bu arada öğretmenle ilgili onun sorunlarını ben tolere etmek zorunda kaldım. Öğretmeni iş arkadaşım olduğu için her sorunu aksettirmemeye çalıştığını hissediyordum. İyi geçen günlerimiz de oldu ama anne olarak olumsuzluklarını görmek beni üzdü. Ama o da bana bir tecrübe oldu. Aslında ben şu an okulda ne yaptığını tahmin edebiliyorum ama gölge öğretmeni ben olmadığım için o yaptığı davranışların çoğunu da yapmadığına inanıyorum.
Gölge öğretmenlik bizde de aşama aşama gerçekleşti. İlkokulda yanında oturuyordu, sonra bir arka sıraya geçti, sonra en arkası, sonra sınıfın dışına çıktı. Şu an öğretmenler odasına geçti gölge öğretmenimiz. Okulun dışına henüz çıkabilmiş değil.

Peki siz bir öğretmen olarak diğer öğrencilerin farklı gelişimli çocuklara tepkileriyle ilgili neler gözlemlediniz?
Benim görev yaptığım ortaokulda çocukların bilinç düzeyleri çok yüksekti. Hep merhametle yaklaştılar. Bu beni çok mutlu etti. O konuda hiçbir problem yaşamadım. Ne sınıfla, ne de okulla. Çocuklar da, veliler de bizi çok güzel tolere ettiler. Bu anlamda Süleyman Çelebi Ortaokulu’na teşekkür borcum var. Her fırsatta dile getiriyorum. İdarecisinden, veli ve öğrencilerine kadar hiçbir şikâyet gelmedi. Bizi kabul ettiler. Kabul etmek zorundalar diyebilirsiniz ama öyle değil. Eğitim hayatında çok büyük problem yaşamadık.

Bora 15 yaşında olduğuna göre ergenlikle aranız nasıl?
Beni odasına sokmak istemiyor. Aslında umduğumdan iyi geçiyor. Ama zıtlaşırsam değil. Mümkün olduğunca zıtlaşmadan, motive ederek, pekiştirerek iletişim kuruyorum. “Aferin artık sen liseli oldun” diyerek her gün onun büyüdüğünü hatırlatıyoruz. Ama istemediği bir şeyi söylediğim zaman sinirlendiği oluyor. O da ergenlik herhalde. Mümkün olduğunca tatlı tatlı söylediklerimi yaptırmaya çalışıyorum. Emrivaki sözlerin ergenlikte işe yaramadığını anladım. Mesela bazen “Hadi be oğlum de bana!” diyor. Gölge öğretmeni Azad Atman ile “Hadi Be Oğlum” filmine gitti, bu kalıp oradan kaldı. Her sabah aramızda geçen diyalog: “Günaydın nasılsın anneciğim” diyorum, “Hadi be oğlum” yapıyor. Ben ona öyle söyleyecekmişim. Kendini o kelimelerle motive ediyor aslında.

Abisiyle ilişkisi nasıl?
Çok iyi. Abisi bu yıl Erasmus’a İngiltere’ye gitti. İTÜ’de işletme mühendisliği okuyor. Abinin yokluğu ona bayağı zor geldi. Yılbaşını beraber geçireceğiz. Dört gözle abiyi bekliyor. Çünkü abi hem bana hem ona destek. Abiyle biz artık gözlerimizle bile anlaşabiliyoruz. Problem davranışları birlikte çözüyoruz. Eşimin de işi yoğun. O yüzden Bora babayı çok göremiyor. Fakat desteği çok büyük. Eşlerin desteği olmasa anneler bunalıma girer diye düşünüyorum. Çünkü bir problem davranışında her an dibe vurma durumumuz olabiliyor. Başlarda Bora doğduktan sonra abiye yeterince ilgi göstermediğimizi düşünerek üzülüyordum. Ama abi bunu tolere etti. O nedenle şanslıyız. Hiç bunu dert etmedi. Tamam dersleriyle ilgilendik, okul hayatıyla ilgilendik ama sevgi ve ilgi anlamında, geçmişe dönüp baktığımda eksik kaldığımızı görüyorum. Ama problem etmedi. Baran’ın varlığı bizim için büyük bir şans.

Otizmli bir çocuk annesi olmak sizi nasıl dönüştürdü?
Otoriter ve kuralcıydım. Meslek hayatımda da Baran’ı büyütürken de daha katı ve nettim. Sınıfta da öyle. Şimdi daha merhametli oldum. Tabii otizm beni çok güzel törpüledi. Ama kuralcılığım şu şekilde Bora’da işe yaradı: Bence otizmli çocukları kuralsız büyütmek çok mümkün değil. Davranış değişikliği oluşturmak için kuralı vermeniz gerekiyor. Bir de eskiden ufak şeyleri nasıl da kafama takıp büyüttüğümü düşününce şimdi aslında ne kadar basit şeylermiş diye düşünüyorum. Çevremdeki insanların sorunlarını dinlediğim zaman bazı şeyleri gereksiz yere kafayı takıyorlar diye düşünüyorum. Otizm, bana birçok şeyi kafaya takmamayı öğretti.

Bora ile yaşamınızda toplumda ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Beni en çok bakışlar rahatsız ediyor. Veya otobüse bindiğinizde o kişilerarası mesafeyi onlar ayarlayamayabiliyor. Artık çocuk da olmadığı için ters bakışlar, söylenmeler duyuyoruz. Ben orada gözlerimle veya el hareketleriyle onu tolere edebiliyorum. Birine çarpıyor mesela “Pardon” diyor ama öyle bir çarpıp geçiyor ki ben yüz ifademle özellikle yapmadığını ve farkında olmadığını ifade etmeye çalışıyorum.

Siz kendinizi nasıl rahatlatıyorsunuz? Bu zorlu süreçle baş etmek için ne yapıyorsunuz?
Benim için evde kendimle kalmak en büyük ödül. Eşimin mesaisi dolayısıyla beraber çok vakit geçiremiyoruz. Gerek Bora gerekse eşimin iş yoğunluğu nedeniyle çok birlikte vakit geçiremesek de, Bora bize az zamanda bile keyif almayı öğretti. Belki de beklentilerimi çok düşürdüm ben artık. En önemlisi küçük şeylerden mutlu olmayı başarmak. Çok sevdiğim bir yemeği yiyerek de mutlu olmayı öğrendim. Eskiden benim için çok bir şey ifade etmezdi. Yürümek, kendi başına sinemaya gitmek, AVM’de gezmek bana çoğu zaman yetiyor.

Çalışmak da sizi ayakta tutmuş olabilir mi? Öğretmenlik mesleğinin faydasını gördüm dediniz çünkü…
Çalışmanın da faydasını çok gördüm. Ortamınızın değişmesi çok önemli. İyi ki çalışıyorum, iyi ki öğretmen olmuşum.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir