Yüzmede Türkiye ve Avrupa dereceleri bulunan, İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçen ve Iron Man yarışmasını bitiren otizmli sporcu Can Demirci’nin hikâyesini, annesi Sevim Demirci ve antrenörü Duran Arslan’ın ağzından dinledik.

Sevim Hanım, Can otizm tanısı nasıl aldı?

3 yaşındaydı. Bazı doktorlar “otizm”, bazıları “tam otizm değil” diyordu. Ama Çapa’da yüzde 80 otizm tanısı aldı. Çok hırçındı. Sürekli saldırıyordu. Denemediğimiz hiçbir şey kalmadı. Her şeyi denedik. Bu arada biz de hırpalandık. Can bizim umutsuzluğumuzu, mutsuzluğumuzu hissediyordu. Onun için en çok da ben “Kendime çekidüzen vermeliyim!” diye düşündüm. Kız kardeşi de vardı. O da gözümün içine bakıyordu. En büyük şansımız zaten kızımın abisini kabullenmesi. Hayatımızı kolaylaştırdı.

Nasıl?

Çoğu çocukta mesela, ikinci çocuk otizmliyse büyük kardeş kabul etmiyor. Aile bu durumda daha zor durumda kalıyor. Kızım Can’dan sonra dünyaya geldi. Bu bizim için bir avantajdı belki. Ya da kızımın daha anlayışlı olması bizim şansımızdı. Yardımcı olmak yerine daha hırçın olabilirdi. Asla öyle olmadı. Hep destek oldu. Ben Çağla’ya sormadan bir şey yapamaz oldum.

Çağla kaç yaşında? Can ile aralarında kaç yaş var?

Can 90 doğumlu, Çağla 95…

Can’a dönmek istiyorum biraz. Can, kardeşinle aran nasıl?

Kardeşimle aram iyi.

Mesela birlikte ne yapmaktan hoşlanırsınız?

Çağla bana mısır patlatıyor. Çok öpüyor beni. Beni çok seviyor.

Ne kadar şanslısın! Kardeşini de gördüm, güzel bir kız. E tabi annen güzel, baban yakışıklı…

Evet babam çok yakışıklı! (gülüşmeler)

Peki sen babana mı benzedin?

Evet babama benzedim.

Can bir günün nasıl geçiyor?

Sabah kalkıyorum, kahvaltı yapıyorum. Annem beni hocaya bırakıyor. Hoca da beni yüzdürüyor. Antrenmandan sonra eve getiriyor. Evde de ben akşam yemeği yiyorum.

Yüzme iyi geliyor mu sana?

Yüzme bana iyi geliyor.

Seviyor musun peki?

Evet yüzme çok güzel.

Sevim Hanım, Can’ın çocukluğu nasıl geçti?

Mutlu bir çocukluk aslında. Bizim çocukluğumuz çok mutlu geçtiği için ben de bunları çocuklarıma yaşatmak istedim. Tabii elimden geldiğince. Zor bir çocuk olunca nasıl mutlu edeceğimi bilemiyordum. Dediğim gibi önce kendim iyi olmam lazım diye düşündüm. Oksijen maskesini önce kendime, sonra Can’a takmalıydım.

Sizin kendinizi toparlamanız ne kadar zaman aldı?

Tanıyı alır almaz toparladım. Belki pozitif bir insan olduğum için de olabilir. Tanısı konunca rahatladım. Ama içimde hala düzelecek diye bir his var. O düşünce asla benden gitmedi.

Can’ın otizmi yüzde 80’den yüzde 40’a geriledi dediniz. Bunu başarmasını sağlayan şey neydi?

Sevgi… Çocuk anne baba ve kardeşin olduğu bir ailede büyümeli. Anne baba ise yapmacık bir şekilde iyiymiş gibi davranmamalı, “Ben gerçekten iyi olmalıyım ki çocuğum da iyi olsun” demeli. Bunun yanı sıra ona ne iyi gelir diye düşündüm. Sürekli araştırdım. B vitamini ve folik asit takviyesi yaptım. Hem besinlerden hem dışarıdan vitamin desteği verdim. Beslenmesine yıllarca dikkat ettim. Onun da etkisi olduğuna inanıyorum. Can’da bayağı ilerleme oldu.

Sanırım bir de yüzme… Yüzme sizin hayatınızı nasıl etkiledi?

