Bu öyküde ilginç olan şey, eşcinselliğin ‘ötekilik’ sınıflandırmasında otizmle birlikte yer almasıdır.”

Beyaz Kurbağa (White Frog), yönetmenliğini Quentin Lee’nin yaptığı, senaryosunu Ellie Wen ve Fabienne Wen’in  birlikte yazdıkları, 2012 yapımı bir Amerikan filmi. Amerika’da yaşayan, Vietnamlı, varlıklı bir ailenin dramı anlatılıyor. Ailenin etnik kimliği “Amerikalı Asyalı” olarak niteleniyor. Nitekim film; 2013’ten önce “San Francisco Uluslararası Asya Amerikan Film Festivali” olarak bilinen ve daha sonra “CAAMFest” adını alan, her mart ayında bu tür filmlere ev sahipliği yapan festivalde de gösteriliyor. Ayrıca Filedelfiya Asya Amerikan Film Festivali’nde (Philadelphia Asian American Film Festival) “En İyi Anlatı” ödülünü alıyor. Beyaz Kurbağa’yı otizm öyküleri yelpazesi içinde görünür bir yere koymakta fayda var. Niye derseniz, onca filmden sonra ilk kez “eşcinsellik” olgusuna yer veren bir otizm anlatısına rastlıyorum. Zaten film, künyesindeki LGBT vurgusuyla tanıtılıyor. Bu öyküde ilginç olan şey, eşcinselliğin “ötekilik” sınıflandırmasında otizmle birlikte yer almasıdır. Daha açık biçimde ifade edersem; yönetmen öteki kavramını farklı etiketleri kucaklayacak biçimde kullanmayı tercih etmiş: Otizmli kişi, eşcinsel bir genç, Amerika’da yaşayan Asyalı bir aile… Her biri “öteki” kategorisi içerisinde yer alıyor. Bu arada bu ötekilik biçimlerinin farklı düzeylerde kınandığını, yadsındığını söylemek gayet uygun olur. Günümüzdeki göç politikalarının da gösterdiği gibi; bir Asyalı göçmenle bir Avrupalı göçmenin ötekiliği arasında epey fark vardır. Bu bağlamda bir eşcinsel birey ile bir otizmli bireyin ötekileştirilme nedenleri ve düzeyleri de farklılık gösterir. Bu noktada filme özgün bir nitelik kazandıran şey; anlatının, izleyiciye ötekiliğin herkes için geçerli olabileceğini hatırlatmasıdır. Her birimiz, toplumsal ve kültürel ana akım okumaların kurbanı olabiliriz kolaylıkla. Ve oluruz da. Kimimiz Asperger Sendromlu olduğu için, kimimiz çoğunluğun “evet” dediği yerde “hayır” dediği için. “Beyaz Kurbağa” olmak ya da olmaya zorlanmak o kadar da zor değildir.

Şimdi öyküye geçelim. Film hareketli bir şarkının eşlik ettiği şu görüntüyle açılır: İki katlı, güzel bir evin penceresinde dışarıyı izleyen bir delikanlı vardır. Gencin yüzü, sokaktan bisikletiyle eve dönen ağabeyinin görünmesiyle aniden değişir; Nick heyecanla ona doğru koşar. Otizmle ilgili bir forumda filmin eleştirisini yapan Ben Calandruccio, bu sahneyi şöyle yorumlar:

“İlgimi çeken şey, iki kardeşin ilişkisinin verilme biçimi. Aile üyelerinden birini bekleyen ve görünce aşırı heyecanlanan bir köpek gibidir, Nick … Dışarıdan mükemmel görünen bir ailenin dağılmaya başlamasıdır, dram. Aile üyelerinin bu ani kayıpla farklı yollardan mücadele ettiğini gösterirken, nasıl dramatik olcağını bilen bir film, Beyaz Kurbağa.” (Calandruccio, 2018)

Bu yorumdaki köpek benzetmesi pek yerinde olmamakla birlikte; otizmli Nick’in ağabeyine olan bağımlılığına ve sadıklığına bir gönderme olarak okunabilir. Hatta otizmli kişilerde rastladığımız saf sevginin, “çıkar” fikrini anlamayacak kadar doğrudan ve doğal oluşlarının “hayvanlardaki çıkarsızlıkla” benzeştiği söylenebilir. Nitekim filmin sonlarına doğru Nick’in kendiliğindenliği; her daim “mükemmel evlat” olarak benimsenmiş olan Charlie’nin ağzından ilk kez övülecektir. Bu ilk kareye açtığımız geniş parantezden sonra, öyküyü özetlemeye devam edelim: Charlie (Chaz) lise birinci sınıfa giden, ailesi tarafından övülen, sevilen bir gençtir. Nick ise onun küçük otizmli kardeşidir. Bu cümleden de anlaşıldığı üzere, ailenin zayıf halkası Nick’tir. Chaz onun her daim koruyucusudur. Aile içindeki rol dağılımı bu biçimdedir. Anlatının başında, Chaz’ın okul ödevlerini yapmaktan usanmış olan Nick’in sızlanmaları, ağabeyi tarafından şu sözlerle savuşturulur:

“Okulda ayakkabına işeyen çocuğu kim dövdü? Dışarı çıktığımızda yalnızca ekmek yemek isteyen seni, annem ve babamdan kim korudu? Hadi ama. Biz bir takımız,”. Nick ödevleri yapmayı kabul eder ancak şöyle yanıt verir. “Keşke geri zekâlı olsaydım. O zaman aptal ödevlerini yapmak zorunda kalmazdım,”. Anlatı bu diyalog yardımıyla bize şunu söyler: Nick otizm spektrumunun “zeki olanlar” kanadında yer almaktadır. Yani Nick bir Aspergerlidir. Nick ve Chaz’ın odadaki konuşmaları biter ve Chaz cuma çalışma grubuna gitmek üzere evden çıkar. Okul arkadaşı Randy kırmızı lüks arabasıyla onu almaya gelmiştir. Nick onlarla takılmak istediğini söyler: Beni de alın, der. Randy’nin yanıtı şöyledir: “Gelebilmen için sosyal yeteneklerinin olması lazım,”. Burada örtük bir aşağılama vardır. Otizmli kişilerin sosyal yetilerden muaf olduğu düşünülür. Ancak toplumsal kabuldeki bu tespit mutlak bir gerçeklik değildir. Zira fırsat verildiğinde, otizmli bireylerin kendilerine özgü biçimde sosyal davranışlar edinebildikleri görülür. Anlatının ilerleyen kısmında, Nick oldukça başarılı bir poker oyuncusuna dönüşecektir. Chaz, kardeşinin bu biçimde aşağılanmasından rahatsızlık duyar ve onun daha fazla üzülmemesi için Randy ile gitmez. İki kardeş bahçede basketbol oynarlar. Sonra Chaz bisikletine atlayıp arkadaş grubuyla buluşmaya gider. Nick gece olduğunda ödevleri bitirmiştir ve uyumaya gitmiştir. Gecenin ortasında bir telefon sesi evin sessizliğine ok gibi düşer. Oliver Young (Baba) ve Irene (Anne) gelen haberle hastaneye koşarlar. Nick uyanır ve onları kapı önünde oturarak bekler. Anlatı geceden sabaha bir mezarlık görüntüsüyle geçer. Chaz sarhoş bir sürücünün kurbanı olmuştur ve trafik kazası sırasında ölmüştür. Cenaze konuşmalarını işitiriz. Yeniden gece olduğunda, Nick kardeşiyle birlikte oldukları çerçeveli bir fotoğrafı eline alarak ağlar. Acısı çok büyüktür. Ağabeyinin uzantısı gibi kavradığı kendi varlığı dağılıp yok olmuştur. Kısa bir süre sonra, aile hiçbir şey olmamış gibi, hayatlarına devam ettikleri yanılgısı içinde “göstermelik bir normalliğe” döner. Chaz’ın odası boşaltılmıştır ve eşyaları çöpe atılmıştır. Nick bomboş odayı görüp bu gerçekle yüzleştiğinde öfke nöbeti geçirir ve evlerinin önündeki üç dev çöp konteynerini yere boşaltır (12.45). Daha sonra annesinin odasında bulduğu giysileri üst kattan aşağı atar. Bu yüksek eylemlilikten sonra Nick’i yoğun bir durgunluğa hapsolmuş vaziyette görürüz. Artık Nick bir psikoloğa gitmektedir. Orada da sessizliği sürer. Chaz’ın ölümüyle büyük bir değişime açılan hayatın öznesi henüz farkında olmasa da

