Bu sayıda size, son yıllarda pek çok ailenin hayatını etkileyen disleksiden bahsetmeye çalışacağım.

ÖÇED Başkanı Parin Yakupyan yazdı. 

Dünyada disleksiden etkilenen 700 milyon birey olduğu tahmin ediliyor. Disleksi, bireyin normal zeka düzeyinde olmasına rağmen dil, okuma, ve yazma becerilerinde sorunlar yaşamasına neden olan bir özel öğrenme güçlüğüdür. En yaygın görülen türü beynin sol beyin kabuğunun tarafında görülen işlevsel bozukluktur. Disleksi ile mücadele edilmezse ileride daha büyük psikolojik problemlerle karşılaşılabiliyor. Disleksinin nedenine dair en büyük kanı ise genetik ve çevresel faktörlerin neden olduğudur.

Disleksi belirtilerini önceden verse de, genellikle okul çağında fark ediliyor. Okumadaki güçlüğe disleksi, yazmadaki güçlüğe disgrafi, matematik alanında yaşanan güçlüğe diskalkuli deniyor. Bunlar ayrı ayrı görülebileceği gibi, bir arada görülebildiği durumlar da var. Disleksinin belirtileri genel olarak:

  • Geç konuşma
  • Renklerin, şekillerin ve sayıların isimlerini hatırlamada güçlük yaşama
  • Yeni kelimelerin öğrenmesinde zorluk yaşama
  • Harfleri anlamada güçlük çekme
  • Benzer eş sesli harfleri karıştırma
  • Harfleri ve rakamları ters yazma
  • Harflerin sırasını atlama
  • Hece tekrarları yapma
  • Okurken alt satıra atlarken zorluk çekme
  • Okuma faaliyetlerinden kaçınma
  • Harfleri okurken, yazarken harflerin sırasını değiştirmedir.

Bir bireyin disleksi tanısı alması hiçbir zaman dünyanın sonu değildir. Genellikle aileler toplumsal baskı sebebiyle tanı almaktan her zaman çekiniyorlar. Bu süre zarfında da çocuk ya hiçbir destek almadan ya da yanlış ellerde zamanından kaybederek yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Tanısız ve özel eğitimsiz geçen süre çocuğa olumlu katkılardan çok, olumsuz özellikler ve davranışlar yüklüyor.

Dersi anlamadığı için derslere olan ilgisi azalıyor. Bu süreçte genellikle sınıfta yaramaz öğrenci olarak nitelendiriliyor. Ayrıca okuma ve yazmada yaşadığı güçlükten ötürü sınıfta akranları arasında alay konusu olabiliyor. Bu durum bireyde özgüven eksikliğine yol açıyor. Derslerde oluşan yetersizliklerini bastırmak, gizlemek adına davranış problemlerini perde olarak kullanabiliyor. Bu da çocuğun yanlış anlamlandırılmasına neden oluyor.

Bu süreçte aile ise genellikle çocuğa baskı kuruyor. Olumsuz pekiştireçlerle çocuğun özgüveni daha çok zedeleniyor. Aile içi baskıdan bunalan çocuk, yanlış arkadaş seçimleri ve davranışlara yönelebiliyor.

Aslında toplumsal olarak en büyük sorunumuz tanılama sürecinden kaçınmamız. Bir bireyin tanısı olması onun “Ahmet, Ali, Ayşe, Asuman, Can, Buse” olduğu ve asıl önemlisi evladınız olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.

Birilerin bir şeyler demesinden ziyade oluşan durumla bilinçli mücadele etmediğiniz takdirde problemlerin büyüyeceğini ve çözümünün zorlaşacağını unutmayın. O zaman da problemlerle elalem değil yine ebeveynleri olarak siz mücadele edeceksiniz. Sorunun daha kolay ve daha mücadele edilebilir kısmında fark etmek varken, sorunun çözümüne daha az enerji ile varmak varken, sorunları büyütmenin ve çözümsüzlüğe itmenin kimseye bir faydası olmayacaktır.

Değerlendirme esnasında tanıştığım; özgüveni yerle bir olmuş, davranış problemleri yaşayan olmuş nice çocuk gördüm. Hepsinin feda edilişi hep aynı senaryo üzerine kuruluydu, “ne derler”,  “tanı geleceğini etkiler”… Görmezden gelince sorunlar çözülmüyor aksine büyüyor. Ne der, dediğiniz elalem bu çocuğun neyi var diyor. O yüzden sizler kişilerin ne dediğinden ziyade uzmanların size ne dediğini önemseyin. Gördüğünüz sorunların çözümlerini arayın. Tanı son değil, çözüm yolunun başlangıcıdır.

“Bilinçli mücadele etmediğiniz takdirde problemlerin büyüyeceğini ve çözümünün zorlaşacağını unutmayın. O zaman da problemlerle elalem değil yine ebeveynleri olarak siz mücadele edeceksiniz.”

Disleksi ile Mücadele

Peki, disleksi ile nasıl mücadele edilir? Bu kısımdan biraz bahsedelim. Erken tanının önemi burada da en önemli faktörlerden biridir. Erken tanı ve bireye uygun eğitim tekniklerinin belirlenmesi, uygun öğrenme stratejilerinin belirlenmesi kilit noktadır. Ayrıca bireyin eğitimi ve gelişimi ile ilgili olan herkesin koordineli olarak hareket etmesi gerekir. Özgüvenini destekleyici etkinler yapmak, gerektiği takdirde psikolojik destek almak da önemlidir.

Ebeveynlerin ön yargılarını bir kenara bırakması gerekir. Mutsuz ve başarısız bir çocuk yetiştirmek mi, yoksa ne ile mücadele ettiği bilen, kendi ile barışık, mutlu bir birey mi yetiştirmek daha önemli? Geleceği ile ilgili tercihleri sizin elinizde olan çocuğunuz için hangisine karar vereceksiniz? Elalemin ne dediğine mi, çocuğunuzun uygun şartlar altında gelişmesine ve ilerlemesine mi? Kişilerden ziyade sizin vereceğiniz kararlar önemli, lütfen bunu unutmayın. Hayatı boyunca yanında sizler olacaksınız, başkaları değil…

Disleksi bir öcü değil, mücadele edilemeyecek bir durum ise hiç değil. Disleksi tanısı olup da başarılı olan nice kişi var. Einstein, Edison, Mozart, Tom Cruise,  Sylvester Stallone, Picasso bunlardan bazıları. Disleksi başarıya engel değil. Başarıya engel olan önyargılarımız.

Disleksili birey sayısı azımsanmayacak kadar yüksek ve bununla mücadele eden ailelerimizin sayısı günden güne artıyor. Bu ailelerimizin yaşadıkları zorluklar ve mücadeleleri kendi içinde değerlendirmek gerekiyor. Zaman zaman kulak misafiri olduğum “onların da çektiği sorun mu?” gibi cümlelerin, yapılan kıyasların gerçekten ne kadar uzak olduğunu belirtmek isterim. Her tanı ve beraberinde getirdikleri kendi içinde değerlendirilmelidir, küçümsenmemelidir. Aksi takdirde hem kendimizi mutsuzluğa sevk ederiz hem de karşımızdaki insanları kırmış oluruz. Aslında aynı yolun farklı noktalarında aynı amaçla yola çıkmış yolcularız.

Her konuda farkındalılığınız bol olduğu, sağlıklı yarınlarda, farklı yazı konularında buluşabilmek dileğiyle…