İlişkilerimizde, amaçlarımızda anlam bulmak, hayatın pozitif yönlerine odaklanmak için bir adım atıyoruz bu sayfa ile…

Merhaba dostlar,

“Bardağın dolu tarafını bize en iyi kim anlatır?” diye düşünürken aklıma hemen Twitter arkadaşım Acerakis geldi.

Adını tanıştıktan aylar sonra öğrendiğim arkadaşım Burak…

Günümüzün arkadaşlıkları bile ne kadar farklı değil mi? Sosyal medyada denk geliyor, biriyle tanışıyorsun… O ilk anda senin için yalnızca bir ‘takma isim’, yüzünü bile görmüyorsun. Profilinde bir fotoğrafı var, belli belirsiz, hayal gibi önceleri. Sonra konuşmaya başlıyorsun, onun yazdıklarını okuyor, bazen oradan birbirine takılıyor, şakalar yapıyor, bazen birbirini eleştiriyorsun.

Sonra zamanla karşındaki insanla ortak yönlerini keşfetmeye başlıyorsun. Meğer hayat seni belki de hiçbir zaman karşılaşmayacağın biriyle, aklına hayaline bile gelmeyecek bir biçimde ortak bir kaderde arkadaş kılmış. Burak’la ben henüz birbirimizin yüzünü bile görmedik, çünkü iki ayrı ülkede yaşıyoruz ama arkadaşlığımız çoktan o sınırları aştı bile…

Bardağın dolu tarafına bakmaya çalışan herkesle birbirimize her köşemizden tutunduğumuzu düşünüyorum. Belki de sosyal medyayı bu anlamda yeterince verimli de kullanamıyoruz. Sosyal medyada da bardağın bir dolu tarafı var. Bir araya gelebileceğimiz, güç birliği yapabileceğimiz, on binlerce, milyonlarca insan var oysa. Birlikte hareket etsek çok şeyi değiştirebilecek, koskoca dağları delebilecek kadar kalabalığız…

Lafı çok uzatmadan sizleri Burak’ın cümleleriyle baş başa bırakıyorum.

Sevgili Burak, bir gün aynı amaç etrafında, yüz yüze konuşmak, söyleşmek üzere… Yazdığın bu güzel yazıyla kalbini tüm dostlarımıza açtığın için teşekkürler…

Sedef Erken

Yazılarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz.

BARDAĞI DOLDURMAK…
Otizmli değil, down sendromlu bir çocuğa sahip olsam da sizler ve tüm özel çocuk sahibi ebeveynlerle ortaklaşan sayısız noktalarımız var. Öncelikle, hayatımızın bu en tarifsiz sürpriziyle karşılaştığımız anın o sendeletici dönemi muhtemelen birbirimizden pek farklı değil.

“Bardağın dolu tarafına bakıp bakmamak” meselesi, aslında bardağı nasıl dolduracağımızı bilmemekten kaynaklanıyor.

Bizim adresimize ilelebet uğramayacağını zannettiğimiz o “hayat”, yaşamımızın tam ortasına çöreklenene dek yüzeysel olmaktan da öte sığlıkta, bilgisiz, habersiz olduğumuz bu özel çocuklara dair cehaletimiz, bardağı dolduramayışımızın en büyük sebebi. Bu cehalet o denli ürkütücü bir canavar ki, ne menem bir vakayla karşı karşıya olduğumuzu bilmemenin çaresizliği soğuk zincirler gibi sarmalayıveriyor ruhunuzu.

Bardak halen boş… Sonra araştırmaya, öğrenmeye, bilgilenmeye başlıyorsunuz. Bardak yine dolmuyor, ama her zerresinin sesi kulakları çınlatan bir gürültüyle damlamaya başlıyor. Kendi canınızdan, ruhunuzdan üflediğiniz bu “farklı” insanın gezegenine yolculuğa başlıyorsunuz. Hekimlerin anlattıkları yetmiyor, internet okyanusunda soluksuz keşiflerle sabahlıyorsunuz.

Bardak biraz daha hızlı dolmaya başlıyor…

Anlıyorsunuz ki, eksik, hasta ya da anormal sıfatlarının yakınından dahi geçmeyen, sadece o güne dek bildiğiniz öğrendiğiniz ezberleri bozan “özel” bir sürprizle karşı karşıyasınız.

Öğrendikçe, sizin harmanınızdan dünyaya gelen o çocukla aranızdaki mesafe, korkularınız, endişeleriniz azalıyor. Zihninizdeki muhtelif ses ve gürültüler, tempolu ve hatta keyifli bir armoniye dönüşmeye başlıyor. Çünkü bilgi, anlamanızı ve dokunabilmenizi sağlayan yegane mucize.

Bardakta artık neredeyse dudak payı dahi yok, zira ‘boş taraf’ zannedilenin sizle aynı bilgi derinliğine sahip olmayanların yarattıkları manasızlık olduğunu görmeye başlıyorsunuz.

Yine de bu yeni dünya ile ne denli tanış, ne denli bilgili ve derinlikli olursanız olun, “normal” denilen o eski dünyanın düzeni kalbinizi didikliyor elbet.

“Çocuğum sevdalanacak, o zaman ne olacak? Yüreği ne kadar incinecek?” dahil, sayısız “acaba” kuşatıyor beyninizin çeperlerini. Aradan çok zaman geçmeden anlıyorsunuz ki, bu suallerin de cevabı aslında sizsiniz. Siz o özel çocuğu nasıl ve neyle yoğurursanız, mantığı da, kalbi de öyle şekillenecek çünkü. Özel çocukların diğerlerinden en önemli farkları da bu sanırım.

Toprak gibiler… Verdiğiniz emekçe karşılıkları oluyor hayatta da. Sosyal etkenler ya da insan ilişkileriyle olumlu ya da olumsuz sarsıntılara maruz kalarak erozyona uğrama şansları pek yok. Siz ne kadar dokunabilirseniz, o da hayata kendini o kadar renkli ya da mat gösterecek. İşte tam da bu yüzden yorucu, hem de çok yorucu ama bir o kadar da keyifli bir emek yolculuğuna çıkacaksınız ötesi yok.

Demem o ki, bilgisizlik en büyük korkuların harlayıcısı. Hele de bu bilgisizlik hayatınızın en eşsiz rengi olması adına heyecanla kollarınızı olanca genişlikte açarak beklediğiniz evladınızsa, daha da derin ve ürpertici.

İşte bu keskin virajı hasarsız dönebilmenin yolu öncelikle sükunetinizi bir an evvel sağlayıp öğrenmekten, anlamaktan geçiyor, bardak tazyikle dolmaya başlıyor.

Anlıyorsunuz ki, özel olan sadece çocuğunuz değil. Bu eşi benzeri olmayan patikada ilerlerken siz de tüm sahip olduğunuz kimliklerden arınıp, onunla “özel” bir hale geliyorsunuz.

Meğer bardak sizmişsiniz, içindeki ise hayatınızın ta kendisi…

Acerakis

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir