Yazı: Trakya Üniversitesi İ.İ.B.F. Kamu Yönetimi Bölümü Hukuk Bilimleri A.B.D. öğretim üyesi Doç. Dr. Selda ÇAĞLAR

Engelli çocukların genel eğitim sisteminden etkili biçimde yararlanabilmeleri için sistemin içinde gerekli ihtiyaçları karşılanmalı, makul uyumlaştırmalar yapılmalı, böylece normal eğitimlerine devamları sağlanmalıdır…

Eğitim bir insan hakkıdır ve temel bir hak olarak evrensel ölçekte kabul görmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde eğitim, ilk kez bir hak olarak tüm yönleriyle düzenlenmiştir. Buna göre eğitim;
Herkes için bir haktır.
En azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır.
İlköğretim zorunludur.
Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır.
Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır. (madde 26/1)
Eğitimin herkes için bir hak olarak kabul edilmesi, bu haktan ırk, renk, cins, sosyal ve ekonomik statü, siyasi ve dinsel kimlik farkı gözetilmeksizin ya da engelli/engelsiz ayrımı yapılmaksızın tüm insanlar için bir hak olması anlamına gelmektedir. Ayrımcılık yasağı ve eşitlik olarak ifade edebileceğimiz bu ilke, Bildirge’nin 2. maddesinde “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir” denilerek açıkça ortaya konmuştur.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ardından eğitim, UNESCO Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme, Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (ESKHS) ve Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS) ile Avrupa Konseyi İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS)’nin 1 No’lu Ek Protokolü ve Avrupa Sosyal Şartı (ASŞ) gibi evrensel ve bölgesel ölçekli insan hakları belgelerinde de bir hak olarak kabul edilmiş, zengin bir kapsam ve içerikle düzenlenmiştir. Eğitim hakkının uluslararası sözleşmelerle düzenlenmesinin en önemli sonucu, bu sözleşmelere taraf olan devletlerin bu hakkı kendi ülkelerinde tanımak, korumak ve yerine getirmek zorunda olmalarıdır. Bu nedenle dünya devletlerinin büyük bir çoğunluğu eğitimi kendi anayasalarında ve yasalarında temel bir hak olarak tanımıştır.
Eğitim hakkı, hak kategorileri arasında sosyal, ekonomik ve kültürel haklar arasında değerlendirilmektedir. Bu kategoride yer alan hakların yerine getirilmesi diğer hak gruplarına göre devletlere çok daha fazla yükümlülük ve külfet getirmektedir. Zira, devletler insani ve mali kaynaklarını seferber etmez, uygun plan ve programları harekete geçirmez ise eğitim ve diğer sosyal haklar korunamaz ve kullanılamaz. Bu nedenle de devletler, çoğu zaman ekonomik imkan ve koşullarını ileri sürerek bu hakları uluslararası alanda tanınan ilke ve standartlara uygun bir kapsam ve içerikte yerine getirmekten kaçınmakta; iç hukuk düzenlerinde sosyal hakları daha dar kapsamda düzenlemeyi ve devletin yükümlülüklerini sınırlamayı tercih etmektedirler.
Bununla bağlantılı olarak, eğitim ve diğer sosyal hakların hayata geçirilmesi ile ilgili ayrımcılık ve eşitsizlik iddiaları diğer hak kategorilerine göre daha yaygındır. Ayrımcılık hukuken yasaklansa ve hukuki eşitlik anayasayla güvencelense de, dezavantajlı toplumsal gruplar için özel önlemler alınmadığı sürece ayrımcılık ve eşitsizlik fiili bir olgu olarak varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Kısacası eğitimin uluslararası ve ulusal hukuk düzenlerinde bir hak olarak kabul edilmesi, bu haktan herkesin eşit olarak yararlandığı anlamına gelmemektedir. Zira dünyada engelli olduğu için ya da dil, din ve etnik kökenleri farklı olduğu için, mülteci olduğu veya ekonomik koşulları elvermediği için eğitim hakkını hiç ya da diğerleri gibi kullanamayan milyonlarca çocuk bulunmaktadır. Dünya nüfusunun yaklaşık %10’u engellidir. 