Nick’in kendisi olmuştur. Nick rüyasında kendisini tek başına basketbol oynarken görür ve birden ağabeyi yanına gelip kulağına bir şeyler fısıldar. Bu ilk rüya, aslında Nick’in kişisel bilinçaltındaki ruhsal malzemeden yardım almaya başladığını gösterir. Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’a göre:

“Rüyaların büyük çoğunluğu ödünleyicidir. Ruhsal dengeyi sağlamak için daima diğer tarafa ağırlık verirler. Fakat ruhsal durumun ödünlenmesi rüya resminin tek amacı değildir. Rüya aynı zamanda bir zihinsel düzelticidir,”. (Jung, 2015: 56) Bu bağlamda Nick’i kardeşinin ölümünün ardına bakmaya iten, kendi içsel uyaranlarıdır. Bu içsel hareket daha sonra yaşamına yansıyarak onu zorlu bir yolculuğa çıkaracaktır. Nick çok geçmeden kendini Chaz’ın yakın arkadaş grubunun içinde bulacaktır. Doug, Randy, Cameron ve Ajit’ten oluşan bu erkek kulübü ilk başta onu istemeseler de, kısa bir süre içinde ona alışırlar. Chaz’ın cuma çalışma grubu dediği etkinliğin gerçekte bir “poker gecesi” olduğu anlaşılır. Artık Nick tuhaf biçimde Chaz’ın yerine geçmiştir. Annesi bu özel gecelere, bu buluşmaları bir tür sosyal dayanışma sanarak izin verir. Ancak Nick’in kendi seçimleri olmasına izin verilmez. Nick’e sorulmadan onun doğum gününe komşu çocuklar çağırılır. Herkes pasta yiyerek ve televizyon izleyerek eğlenir. Ancak Nick masanın altına girer ve babası gelip onu bağırarak kolundan çekene kadar orada kalır. Nick’in ters giden şeyleri dışavurması daima engellenir. Babası ona karşı oldukça anlayışsızdır. Annesi ise Chaz’ın kaybının acısını gizlice yaşamaktadır. Bu arada psikologla seanslar giderek daha iyi hale gelir: Dr. King, Nick’e şöyle der: “Ölü insanlar istedikleri gibi gelip giderler” ve ölmüş annesinin taklidini yaparak onu güldürür. Nick, kusursuz görünen her şeyin ardında kimi eksikler olduğunu anlamaya başlamıştır. Kısa bir süre içinde Nick kumarda iyice ustalaşır; yüzü hiç renk vermediği için rahatlıkla blöf yapabilmektedir. Üstelik onun bu yeteneği grup içinde tuhaf bir saygınlık elde etmesine neden olur. Grubun bir parçası olmasıyla, sırlar ona açılmaya başlar. Ağabeyi Chaz’ın kumardan kazanmış olduğu yüksek miktarda parası olduğunu öğrenir. İlk sorusu şudur: “Hep o kazandıysa, onca para nereye gitti?”. Bu grup konuşmaları sırasında Nick’in tanımlandığını işitiriz: “Çocukta Asperger Sendromu var. Rain Man gibi,”. Sanki Nick yavaş yavaş bir bireye dönüşmektedir. Nick’in sorusuna yanıt gelir: Chaz, adını sonradan “Firehouse” koyduğu bir toplum hizmet binasında, nette oynamış olduğu kumarın cezası olarak 50 saatlik hizmet yapmıştır ve bu süre dolduktan sonra da oraya gitmeyi sürdürmüştür. Bu kuruma 20 bin dolardan fazla para bağışlamıştır. Kumardan ne kazandıysa, buraya getirmiştir. Bu bilgilerle eve dönen Nick, Chaz’ın saklı kalmış isteklerine doğru yelken açar. Anne ve babasına “Firehouse” sözcüğü ile Chaz arasında nasıl bir bağ olduğunu sorar. Baba suskun kalmayı tercih ederken, annesi yanıtlar: “Siz çok küçükken sizi pazar günleri sahile götürürdük. Sahilin adı buydu. Hava kararınca evsizler, içinde uyuyacakları karton kutuları çıkarırlardı. Chaz hep sorardı: ‘Neden onları da evimize götürmüyoruz, anne?’ ve bir gün bir itfaiye evi alıp herkes için açık tutacağını söylerdi,”. Nick ikinci rüyasını görür: Rüyada Chaz ile birlikte kaldırıma oturmuş adam asmaca oynarlar. Chaz elindeki tebeşirle asfalta çizgiler çizer ve Nick’e sözcüğü bulması için ipuçları verir. Nick sorar: “Şifren ne?”. Nick uzun zamandır ağabeyinin posta kutusuna erişmek için onun şifresini aramaktadır. Ne kadar şey denediyse de, sonuç alamamıştır. Sonunda Nick’in ısrarına dayanamayan grup üyelerinden biri onu Firehouse’a götürür. Böylece Nick, Chaz’ın uzun vakitler geçirdiği bu yere olan merakını bir ölçüde giderir. Duvarda, buranın yöneticiliğini yapan Miss Lee ile Chaz’ın yan yana resimlerini görür. Bu arada evlerine bir mektup gelir. İrene, üzerinde “Mr. Charles Young” yazan mektubu açar. Oğlu, Stanford Üniversitesi’ne kabul edilmiştir. Acı içinde mektubu küçük parçalara ayırır (46.06). Sonraki sekansta, Nick ve kırmızı arabalı genci (Randy) mezar başında görürüz (46.27). Nick artık bir sosyal çevreye ait olmuştur. Doktorla yapılan seanslar işe yaramaktadır; Nick doktoruna gerçek duygularını açar: “Chaz, normal hissetmemi sağlayan tek kişiydi,”. Anlatı, burada olduğu gibi, sıklıkla normal kavramını masaya yatırır. Aslında “normal” diye mutlak bir kategori yoktur. Normal olduğunu varsaydığımız olaylar, olgular ya da fenomenler kişiden kişiye, zamandan zamana, algıdan algıya değişir. Baba Oliver zaten pek de benimsememiş olduğu küçük oğluna karşı acımasızdır ve ona “Normal olmaya çalış,” diyerek baskı yapmaktadır. Anlatı, Baba Oliver’a bir parantez açar. Oliver ile papaz arasındaki diyalog, Young Ailesi’nin psikolojik dinamiklerini anlamak açısından oldukça açıklayıcıdır. Kilisedeki bu konuşma, babanın neye inanacağını şaşırdığını ve kendisine karşı dürüst olmadığını izleyiciye gösterir. Karşılıklı konuşma şöyledir:

