Bireylerde kalp damar hastalıklarının önlenmesi için toplam risklerihesaplanmalı ve risk arttıkça daha yoğun takip ve tedavi yapılmalı…

Yazı: Yrd. Doç. Dr. Murat Civan (Vital Hospital – Kardiyoloji Uzmanı)

Kalp ve damar hastalıkları tüm dünyada tıbbi nedenli ölümlerin en sık sebebidir. Kalbi besleyen koroner damarlardaki plakların bu damarda kan akışını engellemesiyle oluşan kalp krizlerinden, aort gibi ana atardamarlardaki duvar yırtıklarına kadar geniş yelpazeye sahip bir hastalık grubudur. Yapılan araştırmalar bu hastalıkların temelinde genetik özelliklerle birlikte çevresel etkenlerin de bulunduğuna işaret etmektedir. Bunların genellikle birden fazla risk faktörünün bir araya gelmesiyle oluştuğu bilinmekle birlikte genetik yatkınlığı olan kişilerde daha çocukluk döneminde bile damar cidarlarında yağlı çizgilenme şeklinde ilk plaklanmanın başladığı gösterilmiştir. Bu durumdaki bireylerde kalp damar hastalıklarının önlenmesi için toplam riskleri hesaplanmalı ve risk arttıkça daha yoğun takip ve tedavi yapılmalıdır.

RİSK DEĞERLENDİRMESİ
Bu hastalık grubundaki en önemli başlık olan koroner damar hastalığına bağlı ölüm oranları sadece risk faktörlerinde hafif düzelmeyle bile yarı yarıya azaltılabilir. Örneğin toplumdaki kalp damar hastalığı riskinin %1 azaltılması binlerce kişide hastalığın başlamasını önler. Bu da önemli bir halk sağlığı sorunu olan kalp damar hastalıklarıyla mücadelenin anahtarıdır.

Ailede erken koroner arter hastalığı öyküsü ve kalp damar hastalığı risk faktörleri olarak kabul ettiğimiz hipertansiyon, şeker hastalığı, sigara kullanımı ve yüksek kolesterol bulunan bireylerde ayrıntılı bir risk değerlendirmesinin mutlaka yapılması gerekir.
AİLE ÖYKÜSÜ
Ailede erken koroner arter hastalığı öyküsünden kastedilen birinci derecede erkek yakınlarda 55 yaşından önce ve birinci derecede kadın yakınlarında 65 yaşından önce ölümcül ya da ölümcül olmayan kalp damar hastalığı öyküsü bulunmasıdır. Görüldüğü gibi dayı, amca, nine, dede gibi akrabalardaki olaylar risk faktörü olarak ön planda düşünülmemektedir.

DÜZENLİ AKTİVİTE KALP SAĞLIĞINI KORUYOR
Düzenli fizik aktivite kalp damar hastalıklarından korunmanın temelini oluşturur. Bu sayede sadece kalp nedenli ölümlerde değil, tüm nedenlere bağlı ölümlerde de azalma olur. Her yaştaki tüm sağlıklı bireylere haftada en az 150 dakika orta yoğunluklu veya 75 dakika daha yoğun aerobik fiziksel aktivite önerilir. Orta yoğunluklu aktivite hızlı yürümek, düşük tempolu koşular, dans etmek, ip atlamak, yüzmek, masa tenisi oynamak, yavaş tempoda bisiklet sürmek gibi faaliyetlerdir. Daha yoğun fizik aktivite sırasında kişi nefesi kesilmeden birkaç kelimeden fazlasını konuşamaz. Tempolu koşu, basketbol, voleybol, tenis oynamak, step-aerobik derslerine katılmak, tempolu dans etmek gibi faaliyetlerdir. Riskli kişilerin yoğun fiziksel aktivite veya spora başlayacakları zaman efor testini de içeren bir muayeneden geçmeleri uygun olacaktır.

SİGARA RİSKİ ARTTIRIYOR
Sigaranın bırakılması kalp damar hastalıklarından korunmada en maliyet etkin yöntemdir. Sigara içmeyen kişileri korumak açısından, pasif sigara içiciliğinin de anlamlı risk taşıdığı bilinmelidir. Sigarayı bırakma merkezlerinden ve sigara bıraktırıcı ilaçlardan en üst düzeyde verim almak için çaba harcanmalıdır. Elektronik sigaralar, sigaranın bırakılmasına yardımcı olabilir ancak sigaralar gibi aynı pazarlama kısıtlılıkları getirilmelidir.