“Sapanca Kırkpınar’da bir spor okulu var” dediler. Can asla burada durmaz diye düşünüyordum. Nereye gitse geri geliyordu. Artık son noktadaydı. Çok kilo almıştı, 145 kiloydu. Kullandığı ilaçlar iştahını açıyordu. Can, önceki dönemde de verdikleri ilaçtan bir deri bir kemik kalmıştı. O çok daha vahimdi. Gözümüzün önünde eriyordu. Kendisini odasına kilitledi. Dört ay boyunca yemedi içmedi, uyumadı. O bizim için en zor dönemdi. Bu son kullandığı ilaç ise iştahını açtı. Durduramıyorduk çocuğu. Sonra Sapanca’ya gittik. “Biz veli almıyoruz. Siz gidin çocuğu bize bırakın” dediler. Biz de yakınlarda bir yer tuttuk. Can orada gece gündüz spor yaptı ve 6 ayda şimdiki kilosuna ulaştı.

Spor yapmayı sevdi demek ki…

Spor yapmayı seviyor zaten. Kiloların yarısını ilacı bırakınca, yarısını sporla halletti. Yoksa mümkün değil. Ama sevgi her şeyin ilacı. Çocuğa sevgiyle bakıyorsunuz acayip mutlu oluyor. Başarı da ardından geliyor. Hepsi birbiriyle bağlantılı.

Can en çok yüzmeyi mi seviyor?

Bisiklet sürmeyi de çok seviyor. Bisiklette daha iyi hatta. Evde küçücüktü, bisiklet kullanıyordu.

Can sana bir soru sorabilir miyim? Bir hayalin var mı?

Hızlı yüzmek, koşmak…

Sevim Hanım, Can tanı aldıktan sonra özel eğitime başladınız mı?

Yıllarca özel eğitime götürdük. Pedagoglar, psikologlar, özel eğitimler… Fakat okula gitmeyi istemedi. Ben saatlerce bekliyordum. Kalemi elinde tutsun diye saatlerce yan sırada bekliyordum. İstemiyordu. Pedagoglar da “Zorlamayın” dedi. Sonra bir gün 16 yaşında “Ben okula gitmek istiyorum” dedi. İki ayda okuma yazmayı söktü. Sonra yine gitmek istemedi.

Yüzme dışında en çok ne yapmayı seviyorsun?

Can Demirci: Ailemle sinemaya gidiyorum.

Sevim Demirci: Belgrad Ormanı’nda yürüyüş yapıyoruz. Karşıya geçiyoruz, vapura biniyoruz.

Şunu da sormak istiyorum. Can’dan sonra ikinci çocuğa nasıl karar verdiniz?

Büyük cesaret aslında. Doktorum da bunu söyledi. Eşim “Asla olmaz giderim” dedi. Ben de “güle güle” dedim. (gülüşmeler) Çünkü kız çocuk çok istiyordum. İyi ki de olmuş. Nasıl dilediysem kız oldu. Ve gerçekten o olduktan sonra hayatımız değişti. Kızım çok büyük destekçiydi.

Can’a otizm teşhisi konduğu zaman en çok zorlandığınız şey ne oldu?

Başından beri hep zordu. Kızım doğduğunda Can’dan uzak tutmak zorundaydım. Can istemedi ilk önce Çağla’yı çünkü. O yüzden asla kucağımdan indirmedim. Bir yandan da Can ile ilgilenmem gerekiyordu.

Güçlü durmayı, otizmle başa çıkmayı nasıl başardınız?

Sabırlı bir insanım. Bir de herkesin hayatta bir hobisi olmalı. Benimki müzik. Müzik olmasa ben belki de bu kadar iyi olmazdım. Korolarda çıkıyorum. Sürekli TRT Nağme dinlerim. Ben doğdum doğalı radyo hep açıktır.

Buradan sizinle aynı durumda olan anne babalara tavsiye niteliğinde söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizler sabırlı olmak zorundayız. Sevgi en büyük ilaç. Baktım sevgiyle yaklaşınca çocuk mutlu. Mutlu çocuk başarılı çocuktur. Bir de spor. Kesinlikle hayatlarında spor olmalı ki bu çocuk enerjisini harcayabilsin.

Duran Arslan (Can’ın antrenörü)

Sizi tanıyabilir miyiz?

