ABA’nın en önemli özelliklerinden biri üzerinde çalışılan her davranışın datasını tutmak. Çünkü bu datalar bize yorumdan uzak, objektif bilgiyi sunduğundan bir sonraki adımımız için geribildirim rolü oynuyor.

Bazen çocuğun çok iyi gittiğini görüp devam ediyoruz, bazen de yerimizde saydığımızı görüp programı değiştirme yollarını arıyoruz. Birçoğumuzun yabancı olmayacağı bir örnek vermek gerekirse: Yeşil rengin öğretilmeye çalıştığı bir seansta çocuk 2 kere yeşil rengini doğru olarak gösteriyor. Aynı seansta bulunan iki terapist de anneye seans sonrası geri bildirimde bulunuyor. Data tutmayan terapist büyük bir olasılıkla anneye “çok başarılı bir seanstı, çocuğunuz bugün iki kez yeşil rengini doğru olarak gösterdi” diyor. Data tutan terapist ise şöyle bir geribildirimde bulunacaktır:

“Fena bir seans değildi ama hala istediğimiz seviyeye gelemedik. Bugün çocuğunuz yeşil rengi çalışmalarında %20’lik bir başarı gösterdi.”

Aslında iki terapist de tamamen doğru bir geribildirimde bulunuyor. Sadece data tutulduğunda 2 doğru cevabın aslında çocuğa sorulmuş 20 sorunun sadece ikisi olduğunu göreceksiniz. Çocuğunuzun her ne kadar o seansta 2 doğru cevap vermiş olsa da hala yeşil rengini öğrenme becerisinin başında olduğunu görüyoruz. Böylece bir sonraki seansta yeni renklere geçmek yerine en azından %80’lik bir performans alıncaya kadar çalışmalarımıza devam edecek, çocuğun performansını arttırmak için çeşitli yollar arayacağız. Data bize temeli sağlam bir çalışma yapmamızı sağlıyor. Yavaş da olsa sağlam adımlarla ilerleyen bir çalışma, hızlı ama sallanan temelli bir çalışmadan çok daha uzun soluklu olacaktır.

Kontrolü Yapılmamış Bir İşlevsel Davranış Analizi Bizi Her Zaman Doğru Sonuca Götürmeyebilir

ABA yaklaşımında experimental control dediğimiz, gözlemler sonucu vardığımız hipotezlerin doğruluğunun kontrol edilmesi aşaması çok önemli bir süreçtir. Çünkü kontrol etmediğimiz hiçbir hipotezden emin olamayız, olmamalıyız da… Bununla ilgili çok güzel hatta komik bir hikayeyi sizlerle paylaşmak isterim. Bir gün adamın biri camdan komşusunu görüyor. Komşusu akşamları bahçeye çıkıyor, ateş yakıyor ve etrafında davul çalarak, şarkılar söyleyerek dans ediyor. Ve bu ritüel her gece devam ediyor.

Adam sonunda merakına yenik düşerek komşusuna gidiyor ve her gece bu ritüeli niye yaptığını soruyor. Komşusu bu ritüel sayesinde vahşi kaplanları evinden uzak tuttuğunu söylüyor. Bunun üzerine adam komşusuna “Ama vahşi kaplanlar buraya binlerce km uzaklıkta” diyor. Komşunun cevabı ise şöyle oluyor “Evet, çünkü ritüelim işe yarıyor” diyor.

Bu hikayeyi örnek alırsak komşunun her yaptığı ritüelin işe yarayıp  yaramadığından emin olmak için ritüele bir süre ara verip kaplanların gelip gelmeyeceğini denemesi gerekirdi. Bunu yapmadığı için de, aslında kaplanların oturduğu alana gelmemesi üzerinde hiçbir etkisi olmayan ritüelinin işe yaradığı konusunda yanlış bir fikre sahip olmuş. Dolayısıyla her ne kadar hipotezlerimizden emin de olsak her zaman aklımızda “acaba”? sorusunu taşımalı ve işlevsel davranış analizi prosedüründeki kontrol aşamasını atlamamalıyız.