1990 yılında Jomtien’de yapılan Herkes İçin Eğitim Dünya Konferansı’nda, dünyada 600 milyon engelli olduğu ileri sürülmüştür. BM’in hesaplamasına göre, bu rakamın içinde yer alan 15 yaşın altındaki 150 milyon çocuğun ancak %2’si eğitim alabilmektedir. Yakın dönem araştırmalarına göre eğitim alabilen engelli çocuk sayısında artış gözlenmiştir. Veri toplama ve istatistik geliştirme konusunda daha başarılı olan gelişmiş ülkelerden alınan sonuçlara göre, 115 milyon engelli çocuğun 40 milyonu okula gitmemektedir. Bu durumda, engelli çocukların yaklaşık 1/3’ünün okula hiç kaydedilmediği ya da okulu bırakmış olduğu söylenebilir. Bu oran, normal çocuklar için geçerli oranın iki katıdır. 2007 verilerine göre; 6 ila 11 yaş arası olup eğitim alamayan 77 milyon çocuğun 1/3’ü bir engele sahiptir. Dünya ölçeğinde kalabalık bir nüfus olmalarına rağmen, engelliler insan hakları açısından ihmal ya da inkar edilen bir grup olarak yaşamak zorunda bırakılmıştır. Bu vahim tabloyu değiştirmek, engelli çocukların eğitim düzey ve oranlarını yaşıtlarıyla eşitlemek ya da en azından dengelemek için eğitim hakkının engellilere özgü yorumunu geliştirmek kaçınılmaz olmuştur. Çünkü yukarıda sözü edilen insan hakları sözleşmeleri de bu grubun haklarını korumaya yetmemiştir. Bu durumun yıllardır farkında olan Birleşmiş Milletler sadece bu gruba özgü bir insan hakları sözleşmesi yürürlüğe konmadığı sürece, engellilerin insan haklarını kullanamayacağı düşüncesiyle çalışmalara başlamış, 2006 yılında Engelli Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiştir.
Engelli Hakları Sözleşmesi, engellilerin eğitim hakkını oldukça uzun ve kapsamlı bir madde ile düzenlemiş, bu konuda devletlerin alması gereken tüm tedbirleri adım adım açıklamıştır. Sözleşme, engelli çocukların eğitimin tüm seviyelerine katılımlarının sağlanmasına öncelik vermiş (m.24/2,a), bunu gerçekleştirmenin en iyi yolunun da, çocuğun yüksek yararına odaklanmak olduğunu belirtmiştir (m.24/2,b). Diğer yandan engellilerin engelsiz çocuklarla birlikte, aynı programlarda eğitim görmesi anlamına gelen bütünleştirici (kapsayıcı) eğitim felsefesi kabul edilmiştir. UNESCO “kapsayıcı eğitim”i, eğitim hakkının kullanılmasına engel olan faktörleri belirlemek, eğitimin içinde yaşanan dışlanmaları azaltmak ve öğrenmeye katılımı arttırmak için tüm öğrencilerin farklı ihtiyaçlarının belirlenmesi ve karşılanmasını ifade eden bir süreç olarak tanımlamıştır. Engelli Hakları Sözleşmesi de bu tanımdan hareketle eğitimin, engelli bireye uyarlanmış, destekleyici tedbirler alınmış, çocuğun akademik ve sosyal gelişim becerilerini en üst düzeye çıkaracak ortamlarda verilmesi gerektiğine hükmetmiştir (m.24/2,e). Engelli çocukların genel eğitim sisteminden etkili biçimde yararlanabilmeleri için bu sistemin içinde gerekli ihtiyaçları karşılanmalı, makul uyumlaştırmalar yapılmalı, böylece normal eğitimlerine devamları sağlanmalıdır (m.24/2,c,d). Bu eğitim sisteminde bütünleştirilmiş eğitimden (integrated education) farklı olarak, engelli çocuklar normal okul düzenine uyarlanmaz, okul düzeni engelli çocuklara uygun hale getirilir. Kısacası, Sözleşme’nin eğitim hakkına ilişkin temel felsefesi, eğitim hakkının engelliler tarafından kullanılır hale getirilmesinin tek ve etkili yolunun bütünleştirici (kapsayıcı) eğitim olduğudur.

Bir sonraki yazımızda bütünleştirici (kapsayıcı) eğitimin ne anlama geldiği ve nasıl hayata geçirileceği konusu ile Türkiye’deki yasa ve düzenlemelerin bu yönde bir eğitime uygun olup olmadığını değerlendireceğiz.