MUTLULUĞUN ANAHTARI +1 DE

Down Sendromlu kardeşi Kaan Şenel için psikoloji mesleğini seçen Uzm. Klinik Psikolog Derya Şenel Demir, hikâyesini bizimle paylaştı.

Bu bir süper kahramanın hikâyesi… Annemin hamilelik döneminde tüm doktorların dikkatinden kaçmayı, testlerin hepsinde gizlenmeyi başaran, hayata gelmek için bileğinin hakkıyla mücadele veren bir kahramanın. Adı gibi bir kahramanın, Kaan’ın hikâyesi bu…

Hayatı tesadüfler mi belirler, yoksa yaşadığımız tesadüfler söylendiği gibi “Tanrı’nın göz kırpması” mıdır bilmiyorum ama yaşadıklarımızın ne anlama geldiğini, zaman ilerledikçe görecektik. Tam da o sıralar yeni bir hikâye çalınmıştı kulağımıza. Ben 9 yaşındaydım. Hamileliği boyunca tüm testleri yaptırıp doğum sonrasında oğullarının Down Sendromlu olduğunu öğrenen bir ailenin başlattığı hukuk mücadelesi… O hikâyeyi dinleyip üzülürken nereden bilecektik ki aylar sonra aynı şeyi bizim yaşayacağımızı…

BİR TERSLİK VARDI SANKİ

Beklenen güne, Kaan’ın dünyaya gelmesine çok az kalmıştı. Annem bir terslik olduğunu hissetmiş gibiydi. Hatırladıklarım, adı daha annemin hamile olduğunu öğrendiğimiz gün koyulmuş olan Kaan’ın annemin karnında hareketsiz olduğuna dair evde geçen konuşmalardan ibaret… Doğuma iki hafta kala bir akşamüstü babam, annemi doktora götürmesi gerektiği ile ilgili açıklamasını yaptı ve evden çıktılar. İki yaşındaki kız kardeşim ile birlikte evde yalnız bir şekilde babamdan gelecek olan haberi bekliyordum. Stresli ve gergin çıkmışlardı evden çünkü. Birkaç saat sonra dayım çalmıştı kapıyı. “Hadi bakalım” dedi, “Kardeşin dünyaya geldi. Hastaneye gidiyoruz.”  O da her şeyden habersizmiş meğer. Zaten çok uzun süre hiç kimsenin bir şeyden haberi olmadı…

 

YALNIZCA ANNEM VE BABAM BİLİYORDU

Hastaneye gittiğimizde annem ve babam dışında herkesin mutlu olduğunu o yüz ifadelerinden çok iyi hatırlıyorum. Babam zaten ortada bile yoktu. Doktorun açıklamasını dinleyince kendini çoktan dışarı atmış. Söyleyebildiği tek şey “Kimse bilmesin” olmuş. Ben de yıllar sonra babam bunu itiraf ettiğinde öğrendim. Annemin ifadelerinin ise, ne anlama geldiğini büyüdükçe anlamlandırdım. Tam olarak işlediği hangi günahın bedelini çektiğini sorguluyordu. Sahte mutluluğumla geçen hastane macerasından sonra evimize döndük. İki kız kardeşin üzerine çok istenen bir erkek çocuktu Kaan… Yaşadıkları hayal kırıklığını birkaç günlüğüne içlerine gömerek, günlerce çevremizdeki insanlara hiçbir şey yaşanmamışçasına yemekler verildi. O sıra döktükleri gözyaşları, şimdi annem ve babamın en büyük pişmanlığıdır.

 

BİR ANDA BÜYÜDÜM

Çok uzun bir süre beni karşılarına alıp ne olup bittiğini söyleyemediler bana. Aslında çok daha kaygılandım. Sorulan sorularım cevapsız kalıyordu. Sonra bir sabah annem geldi yanıma oturdu ve yarım yamalak bilgisiyle bana Down Sendromlu bir çocuğun hikâyesini anlattı. Sonra da bizi bekleyen hikâyeyi… Kaderin de planları varmış meğer. Annemin elini tutup “Merak etme anneciğim, biz bunun üstesinden geleceğiz” dediğim an büyüdüğümü hissediyorum. Annem ise şimdilerde, bu cümlenin o sıralar kendi için hayat dersi niteliğinde olduğunu söyler.

Düşünüyorum da beni aslında zor zamanlar bekliyormuş. Vakit geçmeden buldukları her kapıyı çalmaya ve ne yapılması gerektiğiyle ilgili çareler aramaya başladıklarında, ablalığımın yanında annelik yapmam gereken iki yaşındaki kız kardeşimle baş başaydım. Her şey güzeldi belki benim içim ama kız kardeşimin bana ‘anne’ dediği o gün ikinci kez büyümüştüm bu hayatta…

 

KEŞKE’LER YERİNE İYİ Kİ VARSIN KAAN…

Aylar yıllar geçtikçe keşke’ler yerini “İyi ki varsın Kaan’, İyi ki böyle varsın Kaan”a’ bıraktı. Motivasyonumuz çoğu zaman düştü ancak hiçbir zaman tamamen yılmadık. Çünkü bize bakan iki minik göz, kocaman yanaklar ve gülen bir çift kırmızı dudak vardı. Hayata gelmek için bu kadar mücadele veren küçük savaşçımız bize gülümserken, ağlamak olur muydu hiç? Mutlu olmayı, sabırlı olmayı, güvenmeyi, araştırmayı, Kaan’ı kendimize saklamayı değil herkesle paylaşmayı hayat felsefemiz yapmaya çalıştık. Kabul sürecimizin uzun sürmesi bize hiçbir fayda sağlamayacaktı. Tüm aile kolları sıvadık. Kaan’la daha çok neler yapabiliriz bunu araştırmaya başladık. Boynu adeta gövdesine yapışık, gözleri küçük ve çekik, refleksleri oldukça zayıf, küçük ama kocaman bir çocuk vardı.

TERAPİLERE BAŞLADIK

Büyük maceramız, özel eğitim ve beraberinde fizyoterapi dersleriyle başladı. Evde de yapılan hummalı egzersiz çalışmalarıyla Kaan’ın iki yaşına kalmadan yürüyebileceğini öğrendiğimizde bizden mutlusu yoktu. Bu sözler bizim için sadece umut değil, bir amaçtı artık. Bu da bize güç veriyordu. Birçok Down Sendromlu çocuğun yaşadığı sağlık sorunları gibi Kaan’da da sağlık sorunları vardı. Dil ve konuşma terapistleri evimizin en kıymetli misafirleriydi. Kaan üç yaşına gelip kendini biraz da olsa ifade etmeye başladığında anaokulu süreci başladı. Bu dönem de bizim için çok zordu. Okula Kaan’ı bıraktığımız ilk gün çok ağlamıştım. Ben de 12 yaşında minik bir ergendim o sıralar… “Kaan çok yiyor anne, orada yemeğini yedirebilecekler mi ona? Kendini tehlikelere karşı koruyabilecek mi? Ya birisi ona zarar verirse? Gelip anlatamaz da. Hadi Kaan’ı geri alalım anne!’’ diyordum. Bunlar okul kapısındaki ilk sözlerimdi. Neyse ki Kaan, sürece hızlıca adapte oldu ve biz bir şeyi daha yoluna koyduğumuz için mutluyduk.

 

Süregelen eğitim hayatında başka neler yapabiliriz derken, Kaan’ı atlarla tanıştırdık. İnanılmaz mutlu oldu ve şu an çok iyi bir binici olduğuna inanabiliyor musunuz? En azından benim için öyle. Zaman geçtikçe büyüyen o göbişi için de bir çare bulmalıydık ve Kaan’ı yüzme dersleri için bir hocayla tanıştırdık. İçimizde onun bunu da başarabileceğine dair büyük bir güven vardı ve öyle de oldu. O şu an benim en iyi cankurtaranım. Denizde biraz açıldığımda arkamdan hemen onun sesini duyarım: “Ablaaa geriiii dönnnn!” Kendileri bana bu konuda pek güvenmez. İtiraf etmek gerekirse haklı olduğu bir tarafı da var. Neyse… Geçen yıllar içinde Kaan önce yürüdü, sonra konuşmaya başladı, ardından iyi bir binici ve yüzücü oldu. Eli de kalem tuttu ve şu an lise 1.sınıf öğrencisi! Sanırım başarısız olduğumuz tek yer burası. Hala onunla “Ali, Ela elele” çalışıyoruz. Ama olsun, başardıklarımızın yanında bu çok da önemli değil.

 

BEN UZMAN KLİNİK PSİKOLOG DERYA ŞENEL DEMİR…

Gelelim bana… Ben süper kahramanın ablası Uzm. Klinik Psikolog Derya Şenel Demir… Aslında hayalimdeki meslek  iyi bir avukat olmaktı. Bir yandan da Kaan’ı düşünüyordum. Lise bitmiş, üniversite tercihimi yapacaktım. İki tercih arasında gidip geliyordum: Avukat olmak mı? Önce Kaan’a sonra aileme dokunabileceğim, daha güçlü bir hayali gerçekleştirebileceğim bir meslek olan psikologluk mu? Psikolog olmaya 18 yaşımda işte böyle karar verdim. Kaan ise şu an 16 yaşında. Okuluna devam ederken aynı zamanda babamla birlikte ofiste çalışıyor. Babam ondan daha iyi bir yardımcı bulabileceğini düşünmüyor. Çünkü o kadar düzenli ve titiz ki babamın arkasını topladığı kanısındayız ailece. Kaan’ın başardığı bu işleri gördükçe onunla olan mutluluğumuz ikiye katlanıyor. Kolay olmadı ama oldu. Ben ise hayalimi gerçekleştirdim. Kaan’a ve aileme dokunabiliyorum. Şu an Kaan ergenlik döneminin çetrefiliyle uğraşırken tek değil mesela. Ben ve ailem onun yanında en sağlıklı şekilde olabiliyoruz. Ailemin bu dönemle ilgili kaygılarını yatıştırabiliyorken aynı zamanda Kaan’a ne iyi gelebileceğine dair bir yol haritası belirleyebiliyorum. Bu benim için çok değerli ve çok kıymetli.

 

KENDİMİ BİR ADIM ÖNDE HİSSEDİYORUM

Down Sendromlu bir çocuk yetiştirebilmek evet hiç de kolay değil. Bu çok zaman, çaba, büyük fedakârlık ve sabır istiyor. Ve beklentilerimizin de gerçekçi olması altın değerinde. Ben böyle bir kardeşe sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Daha özverili ve duygudaş bir insan olabilmem onun sayesinde oldu. Mesleğime atıldığım ilk günden beri kendimi hep meslektaşlarıma göre bir adım önde hissettim. Özel çocuğa sahip ailelerle empati yapabilmek, beklentilerini hissedebilmek ve gözlerime baktıklarında neler düşündüklerini anlayabiliyor olmak beni alanımda hep bir üst basamağa taşıdı. Bunun mimarı ise Kaan! Bakın, siz değerli okuyucularla buluşmamı da sağladı!

Bu sayfada sizlere ‘ilk merhaba’mı derken, benim için kıymetli bu yaşam öyküsünü en içten ve samimi duygularımla paylaşmaya çalıştım. Bundan sonra sizinle her sayıda “Uzman Görüşü” köşesinde buluşarak, farklı konulara değinmeyi ve birlikteliğimizin sürmesini umut ediyorum…