Bazen hastanede bize yanlış çocuğu verdiler diye düşünüyorum. İnternette böyle birçok olay okudum. Ne benim ailemde, ne de eşimin ailesinde, kimsede Nick’teki problem yok. Yaşı büyüdükçe bize daha az benzemeye başladı. Çinli’ye bile benzemiyor / Bence Chaz’e çok benziyor (Papaz) /Aptalcaydı; DNA testi bile yaptırdım. İrene annem gibidir; başkalarına gelen mektupları açmak gibi kötü bir huyu var / Çok üzülmüş olmalı (Papaz) / Benim oğlum olduğunu biliyorum. Yine de onu Chaz’ın gölgesi olarak görmekten kendimi alamıyorum. Acımasız bir şaka gibi, Chaz öldü. Benim cezam buydu / Ne için? (Papaz) / Belli değil mi?

Seyirci böylece babanın otizmli oğlu Nick’i kabul etmediğini anlar. Ne otizmi, ne de Nick’e has mizacı benimser, Oliver. DNA testi yaptırmış olması da eşine olan güvensizliğini dahası kendi reddini ortaya koymaktadır. Zaten bunca film içinde; bu biçimde kavramsallaştırılmayan çok az “baba” rolüne rastlarız. “Okyanus Cenneti” gibi filmler istisna olarak görülmeli. Bu bağlamda net biçimde dile getirebiliriz ki; çocuğunun “eksik/kusurlu” olduğunu varsayan hiç bir baba ailenin sorumluluğunu almak istemez ve içinde biriken öfkeyi, suçluluk duygusunu çoğunlukla eşine, ailedeki bir başka bireye yükler. Gerçek hayat bu tür örneklerle doludur. Bu gerçeklik, diğer pek çok otizm temalı hikâyeyle örtüşmektedir aslında. Bu arada biz, insanlar çoğunlukla “gölge” kavramını olumsuz kullanırız. Bir ağacın gölge yapması yoğun sıcaklarda çok iyidir. Ama aynı ağaç, deniz manzaramızı bölüyorsa, iş değişir. Hele bir kişiye, diğerinin gölgesi diyorsak; gölge tümüyle olumsuzlanır. Oysa Jung, gölgenin güneşin içinde olduğunu söyler ve ekler: “Güneş ve gölgesi işi mükemmelleştirir,” (Jung, 114) Nitekim ailenin gerçeklerle yüzleşmesi ve bozulan aile dengesinin düzenlenmesi “Gölge” olarak nitelenen ve aşağılanan Nick sayesinde gerçekleşecektir.