Hem fazla kiloluluk hem de obezite (şişmanlık) kalp damar hastalıklarına ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde artış ile ilişkilidir. Sağlıklı kiloya ulaşma, tansiyon, şeker, kolesterol gibi bünyesel risk faktörlerini de olumlu etkiler ve riski azaltır. Sağlıklı vücut ağırlığı, vücut kütle endeksinin 20 ile 25 kg/m2 arasında olduğu kilodur (vücut kütle endeksi kilogram cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle bulunur, yani kg/m2). Sağlıklı bir diyet kalp damar hastalıklarından korunmanın temel taşı olarak tüm bireylere önerilir.

KOLESTEROLA DİKKAT!
Yüksek LDL kolesterol düzeylerinin damar sertliğine yani ateroskleroza neden olduğu günümüzde kanıtlanmış bir gerçektir. Bu nedenle LDL düşürülmesi ana hedeftir. LDL’ye alternatif olarak HDL dışı kolesterol de hedef olarak kabul edilebilir. Kolesterol ilaçlarının kullanımı için hastadaki kalp hastalıkları geçmişi ve diğer risk etkenleri göz önüne alınır. Örneğin kalp krizi geçirmiş bir hastaya LDL 100 mg/dl iken bile ilaç başlamak gerekirken, hiçbir risk etkeni bulunmayan birine LDL 190mg/dl olduğu halde ilaç verilmeyebilir.

Kan basıncındaki yükseklikler, kalp ve beyin damarlarına bağlı gelişecek hastalıklar için en ciddi risk faktörüdür. Tedaviden elde edilecek yararı ilaç türü değil esas olarak tek başına tansiyondaki düşüş belirler. Ancak hastanın diğer hastalıklarına da fayda edebilecek kişiselleştirilmiş bir tansiyon tedavisi üzerinde durulmalıdır. Çoğu hastada tam bir tansiyon kontrolü için çoklu ilaç tedavisi gerekir. 60 yaşın altındaki tüm hipertansif hastalarda hedef 140/90 mmHg altıdır. 60 yaşın üzerinde sistolik kan basıncının biraz daha yüksek olmasına izin verilebilir. Hipertansiyon tanısı ve tedavinin takibi için sadece birkaç ölçümle yetinilmemelidir. Gerekirse ev ölçümleri yanında 24 saatlik tansiyon ölçüm cihazları kullanılabilir.

ŞEKER HASTALIĞI
Son yıllarda, ülkemizde ve bütün dünyada şeker hastalığı görülme sıklığının arttığı anlaşılmaktadır. Şeker hastalığı pek çok organda harabiyet yaptığından tıptaki birçok uzmanlık dalının birlikte çalışacağı bir yaklaşımı gerektirir. Küçük damarlarda ve büyük damarlarda ortaya çıkabilecek bozukluklar körlükten böbrek yetmezliğine, felçten ciddi kalp damar hastalıklarına kadar pek çok hastalığa yol açabilir. Şeker hastalarında kalp damar hastalıklarının önüne geçebilmek için üç aylık ortalama kan şekerini gösteren HbA1C hedefi 7’nin altında tutulmalıdır. Bu amaçla gerekiyorsa insülin kullanımından kaçınılmamalıdır. Şeker hastalarında LDL ve kan basıncı hedefleri de daha düşük tutulmaktadır.

Kalp damar sağlığı konusunda özellikle birinci basamak hekimlerine ve kardiyoloji uzmanlarına çok iş düşmektedir. Son 30 yılda kalp damar nedenli ölümlerde görülen azalma, başta kolesterol, tansiyon ve sigara kullanımın azalması olmak üzere toplumdaki risk faktörlerindeki değişiklikler ve kardiyoloji alanındaki gelişmelere bağlanabilir.

Son zamanlarda yükselişte olan obezite ve şeker hastalığı da iyi bir şekilde kontrol altına alındığında bu mücadeledeki başarı daha da artacaktır.