“İnsanların ne dediği önemli değil, doğru olanı yapmak önemli ve siz dik durduğunuzda, kendi zayıflıklarınızı alaya alabildiğinizde insanlar sizi daha çok alkışlıyorlar” diyen Hilmi Eren, çalışmaları ve bakış açısıyla ilham veren isimlerden…

 

RAM müdürlüğü, dernek başkanlıkları, akademik kariyer… Oldukça faal bir isimsiniz. Çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?
2002 İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık mezunuyum. İlkokul, orta okul, lise türü kurumlarda rehber öğretmen olarak görev yaptım. Bu kurumlarda görev yaparken de özel eğitim süreçleriyle karşılaştım. 2006 yılında Zeytinburnu Rehberlik Araştırma Merkezi’nde kurucu müdür olarak göreve başladım. 2010 senesinde Bakırköy Rehberlik Araştırma Merkezi müdürlüğü, 2012’de bir sene Beykoz’da zihinsel engelliler okul müdürlüğü yaptım. 2014 senesinden beri de Bahçelievler Rehberlik Araştırma Merkezi müdürüyüm. Yine 2010 senesi itibarıyla üstün zekalılarla ilgili TÜZDER kurucu başkanlığı görevini yürüttüm, üç sene orada başkanlık yaptım. Türk PDR Derneği İstanbul Şubesi başkan yardımcısıyım. Gelecek Eğitimde Derneği’nin genel sekreteriyim. Bir ay önce faaliyete soktuğumuz Eğitim Evde ve Ev Okulu Derneği’nin de başkanıyım. İstanbul Aydın, Biruni ve Kültür Üniversitesi’nde de yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak devam ediyorum.

Bu tempo içinde çok sık da seyahat ediyorsunuz…
Ben ailelere ve gençlere üç şey öneriyorum. Bunlardan ilki maksimum insanla tanışmak. Her insan bir okul ve bir tecrübe kutusu… Ne kadar çok insanla tanışırsanız o kadar çok şey öğrenirsiniz ve çocuklarınızı ne kadar çok bireyle tanıştırırsanız o kadar zenginleşirler. İkincisi maksimum yer ve mekan görmek… Mesela tatillerini hep aynı yerde yapmasın aileler, farklı yerler tercih etsinler. Bazen Türkiye’de her şey dahil paketiyle aldıkları bir şeyin yerine çok daha ucuza yurt dışı seyehati yapabilirler. Ben turist değil, gezgin ruhuyla hareket ediyorum ve gördüğüm ülkelerin, tanıştığım insanların beni zenginleştirdiğini, tolerans düzeyimi arttırdığını görüyorum. Üçüncü önerim de şu, aileler, gençler ve eğitimciler kendilerine şu soruyu sormalılar: “Ben her zaman yapageldiğim şeyi yaparken ekstra ne yapabilirim?” Ben bunu gerçek anlamda keşfedeli 4 sene oldu. Arabalarımı kaç km’de alıp satmışım yazıyorum ve son 6.5 senede 372.000 km yaptığımı fark ettim. Bunu ortalama 9250 saatte tamamlamışım. Bu 385 gün ediyor! Yani 6,5 yılımın 1 yılı direksiyon başında geçmiş. Kendi kendime “ben arabada ne yapabilirim?” dedim ve sesli kitap okumaya başladım. 650 sesli kitap bitirdim yollarda. Bunların bana muazzam katkısı oldu ve bu sadece arabayla ilgili şey. Üniversite öğrencileri yolda sadece yabancı dil dinleseler bu sorunu halledebilirler. İnsanların “Her zaman yaptığım şeyi yaparken fazladan ne yapabilirim?” sorusunu kendilerine sormalarını tavsiye ediyorum.

Bahçelievler RAM müdürüsünüz… Rehberlik Araştırma Merkezleri’nde ne gibi hizmetler sunuluyor?
İstanbul’da 36, Türkiye genelinde 250’ye yakın RAM diye bilinen Rehberlik ve Araştırma Merkezi var. RAM’lar tam olarak kamuoyu tarafından bilinmiyor hatta eğitimciler tarafından da bilinmeyebiliyor ama çok ciddi ve geniş bir hizmet alanı var. Rehberlik Araştırma Merkezi denince araştırma, arge yapan bir kurum gibi algılanıyor ama aslında biraz daha farklı. RAM’larda özel eğitim, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri olmak üzere iki bölüm var. İki bölümde de öğrencilere, velilere ve öğretmenlere yönelik ciddi faaliyetler yürütülüyor. Özel eğitim bölümünde özel eğitime ihtiyacı olan tüm bireylerin eğitsel tanılamaları yapılıyor. İki tür tanılama var: Tıbbi tanılama ve eğitsel tanılama. Tıbbi tanılama hastanelerde ve sağlık kurumlarında yapılıyor, eğitsel tanılamanın ise tek bir kurumu var o da RAM’lar.

