Güler yüzü ve pozitif enerjisi ile yıllardır ekrandan hepimizin severek takip ettiği değerli sanatçı Buket Dereoğlu ile sıcak ve samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

Sanatçı bir aileden geldiğinizi biliyoruz. Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Ailem sayesinde diyebilirim. Aslında hostes olmak istiyordum ama ilkokul zamanlarımda ailemin tiyatro oyunlarını defalarca izleyip, ezberleyip onlara oynardım. Sonraları baktım ki, başka bir meslek yapamayacağım. Babam eğer oyuncu olmak istiyorsam önce konservatuvarı bitirmem gerektiğini söyledi. Ben de öyle yaptım:)

Biz sizi daha çok televizyon çalışmalarınızdan tanıyoruz ama tiyatroya da çok kıymetli katkılarınız var. ‘Kelebekler Özgürdür’ oyunu da bunlardan biri. Bu oyun izleyicinin engelli insanlara bakış açını nasıl etkiledi?

Evet, yaklaşık 30 yıldır her sene ve sezon bir tiyatro oyunum oluyor, ama siz ekrandan daha çok biliyorsunuz. Çünkü TV’nin ve sosyal medyanın tanınırlığımız üzerindeki etkisi çok büyük. ‘ Kelebekler Özgürdür’ oyunu da ülkemizde bir çok kere farklı kastlar ile seyirciyle buluştu bu güne dek.

Görme engelli bir adamın aşırı korumacı annesi ilişkisini ve yeni tanıştığı hayat dolu komşusu “Jill” e olan aşkını görüyoruz. Görme, duyma ya da başka herhangi engeli olan bir insanın da diğer insanlar gibi duyguları olabildiğini, hatta bence engelsiz insanlara göre çok daha hassas, duygulu ve pek çok açıdan cesaretli olan “Don”un hayata bakışı bütün bu duyguları da birlikte sahneden izleyiciyle buluştuğunda insanların çoğu engelin aslında tamamen kendilerinin oluşturduğunu fark ettiler.

Oyunda engelli biriyle aşk yaşıyordunuz. Farklı gelişen bireylerin hikayelerini sahnede yer alması sizin için neden önemli?

Çünkü bu yolla bizler sahnede “Gerçekte olsaydı nasıl olurdu?”sorusunun cevabını veriyoruz. Bu yüzden önemli.

Farklılıklara saygı hayatınızda nasıl bir değer?

Elbette çok önemli. Sadece farklılık kişinin engelli oluşuyla değil pek çok bakımdan karşımıza çıkıyor bu hayatta. Ben hayatımda öz-üvey kavramım olmadığı gibi cinsiyet, yaş, din, dil gibi hiç bir farkı farklılık olarak görmüyorum.

Özverili bir tiyatro sanatçısısınız. Sahnede olmak sizin için neden önemli?

Mesleğimi çok seviyorum. İşimi yaparken kendimi istediğim şekilde ifade edebildiğim için mutluyum. Bu meslek sevmeden yapılamaz. Zorlukları ve sıkıntısı oldukça büyük. Ama verdiği keyif de paha biçilemez.

Son dönemde TRT1’de Türkan Hanım’ın Konağı projesinde sizi izleme şansı bulduk. Türkiye’de ilk kez yapılan çok farklı bir format. Biraz bu yeni çalışmanızdan bahseder misiniz?

Evet, Türkan Hanım’ın Konağı günlük program formatında ama içinde drama barındırıyor. Her gün konuk ağırlıyoruz ve bu misafirliği dizimize entegre ediyoruz. Bir şekilde bağlantısını kuruyoruz tabi ki. Konuk sohbetleri bizlerin dizideki karakterleri ama sohbet sırasında konuşulan her şey gerçek ve doğal.

Bu proje ile sayeniz hep yeni bir şeyler öğreniyoruz keyifle. Sizin de program sayesinde öğrenip keyif aldığınız şeyler oldu mu?

İnanın ben sette değilsem izlerken o kadar keyif alıyorum ki bazen hiç bilmiyormuşum gibi dinleyip izliyorum:)) Çok keyifli çok.

Hep çok dinamik ve güzelsiniz. Sırrınız ne?

Her şey den önce eğer çalışmıyorsam çok erken yatarım, alkol tüketimim hiç yok. Beslenmeme dikkat ediyorum ve çok sebze tüketiyorum ve c, b ve d vitamin takviyesi alıyorum.

 Anne olduktan sonra hayatınızda neler değişti?

Pek bir şey değişmedi. Sadece üç yıl kadar bir süre işime ara vermek zorunda kaldım.

Pandemi yaşamınızı nasıl etkiledi?

Bence herkes in kendine dönüp bakması gerektiği, beslenmemizden uykumuza tüm yaşamımıza yeniden bakmamıza sebep olan, değerlerimizin değiştiği, önceliklerimizin değiştiği bir dönem oldu. Bence insanlık için sınavları çok yorucu ve zorlayıcı olan bir okul dönemi gibi.

Pandemi döneminde mutluluk için ipuçlarınız var mı?

Kitap okumak, temizlik,ertelenmiş düzenlemeler… Ve daha çok düşünmek.

Sizce pandemiden sonra nasıl bir hayat bizi bekliyor? Ya da şöyle sorayım… Pandemiden sonra siz insanların bu yaşananlardan nasıl bir ders çıkarmasını diliyorsunuz?

Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak bunu önce hepimizin bilmesi gerekli. Su ve sabunun bu kadar çabuk yok ettiği ve fakat binlerce insanın ölümüne de aynı kolaylıkla neden olan gözle görünmeyen bir virüsün hayatımızı nasıl değiştirdiğini hepimiz gördük. Mesafenin hayatta ki önemi, ailenin kıymeti, paranınsa bir o kadar önemsiz olduğunu gördük. Kendimiz kadar başkalarına da değer vermenin önemini gördük. Aslında baştan beri yapmamız ve görmemiz gerekenleri gördük.