Anlatı “Gölge”nin içinden birçok sır doğurur. Bu sırların başında da Chaz’ın eşcinsel kimliği vardır. Chaz’ın yakın arkadaşı Randy, Nick’e yaşama uyum sağlaması için yardımcı olmaktadır: Nick ondan araba kullanmayı öğrenmektedir. Sürüş testi yaptıkları bir gün, torpido gözündeki kullanım kılavuzundan Randy ve Chaz’ın samimi olduklarını gösteren fotoğraflar çıkar. Nick büyük bir hayal kırıklığı yaşar (59.58). Randy, ona birbirlerini çok sevdiklerini anlatsa da, Nick için eşcinsellik kabul edilemezdir. Randy isyan eder: “Geyim. Ne olmuş? Suç mu?” ve devam eder: “Senin gibi ve homofobik ailen gibi insanlar yüzünden, başkalarının yanında el ele bile tutuşamadık,”. Anlatı, normalliği bir kez daha sorgulamaya açar: Otistik kişi normal midir? Eşcinsel kişi normal midir? Homofobi normal midir? Bu sekanstan sonra, Randy grup arkadaşlarına kendisinin ve ölmüş arkadaşları Chaz’ın eşcinsel olduğunu duyurur (1.04.06). Önce çok şaşırırlar, hemen sonra onunla ilgili temel gerçeği kabul ederler. Bu arada Young Aile’sinin evinde kavga vardır: Nick, ebevenlerine ağabeyinin eşcinsel olduğunu açıklar: “Kusursuz Chaz’ınız geymiş ve siz bunu bilmiyorsunuz bile,”.  Ancak Baba Oliver bu gerçeği duymaya hazır değildir, Nick’i bağırarak tokatlar. Nick dayak yese de susacak değildir; Chaz’la ilgili öğrendiği ne varsa hepsini onlara püskürtür. Chaz aynı zamanda bir kumarbazdır, “Firehouse” adındaki sosyal gençlik hizmet merkezinde kimselerin bilmediği bir hayatı olmuştur. Ayrıca çocukların ve gençlerin itiraf etmeye ihtiyaç duydukları şeyler için “Video Günlükleri” projesini başlatmıştır. Nick bu itiraflarından sonra sessizce pencereden çıkarak evden kaçar. Böyle yapmakla, kendisini ciddiye almayan ebeveynlerine “yokluğunu” sunmaktadır. Oliver ve İrene çifti doğrudan Firehouse’a giderler. Ancak Nick orada değildir. Üstelik merkezin yöneticisi Miss Lee’nin de eşcinsel olmasından rahatsızlık duyarlar. Ayrıca video günlüklerinden halka açık bir gösteri yapılacağını öğrendiklerinde, bu gösterinin içinde Chaz’ın da itirafı olacağını sanarak buranın kapanması için harekete geçerler. İşler çığırından çıkmıştır. Chaz’ın hayattaki en büyük projesi olan Firehouse kapanmak üzeredir. Bunun üzerine Randy, ünlü bir avukat olan babasından yardım ister. Ancak yardım alabilmesi için ona gey olduğunu söylemek zorunda kalır. Babası hiç şaşırmaz çünkü gerçeği biliyordur (1.12.45). Çok geçmeden Firehouse’ta iki grup oluşur: Bir taraf Young Çifti ve onların akrabası Avukat May, diğer tarafta Randy, Avukat babası Ira Goldman ve Firehouse üyeleri vardır. Young Çifti oğullarının anısına leke sürülmeye çalışıldığını iddia etmektedir. Buradaki “leke” sözcüğü “namus” kavramına işaret eder. Anlatı, hem “homofobik” tutumlara eleştiriyle yaklaşır hem de eşcinselliğin toplum tarafından “namussuzluk” olarak algılandığının ve bu algının yanlış olduğunun altını çizer. Bu iki grup arasındaki konuşmalar yine “anormallik” kavramının sorgulanmasına hizmet eder. Miss Lee, Chaz’ın kendisi gibi olduğu tek yerin burası olduğunu söyler ailesine. Ancak Anne İrene duyduklarını yok sayar. Bu sırada sokaklarda dolaşan Nick evsiz bir çiftle karşılaşır. Oturduğu bankta onunla sohbet ederler. Evsiz Adam Jim ona şöyle der: “Herkese yalan söyleyebilirsin ama kendine asla,”. Sonuçta bu diyalogdan harika bir sonuç çıkar: Jim’in ısrarıyla, Nick aradığı şifreyi bulur: “Nick’i Seviyorum” ve böylece karşısına Chaz’ın e-posta kutusu çıkar. Chaz bir video günlüğü kaydetmiştir: “Bir balonun içinde yaşıyorsun ama sen rol yapmıyorsun, Nick. Bu özelliğini hep çok kıskandım. Asperger sendromlu kişilerin iletişim kuramadığını söylerler. Yanılıyorlar; gülüyorsun, küsüyorsun, yerde yuvarlanıyorsun. Sadece kelimelerle değil, ruh halinle de iletişim kuruyorsun. Yakında herkese gey olduğumu söyleyeceğim. İşler boka sardığında, senden bana arka çıkmanı isteyeceğim. Seni seviyorum kardeşim,”. Nick bu kaydı dinledikten hemen sonra, koşarak