RAM’larda kimler görev yapıyor?
Özel eğitim öğretmenleri, psikologlar, psikolojik danışmanlar görev yapıyorlar. Buraya bir velimiz çocuğuyla ilgili veya özel eğitime ihtiyaç duyan birisi kendisiyle ilgili başvurmak istiyorsa iki şeye bakılıyor: Resmi ya da özel herhangi bir eğitim kurumuna kayıtlıysa o eğitim kurumunun bulunduğu rehberlik araştırma merkezine müracaat edebilir, randevusunu oradan alabilir, incelemeleri oradan yapılabilir. Bunun için velinin talebinin yanı sıra okuldan da bir yönlendirme formu istiyoruz. Buradaki amaç, çocukla ilgili karar alırken hem devam ettiği okulun görüşünü görmek, öğretmenlerin kanaatini değerlendirmek hem ailenin görüşünü ve kanaatini bilmek hem de çocukla ilgili yapılan testleri ve yetenek ölçümlerini bir potaya getirerek ortak bakış açısıyla bir karar vermek… Eğer birey herhangi bir okula, kuruma kayıtlı değilse o zaman aile ikamet ettiği bölgedeki Rehberlik Araştırma Merkezi’ne müracaat edebiliyor. Örneğin bir aile Zeytinburnu’nda ikamet edip çocuğu Bakırköy’deki bir okula servisle gönderiyorsa o çocuğun incelemesi Bakırköy Rehberlik Araştırma Merkezi’nde yapılabiliyor. Buradaki mantık, RAM ile okul arasında yazışma ve görüşmelerin de yapılıyor olması. Zeytinburnu RAM, Bakırköy’deki okullarla yazışamayacağı ve onlardan, bazı işleri yapmasını isteyemeyeceği için buradaki RAM’a gitmesi gerekiyor. Hastanelerde olduğu gibi “Ben şu RAM’a gideyim” gibi bir mantık yok. Ayrıca kişi ve kurumların iş birliği çok önemli. Buradan kastımız bireyin devam ettiği rehabilitasyon merkezi devam ettiği, bununla ilgili STKlar dernekler vakıflar, ilgili sağlık kuruluşu, hastane, okul, rehberlik servisi, RAM ve hatta üniversite… Bunların ortak paydaya çocuğu alarak birbirleriyle sıkı iletişim kurmasının doğru olduğuna inanıyoruz. Bu aslında özel eğitimin temel ilkelerinden bir tanesi. Bu noktada devlet kurumlarının kendilerini ziyarete gelen özel özel eğitim kurumlarına mesafeli bakmasını ya da onlara soğuk bakmasını hiç doğru bulmuyorum. Çünkü eğer çocuğun yüksek faydasını konuşuyorsak, kurumların bu noktada iş birliği yapması lazım. Kimin çocukla ilgili ne yaptığını biliyor olması lazım. Burada sadece gidip gelme değil, telefonlaşma, mailleşme, sosyal medyadan görüşmede önemli. Çocukla ilgili her türlü iletişim kanalının kullanılıyor olması lazım. Bir bakıyorsunuz benzer konulara iki kurum da çalışmış, halbuki bir paslaşma olsaydı, rehabilitasyon merkezi başka bir çalışma yapar, okul da onu tamamlayıcı bir çalışma yürütüyor olurdu. Bu da tekrarı önlemiş olurdu. Bu noktada iş birliğinin kurulması ve diyaloğun arttırılması gerektiğini düşünüyorum.

Ailelerin rapora bakış açısı nasıl?
Ailelerin bir kısmı benim çocuğum etiketlenecek diyerek çocuğunun mevcut durumunu görmezden gelmeyi tercih edebiliyor. Bunu doğru bulmuyorum. Bir kere “çocuğum bilinecek kaygısı” doğru bir kaygı değil, çünkü bugün başarılı insanların konuşmalarının yayıldığı platformlarda da pek çok insanın alkışladığı bir durum var ki o da şu, birtakım otizmi, aspergeri olmasına rağmen, özel öğrenme güçlüğü olmasına rağmen, fiziksel engeli olmasına rağmen başarılı olmuş kişiler bunu gururla, başları dik bir şekilde konuşuyorlar ve insanlar onları ayakta alkışlıyorlar. Bu insanların pozitif olarak da hoşlarına giden bir durum. Durumu gizlemek değil, aksine bunu gururla ve onurla taşıyor olmak, “ben bu konuda böyleydim” diyebilmek çok daha güçlü bir duruş. Çocukların mevcut durumlarıyla bunu gizlemeden, saklamadan, rahatça paylaşabilerek sosyal hayatta olmak gereklidir. Utanmak ve sıkılmak bitmez, bu durum hayatları boyunca sürer.

