Üçüz çocuklarından ikisi otizmli olan @engelsizbaba ile konuştuk.

Üçüzlerin olmasını bekliyor muydunuz?

Aslında zaten ikiz bekliyorduk. Eşim tüp bebek tedavisi ile hamile kalmıştı. Fakat sonra ikizlerimizden biri bölündü. Bölününce de ikisi tek yumurta ikizi oldu. Sonrasında da bebeklerimizin kalp atışlarını dinlemeye gittiğimizde üçüz olduklarını öğrendik.

Büyük bir şaşkınlık olmuştur muhakkak…

Hem de nasıl!

Peki, ikizleriniz için  otizm tanısını ne zaman aldınız?

Eşim hemşire, bebeklerimiz on iki aylıkken biz bir bebeğimizden şüpheleniyorduk. Onda bazı belirtiler daha belirgindi. “Bu çocukta bir şey var,” diye düşünüyorduk. Fakat erkek çocuk geç konuşur, geç yürür, geç iletişim kurar diye genel bir intiba var ya, o yüzden çok emin olamadık. Ama yine de üçünü de bir çocuk psikiyatrisine götürdük. On beş aylıkken doktora gittik. İlk etapta ikisini de yaygın gelişimsel bozukluk tanısı konuldu. Sonrasında iki buçuk yaşına doğru atipik otizm tanısı aldık.

Şimdi ne durumdalar?

Neredeyse on yedi aylıktan beri üçü de kreşe gidiyorlar. İki buçuk yaşından beri de hem özel eğitim hem de kreşe devam ediyorlar. Bu yıl yedi yaşındalar. Normal gelişen oğlumuz geçen yıl okula başladı. Öteki oğullarımızdan biri de kaynaştırma eğitimine başladı, diğeri de özel alt sınıfa devam ediyor. Kaynaştırmaya giden okumayı öğrendi. Özel alt sınıftaki oğlumuz da harfleri öğrendi. O da bazı kısa kelimeleri okuyor ama ikizi ile aralarında sanki bir sene varmış gibi şu anda. Onun geçen sene yaptığı her şeyi o şimdi yapıyor.

Hayatınızda neler değişti bu sırada?

Kendimizi unuttuk bir yerde. Asıl yük tabii annenin omuzlarında ama ben de elimden geldiğince ona destek olmaya çalışıyorum. İkimiz de çalışıyoruz. Başlarda psikolojik olarak çok yorulduk ama bu süreci kabullenmek çok önemli malumunuz. Bizim ilk yaptığımız şey bu durumu kabullenmek oldu. Bu şekilde yaşamaya devam edeceğiz ve öncelikle başaracağımız şey de onların kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamak. Buna yönelik uğraşıyor, çabalıyor ve koşturuyoruz.

Tipik gelişen oğlunuzun otizmli kardeşleri ile ilişkisi nasıl?

Zaman zaman otizmli kardeşlerine göstermek zorunda olduğumuz ilgiden dolayı ufak tefek kıskançlıklar yaşadı. Ama bunu iyi bir dengeye oturttuğumuzu düşünüyorum. Çok büyük problemler yaşamadık aksine o da durumun çok farkında. Onlarla iletişim kurmaya, oynamaya çalışıyor. En son biz arabada seyahat ediyorduk, arka koltukta kikirdeme sesleri duyunca “Ne oluyor?” dedim. “Kemal’i yanağından öpüyorum, o da gülüyor,” dedi. Yani onlara sevgisini gösteriyor, yardımcı olmaya çalışıyor, yapamadığı şeyler için destek olmaya çalışıyor. “Hadi birlikte yapalım, birlikte oynayalım,” diyor mesela. En büyük yardımcımız diyebilirim.

Bazı aileler, bizim çocuklarımız otizmli çocukların davranışlarını taklit ediyor. ‘Huyları değişiyor, davranışları bozuluyor,’ diyerek farklı gelişen çocukları kaynaştırma eğitiminde istemiyor. Sizin iki otizmli kardeşi olan tipik gelişen bir oğlunuz var. Onların davranışlarından etkileniyor mu?

Hiç böyle bir şey yok.  Bunları kim söylüyorsa çok bilmiş arkadaşlar. Maalesef anne babalar otizmli çocuklar ve kaynaştırma çocukları konusunda acımasız davranıyorlar. Kaynaştırma bizim çocuklarımız için ne kadar önemliyse bence ters kaynaştırma da normal gelişen çocuklar için o kadar önemli. Çünkü onlara saygı göstermek, onlarla birlikte yaşamak, aynı hayatı paylaşmak durumunda olduklarını öğreniyorlar. Böylece insanlara yaklaşımları çok değişiyor. Kaynaştırmada olan oğlumun sınıfındaki normal öğrenciler, Kemal’in ekolalilerini taklit etmedi. Problem davranış olarak görülebilecek oyuncakları ağzına alma gibi hareketleri olmadı. Normal gelişen oğlumuzla kardeşleri yedi yıldır aynı evi paylaşıyorlar. Hiçbir zaman Tuğra onların davranışlarını taklit etmedi. Aksine onlar Tuğra’dan bir çok şey öğrendiler. Oyun oynamayı, eğlenmeyi, koşmayı, saklanmayı…  Dolayısıyla diğer çocukların olumsuz etkiledikleri savı bana çok saçma geliyor.

Siz baba olarak, tam da bir baba nasıl olmalıysa öyle davranıyorsunuz. Fakat bu o kadar nadir rastlanan bir şey ki… Diğer babalara bu konuda ne söylemek istersiniz?

Çok teşekkürler. Dediğim gibi asıl yük annelerinin üzerinde ama onun yükünü bir parça hafifletebiliyorsam ne mutlu bana.  Erkekler eğer evlendiklerin bir çocuk sahibi olmaya karar veriyorlarsa bu sorumluluğu üstlenip bunu hayatlarının içerisine sokmak zorundalar. Kaçmak bir çözüm değil. Bir canı dünyaya getirip “Aman ne hali varsa görsün,” deyip bir kenara kaçmak çok yanlış. Annenin üstündeki yükü azaltmak bizim en büyük sorumluluğumuz. Çünkü psikolojik olarak en  çok anneler etkileniyor. Çocukları ile aralarında hamile kaldıklarından itibaren kurulan bir bağ var. Babalar her ne kadar daha güçlü görünseler de aslında hiç de öyle değiller. Anneler bizden çok daha güçlü. O yüzden lütfen babalar çocuklarından uzak kalmasınlar. Çocukların babalarından öğrenmeleri gereken şeyler de var. Sevgiyi ya da kucaklamayı çocukların sadece anne ile paylaşmaları, bunu sadece kadınla özdeşleştirmeleri durumu ortaya çıkabilir. Bunu yapmasınlar. Arkadaşlarımızla beraber çektiğimiz bir video var, orada da söylediğim bir şey var. Oynarken kokularını içlerine çekmedikleri çocuklar için gelecekte keşke bunu yapsaydım demek çok büyük pişmanlık, artık çok geç olacak.