Firehouse’a gider. Ailesi ile orada yeniden yüzleşir. Sonunda annesi İrene orayı kapattırmaktan vazgeçer ve itiraf eder: “Ben Chaz’ın durumunu biliyordum. Üzerinde düşünmezsem, gerçek olmaz sandım,”. Gösteride Chaz’a ait bir bölüm de vardır: Chaz şöyle konuşur: “Büyükannem Vietnamlı insanların eskiden hindistancevizli kurbağa yediklerini söylerdi. Yavru kurbağayı hindistancevizinin içinde epey bekletirlermiş ve böylece birkaç hafta sonra oradan kör, beyaz bir kurbağa çıkarmış ve eti çok yumuşak olurmuş. Hayatımda uzun bir süre o kör, beyaz kurbağa gibiydim. Bir hindistancevizi içinde yaşamayı hak etmiyorum. Kimse böyle bir şeyi hak etmez,” (1.26.51). Ekrandaki bu konuşmanın bir yerinde sahneye Nick çıkar ve kardeşinin ekrandaki donmuş imgesinin yerine kendi geçerek, konuşmayı seslendirmeye devam eder. Sanki ağabeyinin hayattayken seslendiremediklerini o duyurmaktadır. Sonra hayatı boyunca deneyimlediği bu özdeşleşmeden sıyrılarak, kendisi olur. Kendi olarak konuşur: “ Chaz geydi ve bende de Asperger Sendromu var. Ama Chaz’a katılıyorum. Ben beyaz bir kurbağa değilim ve olmayacağım. Ne kadar farklı ya da garip olsam da. Neden biliyor musunuz? Herkes farklıdır,”. Annesi ve babası gözyaşları içinde dinlerler Nick’i. Herkes alkışlar. Nick hayatında ilk kez kamu önünde konuşmuştur ve kendi düşüncelerini dışa vurmuştur. Bunu yapmakla hem ağabeyinin olduğu kişiyi onurlandırmıştır, hem de kendi ötekiliğinin herkesin varlığında karşılığı olduğunu duyurmuştur. Film, Nick’in ailesi ve arkadaşlarıyla kucaklaşmasıyla son bulur.

Beyaz Kurbağa, öteki kavramını cinsel kimlikten, etnik kimliğe dek geniş bir yelpazede ele almasıyla ve anlatının merkezine otizmli bir genci yerleştirmesiyle başarılı bir filmdir. Her daim mavi gömlek giyen Nick filmin sonunda kavuniçi bir gömlekle kimliğine kavuşur.  Bu, gölge olmaktan çıkıp kendi yaşam enerjisini kucakladığını gösterir. Sembolizmi yüksek bu filmin, alnının akıyla otizm temalı filmler listesine girmeye hakkı var.

 

KAYNAKLAR:

Calandruccio, B. (2018). “Film Review – White Frog”,

https://www.autismspectrum.org.an,

Jung, C. G. (2019). Maskülen / Erilliğin Farklı Yüzleri, İstanbul,

Pinhan Yayıncılık.