Gelişen teknolojide atılan her adım sistemde kayıtlı. Otizmli çocuğu için ilaç almaya eczaneye gittiğinde zaten kimlik numarası ile giriş yapıldığında sistemde kayıtlı. RAM’a kayıtlı olmasa da kayıtlı. Doktora gidildiğinde yapılan kan, idrar tahlilleri, yapılan tüm testler ve işlemler zaten sistemde. O yüzden bunu bir kaçış olarak görmeyi doğru bulmuyorum. Özel eğitimde en önemli olanlardan biri erkenlik ilkesidir. Ne kadar erken şekilde hastane ve RAM sürecini tamamlar ve özel eğitime başlarlarsa o kadar iyidir. İnsanlara “Humor” denilen kavramı kullanmalarını tavsiye ederim. “Humor” kendini aşağı çalmadır ve Batı kültüründe biraz daha yaygındır. Kişi kendiyle alay eder, “salak kafam” der örneğin…. “Salak kafam” diye konuştuklarında aslında kendilerini küçük düşürerek insanların gözünde büyütürler. Biz de ise karizma önemlidir. Adam merdivenden düşer, kırık çıkık var mı diye kendine bakacağına etrafa bakar, bir gören oldu mu acaba diye… İnsanların ne dediği önemli değil, doğru olanı yapmak önemli ve siz dik durduğunuzda kendi zayıflıklarınızı alaya alabildiğinizde insanlar sizi daha çok alkışlıyorlar.

RAM’larda eğitim desteği de sunuluyor mu?
RAM’larda daimi çocuk yok. RAM’lara çocuklar ortalama senede bir defa geliyorlar. RAM’lar tespit, tanılama ve yönlendirme merkezleri olarak görev yapıyor. Aile ve çocuk geldikten sonra iki tür karar alınıyor özel eğitim bölümünde, birincisi resmi tedbir kararı, diğeri de özel tedbir kararı. Resmi tedbir kararı dediğimiz çocuğun devam ettiği okulda normal bir eğitime mi devam edeceği, kaynaştırma dediğimiz normal sınıfta akranlarıyla bir arada olması fakat derslerin müfredatın ve sınavın daha esnek sunulması yönteminin mi uygulanacağı, yine normal bir okula devam edip en fazla 10 öğrencinin bulunacağı özel eğitim sınıfına mı devam edeceği ya da özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin bir arada bulunduğu özel eğitim okullarına mı devam edeceği ve hatta evde eğitim mi hastanede eğitim mi alıp alamayacağına karar veriliyor. Buradaki ana ilkemiz çocuğun mümkün olduğunca akranlarıyla ve normal gelişim gösteren bireylerle bir arada bulunmasına yönelik kararlar almak. Parin Hanım’ın çocuğunda olduğu gibi… Bir özel eğitim tanısı var ama normal çocukların devam ettiği bir lisede yapabiliyor. Yapabileceğine yönelik kanaat güçlü ise, aile, devam ettiği kurum, öğretmenleri de bu noktada bir kanaat edinmişse biz buna karar veriyoruz, olmadı bir tık altı, olmadı bir tık altı gibi düşünüyoruz. Bu resmi tedbir kararları. Bir de özel tedbir kararları alıyoruz. Burada da çocuğun devam ettiği resmi kurumun dışında takviye bir eğitim alması gerektiğine kanaat getirdiysek, ayda 8 saat bireysel, 4 saat grupla olmak üzere destek eğitim hizmeti kararı alıyoruz. Burada da aile RAM’dan aldığı eğitim raporuyla herhangi bir özel özel eğitim kurumuna gidip tercihini yapıp orada bu eğitimi alabiliyor. Burada aileye biz bu kurumu seçerken hassas olması gerektiğini, kurumun bu konuda profesyonel kişilerle iletişim halinde olup olmadığını alan mezunu insanları çalıştırıp çalıştırmadığını, çocukların eğitimiyle ilgili sağlıklı geri bildirim verip vermediğini sorgulamasını, kurumu bizzat görmesini tavsiye ediyoruz.

RAM’larda bir de rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri bölümü var. Okullarda devam eden öğrencilerimiz için herhangi bir psikolojik destek ihtiyacı varsa, okulun halledemediği bir boyut varsa bize müracaat edebiliyor. Buradaki uzmanlarımızla görüşebiliyorlar veya rehberlik hizmetleri kapsamında mesleki rehberlik, tercih danışmanlığı, kariyer rehberliği gibi hangi puanla hangi üniversiteye hangi liseye gidebilir gibi süreçlerde de RAM’lar destek verebiliyor.

Aileler eğitim hakları konusunda da buraya başvurabiliyor mu?
RAM’dan giden kararın bağlayıcılığı var ve karara hem okul öğretmenleri hem de veli itiraz edebiliyor. Burada kişi ve kurumların süreyi göz önünde bulundurması lazım. Çünkü itiraz için 60 ve 70 gün gibi sürelerimiz var. Yani 60 günü geçirdikten sonra o karar artık kesinleşmiş oluyor, kişi ve kurumlar bu kararı kabul etmiş oluyor. Bazen veli ve kurumların bu süreyi geçirdiğini görüyoruz. Buna dikkat etmeleri lazım. Gittiği kurumla ilgili sıkıntı yaşayıp bize gelen velilerimiz oluyor. Bunlarından kimilerinde bizzat yerine gidiyoruz, kurumu ziyaret ediyoruz. Mesela Down sendromlu çocuğun devam ettiği sınıftaki diğer veliler toplanıp bana gelmişlerdi ve çocuklarının psikolojisinin o down sendromlu çocuktan etkilendiğini söylemişlerdi, çocuğun sınıftan alınmasını istemişlerdi. Dinledim onları, kaygılarını anlamaya çalıştım, çok geri bildirim yapmadım. Bu arada da okuldaki öğretmeni ile görüştüm. Bir hafta sonra da down sendromlu çocuğun doğum günüymüş. Dedim ki, “siz velilerinize yönelik bir eğitim semineri planı yapın, RAM müdürü gelecek, çocuk iletişimiyle ilgili seminer verecek deyin.” O gün anneler geldi, ben iletişimden konuya girdim, sonrasında konuyu özel eğitime getirdim. Birkaç video, fotoğraf da göstererek, konuyu anlatarak biraz da duygu yüklü bir konuşma yaptım. Böylece velilerin yaptıkları hatanın farkında olmasını sağladık. Bu arada kapı açıldı, down sendromlu çocukla birlikte diğer çocuklar da içeri girdiler, doğum günü pastasını hep beraber üflediler, göz yaşları döküldü…

Ve veliler şu mesajı aldılar: “Bizim çocuklarımız farklı gelişim gösteren çocukları gördüklerinde daha kabullenici oldular, empati becerileri gelişti, hem kendi farklılıklarını hem diğer insanların farklı olabileceğini ve anlayış düzeylerinin gelişeceğini fark ettiler.” Bunun gibi uygulamalarımız oluyor. Mesela yine evde eğitim kararı verdiğimiz, evden çıkamayacak cam kemik hastalığı, lösemi gibi durumda olan çocuklarımız var. Bu çocuklara eve öğretmen gönderiliyor fakat bazen devlette görev yapan öğretmenler müsait olamıyor veya gönüllü bulmakta zorlanabiliyoruz. Bu noktada ben ders verdiğim üniversitelerde de bu duyuruyu yapıyorum, buraya gelen stajyerlere de duyuru yapıp gönüllü olarak evde eğitim alması gereken öğrencilere ders desteği verebileceklerini söylüyoruz. Okul müdürlerine ve öğretmenlere yönelik eğitimler veriyoruz, farkındalık arttırıcı eğitimler organize ediyoruz.

“Babalık semineri” projeniz devam ediyor mu? Bu seminerlerden de kısaca bahseder misiniz?
2006 senesinde “çocuğun iyi olma halini arttırmak için anne babanın iyi olma halini arttırmak gerekli” fikriyle okullara gittik ve anne-baba eğitimleri yaptık. Ama bu seminerlere sadece anneler geldi. Babalara da ulaşmamız gerekiyordu. Bu fikirle “ne yapabiliriz acaba” dedim ve babaların yüzde 90’ının Cuma günü camiye namaza gittiğini düşününce, “Acaba Cuma vaazı yerine babalık eğitimi verebilir miyim?” diyerek Zeytinburnu Müftüsü’ne gittim. Durumu anlatınca müftü güldü, “olmaz öyle şey” dedi ve “Siz ne mezunusunuz?” diye sordu. Psikolojik danışman olduğumu söyleyince de “ İlahiyat mezunu değilsen konuşamazsın” dedi. İzin çıkmayınca ben de ilahiyata kaydoldum ve bitirdim. Bu kez il müftüsünün yanına gittim, fikrimi anlattım. Çok beğendi ve bana valilik oluru yazdı. 2008 itibariyle istisnasız her cuma bir camide “aziz cemaat…” diye başlayarak 450.000 babaya babalık eğitimi verdim. Babalığın öneminden, dinimizin bu konuda söylediklerinden, çocuk iletişiminden bahsettim.