20 yıldır özel çocuklarla çalışıyorum. 1.5 yıldır Spor Bakanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri Spor İl Müdürlüğü’nde çalışmaktayım. Bu çalıştığım yerde sosyal güvencesi olmayan çocuklara ücretsiz eğitim veriyoruz. Bu grubun içinde bedensel ve görme engellilerin yanı sıra otizmli, downlu gibi mental retardasyonu olan çocuklar var. Can ile yaklaşık 3.5 yıldır birlikte çalışıyoruz. Girmiş olduğu branşlarda Türkiye rekorları olan Can, en son Avrupa Şampiyonası’nda üçüncü oldu. Geçen yıl da ikinciydi. 2017’de biz Iron Man yarışlarına da katıldık. Dünyanın en zor yarışlarından birisi; 3.5 km yüzüyorsunuz, sonra 90 km bisiklete biniyorsunuz, ardından 22 km koşuyorsunuz. Can bu yarışı tamamladı ve ilk 100’e girdi. Yalnız orada şöyle enteresan bir şey oldu: Özel çocuk olduğunu söylememize rağmen bizi parkura sokmadılar. “Yarışı bitirebilecekse katılsın” dediler. Biz de bitirebileceğine inandık. “Sen yarışı bitirdikten sonra biz yarış alanında olacağız, bizi orada bulursun” dedik. Can 3,5 km yüzdü, sonra 90 km bisiklete bindi, 22 km koştu. Bizi bitiş alanında bulamayınca tekrar 22 km daha geri koştu! Çünkü bisiklet alanında olduğumuzu düşünmüş. Bir de eline 250 ml su vermiştik. “Can koşarken bunu içebilirsin” dedik. Can o komutu tam alamamış. Neyse koşuyor, sonra bisiklete biniyor sonra tekrar koşuyor. Hiç suyu içmemiş. Beni gördüğünde elinde hala o şişe, suyu gösterip “İçebilir miyim?” demişti.  Böyle bir macera yaşadık.

Ondan sonraki yarışta Çanakkale Boğazı’nı geçtik. Orayı geçen ilk otizmli çocuktu. Normal gelişimli kendi yaşıtı çocuklar arasında ilk 10’a girdi.

Çoğu insan Can’ı Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışması’na alınmayan otizmli genç olarak tanıdı. O olay nasıl gelişti?

Son gün Can’ı otizmli olduğu için yarışa almak istemediler. Milli Olimpiyat Komitesi sizin çocuğunuz özel, bununla ilgili Bedensel Engelliler Federasyonu’na başvurmanız gerekiyor dediler. Biz de oranın teknik kuruluyla görüşme yaptık. “Tamam deneme yapalım geçerse sıkıntı yok” dediler. Sonra bununla ilgili deneme için onları aradık. O zaman da “Deneme yapmamıza gerek yok, Can zaten milli sporcu. Nasıl yüzdüğünü de biliyoruz. Can’ı getirmenize gerek yok. Biz onu listeye ekledik.” dediler. En son Milli Olimpiyat Komitesi’ni aradık, Can’ın isminin listede olmadığı söylendi. Sonra tekrar Bedensel Engelliler Federasyonu’nu aradık. Onlardan da “Biz onu listeye yazdık, onların haberi yok” cevabı geldi. Meğerse Milli Olimpiyat Komitesi’ne resmi mühürlü bir yazı gitmesi gerekiyormuş. Biz de bunun üzerine federasyon başkanıyla görüşüp onaylı bir şekilde başvurumuzu gönderdik. Gönderdikten sonra, Milli Olimpiyat Komitesi’nden “Son gün, federasyon başkanı da gönderse kabul etmiyoruz” dediler. Yarıştan bir gün önce Ceyda Düvenci, Haluk Levent gibi ünlüler Can’ın yarışa giremeyeceğini öğrenince sosyal medyadan bir hareket başlattı. Ondan sonra Can yarışa kabul edildi ve yüzerek 6.5 km İstanbul Boğazı’nı geçti. Ama biz Can’ı “Yarışa gireceksin, birinci olacaksın diye bir motivasyona sokmadık. Sadece “Yarışı bitir” dedik. Öyle yapmış olsaydık kendi yaş grubunda ilk üçe girerdi. Çünkü Can, sizin görebileceğiniz en güçlü çocuklardan birisi. Konsantrasyonu çok iyi ve verdiğiniz komutları çok iyi alıyor. Can bu sene 42 km maraton koştu.

İlerisi için Can ile ilgili hedefleriniz neler?

Benim Can’la ilgili en büyük hayalim, onu 2019’da Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’na sokmak. 800 km’lik uluslararası bir yarış olan bisiklet turnuvası, günde yaklaşık 160-180 km’lik bir parkur ve beş gün boyunca sürüyor. Bir de Manş’ı geçen ilk otizmli çocuk olmasını istiyoruz. Can’ın potansiyeli çok iyi. Hangi spor branşına yönlendirmek isterseniz hemen ona adapte olabiliyor. İnanılmaz yetenekleri var. İyi yönlendirirseniz yapamayacağı şey yok.